UĞU ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "uğu" olan, toplam 96 adet kelime bulunmaktadır. uğu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu uğu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde uğu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

14 harfli kelimeler

UĞURLAYABİLMEK, UĞURLANABİLMEK

13 harfli kelimeler

UĞURLAYABİLME, UĞURLANABİLME, UĞURBÖCEKLERİ

11 harfli kelimeler

UĞURLAYINCA, UĞURLUPINAR, UĞULTUÖNLER

10 harfli kelimeler

UĞURLATMAK, UĞURLANMAK, UĞUNDURMAK, UĞURSUZLUK, UĞURBÖCEĞİ, UĞUMLANMAK, UĞURLUALAN, UĞURLUÖREN, UĞURÇAYIRI, UĞURLUGÜME

9 harfli kelimeler

UĞURCALIK, UĞURLANIŞ, UĞURLANMA, UĞURGELDİ, UĞURSAMAK, UĞURLUDAĞ, UĞURLAMAK, UĞURLAYIN, UĞUNLAMAK, UĞUNDURUK, UĞUNDURMA, UĞURLAYIŞ, UĞURLUBAY, UĞURLUBAĞ, UĞULTUSUZ, UĞURLUBEY, UĞULLEMEK, UĞULDAMAK, UĞURVEREN

8 harfli kelimeler

UĞULTULU, UĞURLAMA, UĞURLUCA, UĞURTEPE, UĞULDAMA, UĞURDALI, UĞURTAŞI, UĞURSAMA, UĞURAÇAN

7 harfli kelimeler

UĞUROVA, UĞURLUK, UĞURMAK, UĞUZANA, UĞURSAK, UĞURSAL, UĞURSAN, UĞURSAY, UĞURSEL, UĞURSER, UĞURSOY, UĞURSUZ, UĞURTAN, UĞURTAŞ, UĞURTAY, UĞUŞMAK, UĞUKUŞU, UĞUNMAK, UĞUNMAH, UĞUMSUZ, UĞURALP, UĞURATA, UĞURCAN, UĞURCUK, UĞURHAN, UĞURKAN, UĞURKÖY, UĞURLAR

6 harfli kelimeler

UĞURUN, UĞUNUK, UĞULTU, UĞUMAK, UĞUKUŞ, UĞUMLU, UĞUNMA, UĞURLU, UĞURAL, UĞURRU, UĞURAY, UĞUROL, UĞURCA, UĞUREL

5 harfli kelimeler

UĞUNT, UĞURA

4 harfli kelimeler

UĞUR, UĞUM, UĞUK, UĞUT, UĞUZ

3 harfli kelimeler

UĞU

Bazı kelimelerin anlamları

UĞU

Baykuş. Boş, ıssız: Pınar uğu değil, sonra gidersin.

UĞURLAYINCA

Gizlice, gizli gizli.

UĞURSUZLUK

Bazı olaylarda görülen ve insana kötülük getirdiğine inanılan belirti veya bazı nesnelerde var olduğuna inanılan güç, kademsizlik, meymenetsizlik, nuhuset, şeamet, şomluk.

UĞURLATMAK

Çaldırmak, hırsızlatmak.

UĞURLAYABİLMEK

Uğurlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

UĞURLUALAN

Bolu ili, Mudurnu ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

UĞURBÖCEĞİ

Yaprak bitlerine düşkünlüğü dolayısıyle tarım yönünden yararlı sayılan ve kırmızı kanatları üzerinde yedi siyah beneği olan ufak kınkanatlı.

UĞUMLANMAK

Karımak.

UĞURLANABİLMEK

Uğurlanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

UĞULTUÖNLER

Ses yolunda ses imi bulunmadığı vakit çıkan uğultuyu önlemek amacıyla bu yolu saydamsız bir örtüyle kaplama yöntemi.

UĞURLANABİLME

Uğurlanabilmek işi.

UĞURLANMAK

Uğurlama işi yapılmak.

UĞUNDURMAK

Bayıltmak, kendinden geçirmek. Canını yakmak. Çok hızlı çevirmek: Getir de o fırıldağı bir uğundurayım. Eli boş çıkarmak, umarsızlığa düşürmek. Döverek bayıltmak. Bayılacak hale getirmek.

UĞURLAYABİLME

Uğurlayabilmek işi.

UĞURBÖCEKLERİ

Yarımküre biçiminde, güzel renkli, küçük vücutlu olup, hem etçil, hem otçul türleri bulunan kınkanatlılar familyası; gelinböcekleri, hanımböcekleri, kadınböcekleri.

UĞURLUPINAR

Bursa kenti, Söğütalan nahiyesine bağlı bir bölge.

  -   -   -  

Anlamında UĞU bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde UĞU geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AFET

Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Çok kötü. Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk. Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın. Kıran.

ABAKÜS

Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.

ADAMAK

Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.

ADIMLIK

Adım uzunluğunda olan.

ADIM

Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.

ADIMSAYAR

Yürüme sırasında gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğunu anlayabilmek amacıyla ayağa veya bele takılan alet, pedometre.

ADA

Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire. Tali yoldan ana yola güvenli çıkışı sağlamak için tali yolun sağ tarafına yapılan, çizgilerle ayrılmış bölüm. Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapılar topluluğu. Kavşaklarda trafiği düzenleyici, yönlendirici veya ayırıcı olmak üzere bordürle sınırlandırılmış veya yer çizgileriyle belirlenmiş alan.

ABLATYA

Uzunluğu 150, genişliği 4-10 kulaç olan, geniş gözlü bir balık ağı türü.

ABARTILI

Olduğundan fazla gösterilen, abartmalı, mübalağalı. Abartarak, abartılı olarak, mübalağalı bir biçimde.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

AÇIKLIK

Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

ACUR

Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus).

ADRES

Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak. Hedef gösterilen yer. Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Kurum ya da kuruluşun bulunduğu yer.

ABARTISIZ

Olduğu gibi gösterilen, abartmasız, mübalağasız. Abartmadan, abartısız olarak, mübalağasız bir biçimde.

AÇILMAK

Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

ABARTMAK

Bir nesneyi veya durumu olduğundan daha önemli, daha büyük veya daha çok göstermek, mübalağa etmek. Bir iş, bir davranış vb.nde gereğinden fazlasına kaçmak, aşırıya kaçmak.

ABARTI

Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme, mübalağa.

ACIMA

Acımak durumu. Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet.

ADCILIK

Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.