Sonu EFE ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "efe" olan, toplam 47 adet kelime bulunmaktadır. Sonu efe ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında efe olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde efe olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

8 harfli kelimeler

MECİREFE

7 harfli kelimeler

MİCREFE, GAYSEFE, MAZLEFE, MECİEFE, GEYSEFE, ÇERŞEFE, KAYSEFE, MUAREFE, MEKSEFE, TERSEFE, FELSEFE

6 harfli kelimeler

KECEFE, KANEFE, KELEFE, KİNEFE, KASEFE, İSKEFE, KÖNEFE, MELEFE, MESEFE, MEŞEFE, SELEFE, SÜLEFE, ŞELEFE, ŞEREFE, İŞGEFE, İŞKEFE, İSGEFE, HAŞEFE, HASEFE, GESEFE, GASEFE, KÜNEFE, ALİEFE, CÜREFE, CANEFE

5 harfli kelimeler

ÜLEFE, ALEFE, ELEFE, EREFE, İLEFE

4 harfli kelimeler

DEFE, SEFE, TEFE, KEFE

3 harfli kelimeler

EFE

Bazı kelimelerin anlamları

EFE

Yiğit, özellikle Batı Anadolu köy yiğidi, zeybek. Ağabey. Kaptan. Kabadayı.

KANEFE

Kanepe, bank.

MECİEFE

Çapalama, çapa işi.

MİCREFE

Tahta kar küreği.

TERSEFE

Kağnıda gübre taşımaya yarayan sandık.

MUAREFE

Karşılıklı birbirini tanıma, tanışma, tanışıklık.

KECEFE

Dokumacılıkta ipliği sarmakta kullanılan çıkrık. İplik sarmakta kullanılan ağaçtan yapılmış bir çeşit çıkarsık.

KAYSEFE

Kayısı ve erik kurusu ile yapılan yağlı bir çeşit tatlı.

MAZLEFE

Vazife, görev.

MECİREFE

Arapça kökenli maşrapa: Su içmeye yarayan kulplu tas.

FELSEFE

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması. Dünya görüşü. Bir konuda soyut düşünüş. Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çağın öğretisi. Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü.

GEYSEFE

Kayısı veya erikten yapılan komposto; tatlı.

KELEFE

Yün ya da iplik çilesi. İplik sarmakta, çile yapmakta kullanılan tahta araç. Samanlık. Küçük kulübe.

MEKSEFE

Kondansatör. Otomobillerde kondansatör görevini yapan parça.

GAYSEFE

Kayısı kurusundan yapılan bir çeşit tatlı.

ÇERŞEFE

Çerçeve.

  -   -   -  

Anlamında EFE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde EFE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AYRINTI

Bir bütünün önemce ikinci derecede olan ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat, detay. Edebiyat veya sanat eserlerinde bir bütünün ögelerinden her biri, teferruat, tafsilat. Bir tiyatro eserinde ana düşünceye yardımcı olan kelime, cümle veya eşya.

BENİÇİNCİLİK

Dünyada kişinin benliğini merkez sayan felsefe görüşü, benmerkezcilik, egosantrizm.

AYRILAŞMA

Ayrılaşmak durumu, teferrüt.

AYRINTILI

Ayrıntısı olan, teferruatlı, tafsilatlı, detaylı, mufassal, ince, uzun. Ayrıntılara girerek.

BAŞEFENDİLİK

Başefendi olma durumu.

BALİSTİK

Ateşli silahlarda barut gazının basıncı ile fırlayıp hedefe varıncaya kadar merminin havadaki hareketini inceleyen bilim. Mermi çekirdeği üzerindeki fiziksel değişimleri inceleyerek merminin çıktığı silahın tanımlanmasını sağlayan işlem.

AYKIRILIK

Aykırı olma durumu, mugayeret, muhaliflik, muhalefet, tehalüf.

ASTIM

Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı.

ARİSTOTELESÇİLİK

Yunan filozoflarından derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles'in felsefesi, gezimcilik, Aristoculuk, peripatetizm. Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu.

ATMAK

Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.

ANLAMA

Anlamak işi, anlamaklık, derk, fehim, intikal, tefehhüm, vukuf. Bir olay veya önermenin daha önce bilinen bir kanunun veya formülün sonucu olduğunu görme.

BEYEFENDİLİK

Beyefendi olma durumu.

AĞABEY

Büyük erkek kardeş, ağa, aka, ede, efe. Saygı ve sevgi göstermek üzere yaşça büyük olan erkeklere söylenen bir seslenme sözü.

BALIK

Omurgalılardan, suda yaşayan, solungaçla nefes alan ve yumurtadan üreyen hayvanların genel adı. Zodyak üzerinde Kova ile Koç arasında yer alan takımyıldızın adı.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

BAŞÇIK

Çiçeklerin erkek organlarında çiçek tozunu taşıyan torbacık, haşefe.

AYRILAŞMAK

Benzerleri arasında ayrı bir yeri ve önemi olmak, teferrüt etmek.

AĞIZLIK

Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.

BALTACI

Balta yapan ya da satan kimse. Yangın söndürme kuruluşlarında balta kullanan er, baltalı. Önceleri sefer sırasında çalılık ve ormanlık yerleri temizlemek, yol açmak, çadırları kurup kaldırmak, yükleri bindirip indirmekle, sonraları kızlar ağasına bağlı olarak sarayı korumak ve sarayın dış hizmetlerini yapmakla görevli kimse, baltalı. Odun kırıcı.

BAŞVURU

Başvurma işi, müracaat. Bilgi sahibi olmak için bir kaynağı kullanma, bilgiye ulaşma, referans.