Kelimeler arşivinde; içinde "fon" olan, toplam 110 tane kelime bulunuyor. İçerisinde fon bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu fon ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında fon olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
FONOKARDİYOGRAFİ, LİGNOSÜLFONATLAR, SİFONAPTERİDOZİS
FONOKARDİYOGRAM
FONKSİYONALİZM, HİPERFONKSİYON
TELEFONLAŞMAK, TELEFONOMETRE, ISILFOSFONŞIL, LİGNOSÜLFONAT, SAKSAFONCULUK, SÜLFONAMİDLER, TELEFONSUZLUK
RADYOTELEFON, TELEFONCULUK, TELEFONLAŞMA, DİSFONKSİYON, MALFONKSİYON, SİFONOFORLAR, TROFONÜKLEUS
FONKSİYONEL, FONOTELGRAF, STEREOFONİK, FONENDESKOP, FONGURDAMAK, İHTİYOFONUS, ÖZFONKSİYON
ELEKTROFON, MİKROFONCU, MİKROFONİK, RADYOFONİK, SAKSAFONCU, SİFONLAMAK, SİFONLULAR, STEREOFONİ, TERMOSİFON, FONTANELLE, FONTİKULUS, HETEROFONİ, KOLOFONYUM, LİMFONODUS, METRİFONAT, TELEFONSUZ, TRAKEOFONİ, TRİKLORFON
FONETİKÇİ, FONKSİYON, FONOGRAFİ, FONOJENİK, FONOLOJİK, POLİFONİK, RADYOFONİ, SİFONLAMA, TELEFONCU, LİMFONODİ, TELEFONLU
DİKTAFON, ENTERFON, FONDÖTEN, FONOGRAF, FONOLOJİ, GRAMOFON, KAKOFONİ, KSİLOFON, MERZİFON, MİKROFON, POLİFONİ, SAKSAFON, SENFONİK, ŞİFONYER, FONLAMAK, FONTANEL, HİDROFON
DİYAFON, FONETİK, FONOLİT, FONOLOG, MEGAFON, SENFONİ, TELEFON, FONLAMA, KOLOFON, LİTOFON, TİLİFON, TROFONT
FAKFON, FONDAN, FONDİP, DİLFON, FONGUL, TELFON, TREFON
AFONİ, FONDA, FONEM, SİFON, AYFON, BAFON, FONDÜ, FONGU, FONUS, ORFON, ŞİFON
FONT, FONG, FONİ, FONS, FONU, FONÜ
FON
FON
Belirli bir iş için gerektikçe harcanmak üzere ayrılıp işletilen para, kaynak. Bir kuruluşun mali kaynaklarının tümünün göstergesi. Sinemada, tiyatroda oyuncuların arkasındaki resim, fotoğraf veya çeşitli plastik ögelerden oluşan dekor, görüntü. Bir kumaşın alt dokusu. İç mimaride üstüne başka şeyler eklenen bölüm. Bir tabloda, üzerinde konunun işlendiği boya katı.
FONKSİYONALİZM
İşlevcilik.
TELEFONSUZLUK
Telefonsuz olma durumu.
SİFONAPTERİDOZİS
Pire ısırıklarının neden olduğu hastalık.
ISILFOSFONŞIL
Bir özdeğin ısı ile uyarımından bir süre sonra da etkinliğini sürdüren fosforışıl.
LİGNOSÜLFONATLAR
Ayırıcılar, kararlaştırıcılar, emülsiyonlaştırıcı ve kompleks yapıcı reaktifler, öğütücüler gibi çok geniş kullanım alanına sahip bileşikler.
FONOKARDİYOGRAFİ
Kalp seslerinin mekanik kaydı.
LİGNOSÜLFONAT
Kâğıt endüstrisinde kâğıt elde etme sırasında üretilen, yemlerin pelet yapımı sırasında bağlayıcı olarak kullanılan madde.
TELEFONCULUK
Telefon kuruculuğu veya onarıcılığı. Telefon santrali memurluğu.
FONOKARDİYOGRAM
Hem sistolik ve diastolik kalp sesleri hem de iç ve dış kalp üfürümlerin mikrofon sayesinde alınması, filtre cihazıyla belirli ses frekanslarının seçilmesi, ayrıca bir kuvvetlendirici ve bir yazıcı yardımıyla kalp sesi eğrisinin kaydedilmesi.
SAKSAFONCULUK
Saksafoncunun işi.
TELEFONLAŞMAK
Birbiriyle telefonda konuşmak.
TELEFONOMETRE
Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç.
HİPERFONKSİYON
Herhangi bir organın aşırı çalışması.
RADYOTELEFON
Telsiz telefon.
SÜLFONAMİDLER
Gram pozitif bakterilerin tümü ile gram negatiflerden ricketsia, chlamydia ve protozoa türü bakterilerde folik asit üretimini engelleyerek üreme ve gelişmelerini durdurup ölümlerine neden olan, canlılarda bakteriyel hastalıkların tedavisinde ilk kullanılmaya başlanılan sülfanilik asit türevi sentetik ilaç grubu. Sülfonamidler, bakterilerin hızlı üreme-gelişme dönemlerinde daha etkilidirler.
Bu bölümde tanımı içerisinde FON geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BARBARİZM
Bir sözün fonetik veya morfolojik yapısında yapılmış olan büyük yanlışlık.
ÇEKMEK
Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.
FONOGRAF
Gramofon.
DAMAKSILLAŞTIRMAK
Bir fonemin boğumlanma noktasını sert damağa doğru kaydırmak.
DÜZGÜN
Doğru ve pürüzsüz, muntazam. Fondöten. İyi. Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim). Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam.
DİFERANSİYEL
Dönemeçlerde otomobilin iki arka tekerleğinin ayrı hızla dönmesini sağlayan bir dişli aygıt. Özellikle fonksiyonların değişmeleriyle ilgili matematik dalı.
ENTERFON
İç telefon donanımı.
ÇEVİRGE
Bilgisayar verilerini telefon hattı vb. iletişim hatları üzerinden gönderen elektronik araç, modem.
BATARYALI
Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmiş. Batarya ile çalışan (radyo, telefon vb.).
AKTARMAK
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.
CEP
Genellikle bir şey koymaya yarayan, giysinin belli bir yeri açılarak içine yerleştirilen astardan yapılmış parça. Trafiği kolaylaştırmak, araçların durabilmesine olanak sağlamak için yaya kaldırımları veya şehirler arası yolların kenarlarında bulunan taşıt yanaşma yeri. Otomobil yarışlarında arabalarının yarışa başladıkları nokta. Cep telefonu. Savaş alanının bir yerinde düşmanın geriletilmesiyle ortaya çıkan taktik durum, çökertme.
DİSK
Disk atmada kullanılan, erkekler için 2, kadınlar için 1 kilogram ağırlığında, genel olarak metal bir çember ile çevrelenmiş tahta ağırşak. İnce ve çapı oldukça büyük teker şeklinde parça. Omurları birbirine birleştiren ana madde. Gramofon plağı. Yoğun disk.
BELGEGEÇER
Yazılı, bilgi ve belgelerin telefon sistemi vasıtasıyla bir yerden bir yere iletilmesini anında sağlayan araç, belgeç, faks.
FONKSİYONEL
İşlevsel. Bir kimyasal fonksiyon ile ilgili.
AĞIZLIK
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.
ALO
Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü. (alooo) Kendisine bakmasını veya kendisiyle ilgilenmesini istediği kişiye karşı söylenen seslenme sözü.
AHİZE
Telefonda seslerin duyulduğu ve iletildiği parça.
DÜŞMEK
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek. Fırsat çıkmak. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil. Aşırı ilgi ya da sevgi göstermek. Vurmak, değmek, rastlamak. Bulunmak. Hızı, gücü, değeri azalmak. Yakışmak, uygun gelmek. Düşkünleşmek. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak. Uğramak, kapılmak. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. Yere devrilmek, yere serilmek. Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak. Eksilmek. Olmak, olumsuz bir duruma girmek. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek. Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak. Alışmak, müptela olmak. Belirli zamana rastlamak. Bayağılaşmak. Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak. İşbaşından uzaklaşmak. Yakışık almak. Vakti gelmeden ölü doğmak. Kötü yola girmek. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak. Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak. Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek. Yağmak.
ARAMAK
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Önem verip istemek. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Şart koşmak. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Araştırmak, yoklamak.
ELEKTROFON
Fonograf kayıtlarını okumak ve elektrik akımının aracılığıyla yükselterek sese çevirmek için gerekli araçları içinde toplayan cihaz.