VARA ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "vara" olan, toplam 28 adet kelime bulunmaktadır. vara ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu vara ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde vara olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

VARAKLANMAK

10 harfli kelimeler

VARAVARASI, VARABİLMEK, VARAVANASI, VARANGELEN, VARAGELMEK, VARAKLANMA, VARAKLAMAK

9 harfli kelimeler

VARABİLME, VARAŞATLI, VARAMORPH, VARAKPARE, VARAKLAMA, VARAGELME

8 harfli kelimeler

VARAKULA, VARANGEL, VARAGELE, VARADURA

7 harfli kelimeler

VARAKÇI, VARAKLI, VARAGEL

6 harfli kelimeler

VARAKA, VARAZA

5 harfli kelimeler

VARAK, VARAL, VARAN, VARAŞ

4 harfli kelimeler

VARA

Bazı kelimelerin anlamları

VARA

Balyoz.

VARAGELMEK

Başlangıcından beri aynı biçimde sürmek, devam etmek.

VARAKLAMAK

Varak yapıştırarak süslemek.

VARAKLANMA

Varaklanmak durumu.

VARABİLMEK

Varma imkânı veya olasılığı bulunmak.

VARAKPARE

Kâğıt parçası. Mektup, name.

VARAKULA

Balyoz.

VARANGELEN

Halı tezgâhlarında, gücü ağacından daha yukarda duran, aşağı yukarı hareket ederek çizgiyi açıp kapayan uzunca ağaç. Maden ocaklarında taşıma yapmakta kullanılan elektrikli, tel üstünde çalışan araç. Halı dokuma aygıtında iki ip arasından geçerek iplerin daralıp genişlemesini sağlayan ince ağaç. Mekik. Dokuma tezgahında gücü ağacından daha yukarıda duran ve aşağı yukarı hareket ettirilerek ipliklerin arasını açıp kapayan uzun ağaç. Istar, cuifa adları verilen dokuma tezgahların da gerili iplerin arasında bulunan ince, uzun ve yuvarlak sopa.

VARAGELME

Varagelmek işi.

VARAVARASI

Eni sonu, olup olacağı: Askerliğin varavarası iki yıl. Eni sonu, olup olacağı.

VARAKLANMAK

Varaklama işine konu olmak.

VARAVANASI

Eni sonu, olup olacağı: Askerliğin varavarası iki yıl.

VARAKLAMA

Varaklamak işi.

VARAŞATLI

Anlayışlı, akıllı.

VARAMORPH

Yaymacın enine genişletme katsayısının istenildiği biçimde düzenlenebilmesini sağlayan sıkıştırmaç çeşidi.

VARABİLME

Varabilmek işi.

  -   -   -  

Anlamında VARA bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde VARA geçen kelimeler listesi verilmiştir.

KEREVET

Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan, duvara bitişik, ayakları olan, tahtadan sedir.

İKİLİK

İki değişik kullanımı veya uygulaması olma durumu. Birbirine kötülük etmeye kadar varan sürekli anlaşmazlık, tefrika. Görüş veya düşüncede ikiye bölünmüş olma durumu, anlaşmazlık. Birlik notanın yarı süre değerindeki nota. İki kuruşluk gümüş akçe. İkisi bir arada, iki taneden oluşmuş, iki tane alabilen.

ÇIRPI

Dal, budak kırpıntısı. Çok zayıf. Boyalı ve gergin bir sicimi yay gibi çekip bırakarak duvara veya yere çizilen çizgi.

BİREYLEŞME

Türle ilgili bir örnek olarak bireyde gerçekleşmesi. Bütünün parçalarından birisinin gelişerek belirgin ve bağımsız bir duruma gelmesi. Bağımsız kişiliğe varan gelişme süreci.

GÜRÜLTÜCÜ

Gürültü yapan veya gürültü çıkaran (kimse), velveleci, kavaracı.

ADIMSAYAR

Yürüme sırasında gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğunu anlayabilmek amacıyla ayağa veya bele takılan alet, pedometre.

AVAL

Ticari senetlerde, ödemeden sorumlu olanların ödememesi durumunda üçüncü bir kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. Saflığı sersemlik derecesine varan (kimse).

ASKI

Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.

GÜRÜLTÜCÜLÜK

Gürültücü olma durumu, velvelecilik, kavaracılık.

AYMAZLIK

Çevresinde olup bitenlerin farkına varamama durumu, aymaza yakışacak durum, gafillik, gaflet, dalgı.

CANAVARCA

Canavar gibi. (canava'rca) Canavara uygun bir biçimde, canavarcasına.

DÜŞMAN

Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse, yağı, hasım, antagonist, dost karşıtı. Aralarında birbirleriyle çatışmaya varacak ölçüde anlaşmazlık olan taraflar. Bir şeyi büyük ölçüde kullanıp tüketen kimse. Birbirleriyle savaşan devletler ve bu devletlerin asker, sivil bütün uyrukları. Bazı şeylerden nefret eden, tiksinen kimse. Bir şeyin yaşamasına, barınmasına engel olan (güç, tutum vb.).

HAZCILIK

Zevki, insan hayatının tek değer ve amacı sayan, haz veren her şeyin iyi olduğunu kabul eden öğreti, hedonizm. Ekonomik etkinliğin, hazzın en yüksek derecesine varacak biçimde geliştirilmesi öğretisi, hedonizm. Hazza, fiziksel zevke hastalık derecesinde düşkünlük, hedonizm.

DİYE

Herhangi bir yargıya vararak. Diyerek. Niteleyerek.

DUACI

Tanrı'ya yalvaran kimse.

İLLET

Hastalık. Hastalık derecesine varan alışkanlık. Sebep. Bozukluk. Kızdıran, sinirlendiren (şey ya da kimse).

GECİKMEK

Geç kalmak, herhangi bir işi kararlaştırılan zamandan sonra yapmak. Bir taşıt zamanında kalkamamak veya zamanında varamamak.

HALI

Yere veya mobilya üstüne serilmek, duvara gerilmek için, genellikle yünden dokunan, kısa ve sık tüylü, nakışlı, kalın yaygı.

AKLAMAK

Suçsuz veya borçsuz olduğu yargısına vararak birini temize çıkarmak, tebriye etmek, ibra etmek.

FRENGİ

Genellikle cinsel birleşmelerle bulaşan, tedavi edilmediğinde inme, körlük, delilik vb. sonuçlara kadar varan, döle de geçerek vücutça ve akılca sakat bir soyun yetişmesine yol açan bir hastalık, yenirce, sifilis. Gemi güvertelerinde, suların dışarıya akması için bordalara açılan delik.