Sonu ZAL ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "zal" olan, toplam 22 adet kelime bulunmaktadır. Sonu zal ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında zal olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde zal olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

9 harfli kelimeler

PARANAZAL

8 harfli kelimeler

PEKMEZAL

7 harfli kelimeler

İPTİZAL

6 harfli kelimeler

PANZAL, HAVZAL

5 harfli kelimeler

GAZAL, TEZAL, SÖZAL, SEZAL, KAZAL, HIZAL, HAZAL, GÖZAL, GOZAL, BOZAL, BİZAL, NAZAL, İNZAL, İBZAL, BAZAL

4 harfli kelimeler

ÖZAL

3 harfli kelimeler

ZAL

Bazı kelimelerin anlamları

ZAL

Deli.

HAVZAL

Buğdayın işe yaramayan kısmı. Elenen, ayrılan şeylerin kalıntıları, kötüleri. Kömür tozu kırıntısı. Ufak taşlı, kumlu toprak. Su yosunu. Mısır yaprağı. Kömür tozu.

HAZAL

Kuruyup dökülen ağaç yaprağı. Kuruyup dökülen ağaç yaprakları.

TEZAL

"Çabucak al" anlamında kullanılan bir isim".

İPTİZAL

Bayağılaşma, ayağa düşme. Bir şeyi sürekli olarak kullanma.

GOZAL

Buğday, toprak ve benzerleri şeyler elenen iri gözlü büyük kalbur.

KAZAL

Sonbaharda dökülen yapraklar, gazel. Mısırın sap ve yaprakları. Kapçık. Kesilmiş ve kurumuş yapraklı dal.

GAZAL

Ceylan.

PANZAL

Yemeni yaparken dize geçirilen iki ucu birbirine dikilmiş bir çeşit kayış.

SEZAL

Sezgili kimse.

SÖZAL

"Söz iste, konuş" anlamında kullanılan bir isim".

PEKMEZAL

Kula ile doru arasında bir at donu.

GÖZAL

Buğday, toprak ve benzerleri şeyler elenen iri gözlü büyük kalbur. "Niteliklerinle ve güzelliğinle ilgi topla" anlamında kullanılan bir isim".

HIZAL

Hile.

BOZAL

Boz keçi.

PARANAZAL

Yüz ve üst çene kemiklerinde bulunan hava boşlukları.

  -   -   -  

Anlamında ZAL bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ZAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ANDROPOZ

Erkeklerde, er bezlerinin salgıladıkları hormon miktarının giderek eksilmesi sonucu cinsel gücün azalması, yaş dönümü.

AVARIZ

Kazalar, belalar. Engebe. Osmanlılarda önceleri yalnız olağanüstü durumlarda, sonraları ise sürekli olarak halktan toplanan vergi.

ACIMASIZCA

Acımasız olarak, acımasız bir biçimde, acımasızcasına, zalimce, zalimcesine, zalimane.

ANANAS

Ananasgillerden, sıcak ülkelerde yetişen bir ağaç (Ananas sativus). Bu ağacın çam kozalağına benzeyen, iri, güzel kokulu, lezzetli meyvesi.

AZALTMA

Azaltmak işi.

BİLYE

Çocukların oynamak için kullandığı taş, maden, toprak, cam vb.nden yapılmış küçük yuvarlak nesne, misket, cıncık, zıpzıp. Motorlu taşıtlarda dönme veya sürtünme etkilerini azaltmak, aşınmayı ve enerji yitimini önlemek için göbeklerdeki yataklara yerleştirilen, çoğunlukla çelikten, küçük yuvarlak.

BUDAMAK

Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacıyla ağaç, asma vb.nin dallarını kesmek, kısaltmak. Bir şeyi eksiltmek, azaltmak. Güreşte rakibinin ayaklarını bir ayak oyunu veya vuruşu ile yerden kesmek. Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dallarını kesmek.

AMANSIZ

Aman vermez, acımasız, cana kıyıcı, hoşgörüsüz, gaddar, zalim, biaman.

ALÇALTMAK

Alçak duruma getirmek. Değerini azaltmak.

BOZULMAK

Bozma işine konu olmak. Dağılmak, bozguna uğramak. İyi ve değerli niteliğini yitirmek. Bir şeye kızmak, içerlemek. Taşıt arızalanmak. Yiyecek kokmak, yenilemeyecek duruma gelmek, ekşimek. Sağlığını yitirip zayıflamak.

AKSEPTANS

Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi. Poliçelerin üzerine "kabulümdür" biçiminde yazılarak altı imzalanan açıklama, kabul.

BUNALIM

Doğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz. Tehlikeli sonuç doğurabilecek gerginlik, buhran, kriz. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü, depresyon. Bir hastalıkta iyileşme veya ölümle sonuçlanan, birdenbire ortaya çıkan fizyolojik değişiklik, kriz. Çöküntü.

AZALMA

Azalmak işi, eksilme, tenakus.

ANTİKATOT

Basıncı azaltılmış bir elektrik boşalma tüpünde, katot ışınlarını durdurmak için tüp içerisinde katot karşısına yerleştirilen genel olarak metal yaprak.

ALÇALMAK

Alçak duruma gelmek, yüksekten aşağı doğru inmek. İnsanın değeri azalmak.

BUKAĞI

Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka. Kaçmaması için hayvanların ayağına takılan zincir, demir köstek.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ANLAŞMAK

Düşünce, duygu, amaç bakımından birleşmek, antant kalmak. Sözleşmek, sözleşme imzalamak.

ARIZALANMA

Arızalanmak işi, bozulma.

AKDETMEK

Sözleşme yapmak. İmzalamak.