Kelimeler arşivi içinde; başında "üs" olan, toplam 220 adet kelime bulunmaktadır. üs ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu üs ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde üs olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÜSLUPLAŞTIRMAK, ÜSTÜNEBARMACIK
ÜSLUPLAŞTIRMA, ÜSTHAVAYUVARI
ÜSGEYHLETMEK, ÜSÜRGELENMEK
ÜSLUPSUZLUK, ÜSTAYDINLIK, ÜSTÇAVUŞLUK, ÜSTEĞMENLİK, ÜSTEMBELLİK, ÜSTÜMBÜLLÜK, ÜSTÜNBÜLLÜK, ÜSTÜNLEŞMEK, ÜSTÜPÜLEMEK
ÜSBERTEMEK, ÜSDELEMEYH, ÜSLUPÇULUK, ÜSPERLEMEK, ÜSTELENMEK, ÜSTEMBELİK, ÜSTENCELİK, ÜSTENCİLİK, ÜSTENKUPLU, ÜSTENLEMEK, ÜSTNÜMÜLİT, ÜSTÖZEKKAÇ, ÜSTSUKARCI, ÜSTÜNLEŞME, ÜSTÜNSEMEK, ÜSTÜNYAPIM, ÜSTÜPÜLEME, ÜSTYAPISAL
ÜSDELEMEK, ÜSGELTMEK, ÜSKÜPDERE, ÜSPELEMEK, ÜSTBAŞLIK, ÜSTBİRLİK, ÜSTDEVLER, ÜSTECELİK, ÜSTEÇELİK, ÜSTELEMEK, ÜSTELENME, ÜSTKATMAN, ÜSTLENİCİ, ÜSTLENMEK, ÜSTMAZISI, ÜSTNEOJEN, ÜSTSÜZLÜK, ÜSTÜNKÖRÜ, ÜSTÜNKÖYÜ, ÜSTÜNLEME, ÜSTÜNSEME, ÜSTYAĞLIK
ÜSBİTKEN, ÜSDELİYH, ÜSDÜSÜRE, ÜSELEMEK, ÜSGELMEK, ÜSGÖYNEK, ÜSGÜNDÜR, ÜSKÜRMEK, ÜSKÜTMEK, ÜSLENKES, ÜSLENMEK, ÜSLUPSUZ, ÜSTADANE, ÜSTAĞACI, ÜSTALİZE, ÜSTATLIK, ÜSTBEKES, ÜSTÇAVUŞ, ÜSTEĞMEN, ÜSTEKLİK, ÜSTELEME, ÜSTENMEK, ÜSTERLİK, ÜSTETMEK, ÜSTGEÇİŞ, ÜSTGEÇİT, ÜSTKANAT, ÜSTKUŞAK, ÜSTLENCE, ÜSTLENİM, Devamını Oku »»
ÜSBEKES, ÜSDÜLÜH, ÜSDÜLÜK, ÜSERİNE, ÜSFEKES, ÜSGÜLAV, ÜSKADİM, ÜSKÜDAR, ÜSKÜDÜR, ÜSKÜFÇÜ, ÜSKÜLEN, ÜSKÜREY, ÜSLEKES, ÜSLENME, ÜSLUPÇU, ÜSLUPLU, ÜSMEKES, ÜSTAĞAÇ, ÜSTATÇA, ÜSTÇENE, ÜSTEKER, ÜSTELİK, ÜSTEMAN, ÜSTENCİ, ÜSTENEK, ÜSTENME, ÜSTERME, ÜSTJURA, ÜSTKABI, ÜSTKÜME, Devamını Oku »»
ÜSANLI, ÜSEKES, ÜSFEKE, ÜSGÜLÜ, ÜSGÜRE, ÜSGÜYH, ÜSKERE, ÜSKULI, ÜSKURE, ÜSKÜFE, ÜSKÜLE, ÜSKÜLÜ, ÜSKÜRE, ÜSTBAŞ, ÜSTDİL, ÜSTESİ, ÜSTHIZ, ÜSTİKİ, ÜSTLEÇ, ÜSTLÜK, ÜSTSÜZ, ÜSTTEN, ÜSTÜBÜ, ÜSTÜFE, ÜSTÜNE, ÜSTÜPİ, ÜSTÜPÜ, ÜSTÜRE, ÜSÜMEN, ÜSÜRGÜ
ÜSBAŞ, ÜSDÜN, ÜSECE, ÜSERA, ÜSEYN, ÜSGEĞ, ÜSGEH, ÜSGEK, ÜSGEN, ÜSGÜF, ÜSKEK, ÜSKER, ÜSKES, ÜSKEŞ, ÜSKÜF, ÜSKÜL, ÜSKÜP, ÜSLUK, ÜSLUP, ÜSLÜK, ÜSMEK, ÜSRÜK, ÜSSÜZ, ÜSTAT, ÜSTAY, ÜSTEK, ÜSTEL, ÜSTEM, ÜSTER, ÜSTLÜ, Devamını Oku »»
ÜSDE, ÜSGE, ÜSKE, ÜSNE, ÜSTA, ÜSTE, ÜSUF, ÜSÜM, ÜSÜN, ÜSÜZ
ÜSE, ÜSK, ÜST
ÜS
ÜS
Bir kuvvete yükseltilmiş bir sayının üzerine yazılan ve kaçıncı kuvvete yükseltildiğini gösteren sayı: 53 anlatımında 3 rakamı üstür, 5 ise tabandır.. Kök, asıl, temel, esas. Bazı görevleri yürütebilmek amacıyla kurulan, özel yapıları, donatımları, atölyeleri, onarım yerleri, servis alanları olan, sürekli veya geçici olarak konaklanılan yer. Bir askeri harekâtta birliklerin gereksinim duyduğu her türlü gerecin toplandığı, dağıtıldığı bölge. Yatak. Giysi. Üst. Giysi. (Poyra Eskişehir). Asıl, kök.
ÜSLUPSUZLUK
Üslupsuz olma durumu.
ÜSGEYHLETMEK
Yükseltmek.
ÜSLUPLAŞTIRMAK
Doğal biçimlerin görünüş özelliklerini yitirmeden yalınlaştırılması ile motif oluşturmak.
ÜSÜRGELENMEK
Korkmak, ürkmek. Korkmak.
ÜSTÜNBÜLLÜK
Kağnı arabasında, tekerin üstündeki bölüm. Üstelik, fazladan. En üste: Yemeğimi bitireyim elmayı üstünbüllük yapacağım.
ÜSTAYDINLIK
Çatıların üzerindeki camlı örtü. Kapıların üstündeki camlı bölme.
ÜSTÜMBÜLLÜK
Kağnı arabasında, tekerin üstündeki bölüm.
ÜSTÇAVUŞLUK
Üstçavuş olma durumu. Üstçavuşun rütbesi. Üstçavuşun görevi.
ÜSLUPLAŞTIRMA
Üsluplaştırmak işi.
ÜSTEĞMENLİK
Üsteğmen olma durumu. Üsteğmenin rütbesi. Üsteğmenin görevi.
ÜSTHAVAYUVARI
Althavayuvarının üstünde, yaklaşık 12-40 km arasında kalan havayuvarı bölümü.
ÜSTEMBELLİK
Üstelik, fazladan.
ÜSTÜNLEŞMEK
Üstün duruma gelmek.
ÜSTÜNEBARMACIK
Bir çeşit yün dokuma örneği.
ÜSTÜPÜLEMEK
Üstüpü ile silmek veya temizlemek.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÜS geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ABONMAN
Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılmış olan anlaşma, sürdürüm. Abone olma durumunu gösteren belge. Kent içinde ulaşımı sağlayan otobüslerde para yerine geçen bilet veya kart.
AĞIM
Ayağın üstündeki tümsek yer.
AGARAGAR
Deniz yosunlarından çıkarılan, beslenme endüstrisinde, hekimlikte ve bakteriyolojide kullanılan bir jelatin türü, jeloz.
ADRENALİN
Hekimlikte damarları daraltma, bronşları açma, kanamaları kesme vb. amaçlarla kullanılan, kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezlerinin salgısı.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
AHLAKSIZ
Ahlak kurallarına uymayan. Dürüst davranmayan, kötü huylu, terbiyesiz.
ACEMBORUSU
Canlı kırmızı renkli çiçek açan, uzun boylu bir tür süs bitkisi (Bignonia radicams).
ACISIZ
Tadı acı olmayan. Üzüntüsü, sıkıntısı olmayan, kedersiz. Ağrı, sızı duyulmayan.
ABDAL
Gezgin derviş. Tasavvufta manevi üst bir rütbe. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı.
ABDEST
Müslümanların, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh etme yoluyla yaptıkları arınma.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
ABA
Abla. Bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlük. Bu kumaştan yapılan. Kepenek. Yünün dövülmesiyle yapılmış olan kalın ve kaba kumaş. Bu kumaştan yapılmış olan ve dervişlerce giyilen hırka. Anne.
ABRA
Dara. Angarya, yük. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Denge.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ACİL
Hemen yapılması gereken, ivedi, ivedili, evgin, müstacel.
AJİTE
"Körüklemek; duygu sömürüsü yapmak" anlamlarındaki ajite etmek birleşik fiilinde ve "çırpıntıya uğramak" anlamındaki ajite olmak teriminde geçen bir söz.
ABAKÜS
Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AJİTASYON
Körükleme. Duygu sömürüsü yapma. Kişinin ruhsal gerginliğini dışa vurması sonucu oluşan etrafına karşı saldırganlık durumu. İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratma. Çırpıntı.