Kelimeler arşivi içinde; sonunda "vant" olan, toplam 11 adet kelime bulunmaktadır. Sonu vant ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında vant olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde vant olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
ÇOBANSAYVANT, YANIKSAYVANT
PAZVANT, PAYVANT, SAYVANT, ŞİRVANT
LEVANT, YOVANT
OVANT, UVANT
VANT
VANT
Giysinin, eşyanın dış yüzü.
YANIKSAYVANT
Sakarya ili, Ortaköy nahiyesine bağlı bir yer.
LEVANT
Ankara keçisi derisinden yapılan ve ciltçilikte kullanılan çok iyi cins marok derisi.
UVANT
Düz yüz: Kumaşın uvandı.
ŞİRVANT
Sebze teveği.
OVANT
Kumaşın dış yüzü, kullanılacak yanı.
YOVANT
Özenli: Bana yovant bakmadı.
PAZVANT
Rumeli'de gece bekçisi.
PAYVANT
At tavlası.
SAYVANT
1.Ağıl, mandıra. 2.Üstü kapalı, yanları açık yer. 3.Samanlık, ot ve saman konulan üstü kapalı yer. 4.Evlerin dışında üstü örtülü, yanları açık genişçe saçakaltı, teras. 5.Üstü tahta ile örtülmüş yayla evi. Üstü örtülü davar ağılı. Çardak. Damın ön duvardan taşarak oluşturduğu üstü kapalı yer.
ÇOBANSAYVANT
Sakarya kenti, Kocaali ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Bu bölümde tanımı içerisinde VANT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
YARAR
Bir işten elde edilen iyi sonuç, fayda, avantaj. Çıkar. Yarayan, elverişli, uygun.
MACERA
Baştan geçen ilginç olay veya olaylar zinciri, serüven, sergüzeşt, avantür. Olmayacakmış gibi görünen iş.
LAVANTA
Lavanta çiçeğinden yapılmış olan ispirtolu esans.
ÇEKMEK
Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.
YARARSIZ
Yarar sağlamayan, yararı olmayan, işe yaramayan, yarayışsız, faydasız, nafile, avantajsız.
AFANTA
Avanta. Bedava, beleş.
FAN
Havalandırma aracı, pervane, pervane kanadı, vantilatör. Sıcak veya soğuk havayı dengeli olarak savuran araç.
ASETABULUM
Kalça kemerinde femurun başının girdiği cep. Böceklerde bacakların yerleştiği toraks üzerindeki boşluk. S.Arachnida'da koksanın cebi. Şeritlerde ve sülüklerde konağa bağlanmaya yarayan vantuz. 5.Sefalopodlarda kılların üzerindeki vantuzlar. Sirke kabı, hokka çukuru, çanakçık, anatomide kalça eklemi çukuru. Sestodlarda skoleks üzerinde bulunan tutunma organı. Trematodların arka çekmeni. Böceklerde bacakların yerleştiği göğüs üzerindeki boşluk. Arachnida'da koksanın cebi. Sülüklerde konağa bağlanmaya yarayan vantuz. Sefalopodlarda kılların üzerindeki vantuzlar.
BALLIBABAGİLLER
Nane, lavanta çiçeği, kekik vb. kokulu bitkileri içine alan ve iki çenekli bitişik taç yapraklılardan oluşan bir familya.
LAVANTACI
Lavanta yapan kimse. Gezici olarak esans satan kimse.
ÜSTÜNLÜK
Üstün olma durumu, faikiyet, rüçhan, avantaj.
AVANTAJLILIK
Avantajlı olma durumu.
DEZAVANTAJ
Avantajlı olmama durumu.
ALAVANTI
Telâş ve hiddet: Bir alavantı ile geldi.
KOLONYA
İçinde, limon, lavanta, tütün vb. bitkilerin yağı bulunan, hafif kokulu alkollü bir madde.
KAZANIM
Kazanma işi. Bir iş yerinde çalışanlara sağlanan hukuksal, sosyal ve mali her türlü hak, avantaj.
AVANTACILIK
Avantacı olma durumu.
LAVANTALIK
Lavanta kokusunu koymaya yarayan şişe.
YARARLI
Yarar sağlayan, yararı olan, yarayışlı, faydalı, nafi, avantajlı.
LAVANTİN
Lavanta çiçeğinin bir başka türü.