Kelimeler arşivi içinde; sonunda "uğ" olan, toplam 77 adet kelime bulunmaktadır. Sonu uğ ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında uğ olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde uğ olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
KARMAKARIŞUĞ
İSENKUTLUĞ, KARANKULUĞ
KAÇABURUĞ
MUŞTULUĞ, ERENULUĞ, ERGİNTUĞ, KIZILTUĞ, AYDINTUĞ, ALTINTUĞ, GÜMÜŞTUĞ, TOKUZTUĞ
BABALUĞ, PAŞALUĞ, ÖZALTUĞ, ÖZAKTUĞ
GÖKTUĞ, GEYCUĞ, KAVLUĞ, GUYRUĞ, KANMUĞ, KOÇTUĞ, DARLUĞ, KUYRUĞ, KANCUĞ, BOLLUĞ, BİNTUĞ, BAŞTUĞ, BASDUĞ, PUTTUĞ, ATATUĞ, SERTUĞ, MUTLUĞ, BAŞBUĞ, TANŞUĞ, TANTUĞ, TOKTUĞ
SULUĞ, YULUĞ, TULUĞ, TAPUĞ, TAMUĞ, OKTUĞ, ARNUĞ, BÜLUĞ, TUYUĞ, AKBUĞ, ALTUĞ, GÜRUĞ, AYTUĞ, BURUĞ, BÜYUĞ, CULUĞ, GAVUĞ, GURUĞ, GODUĞ, ÇOLUĞ, ERTUĞ, DUYUĞ
ANUĞ, ALUĞ, UYUĞ, ULUĞ, ABUĞ, TÜUĞ, TOUĞ
TUĞ, CUĞ, YUĞ, HUĞ, ÇUĞ, MUĞ, LUĞ, BUĞ, ŞUĞ, PUĞ
UĞ
UĞ
Ey, buyrun, efendim. Turluk adı verilen çadırın iskeletini oluşturan ağaçlardan herbiri. (Tahtacı Burhaniye Balıkesir). Yayla evinin yan iskelet ağaçları. (Kızılca Bor Niğde). Direk. Çakşır, şalvar. Zahire ambarı, kiler.
KARMAKARIŞUĞ
Karmakarışık.
KIZILTUĞ
Kırmızı tuğ.
PAŞALUĞ
Eskiden kadınların giydikleri yanları yırtmaçlı uzun giysi.
ÖZALTUĞ
Kırmızı tuğ takınmış olan kimse.
TOKUZTUĞ
Dokuz tane tuğ.
GÜMÜŞTUĞ
Gümüşhane kenti, Torul belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
MUŞTULUĞ
Sevindirici haber getirene verilen armağan.
BABALUĞ
Üvey baba.
ALTINTUĞ
Üstün nitelikli, değerli kimse.
KARANKULUĞ
Karanlık.
İSENKUTLUĞ
Esenlikte ve uğurlu olan.
AYDINTUĞ
Başına parlak bir tuğ takmış olan kimse.
ERENULUĞ
Amacına ulaşmış yüce kimse.
ERGİNTUĞ
Olgunlaşmış, yetişmiş kimse.
KAÇABURUĞ
Ayakkabılara ağaç çivi çakmak için delik açmakta kullanılan bir ayakkabıcı aracı, biz.
Bu bölümde tanımı içerisinde UĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
ACIMAK
Tadı acı duruma gelmek, acılaşmak. Başkasının uğradığı veya uğrayacağı kötü bir duruma üzülmek. Merhamet etmek. Acılı, ağrılı olmak.
ACIMA
Acımak durumu. Başka bir kimsenin veya canlının mutsuzluğuna karşı duyulan üzüntü, merhamet.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ABAKÜS
Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ACUR
Kabakgillerden, kabuğu çizgili ve tüylü, yeşil veya sarımtırak, üzeri yeşil lekeli, irice bir meyve (Cucumis flexuosus).
ADIMLIK
Adım uzunluğunda olan.
ADIMSAYAR
Yürüme sırasında gerçek sonuçlara varabilmek için geçilen yerin uzunluğunu anlayabilmek amacıyla ayağa veya bele takılan alet, pedometre.
ADA
Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire. Tali yoldan ana yola güvenli çıkışı sağlamak için tali yolun sağ tarafına yapılan, çizgilerle ayrılmış bölüm. Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapılar topluluğu. Kavşaklarda trafiği düzenleyici, yönlendirici veya ayırıcı olmak üzere bordürle sınırlandırılmış veya yer çizgileriyle belirlenmiş alan.
ADAMAK
Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.
ABARTISIZ
Olduğu gibi gösterilen, abartmasız, mübalağasız. Abartmadan, abartısız olarak, mübalağasız bir biçimde.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ABARTMAK
Bir nesneyi veya durumu olduğundan daha önemli, daha büyük veya daha çok göstermek, mübalağa etmek. Bir iş, bir davranış vb.nde gereğinden fazlasına kaçmak, aşırıya kaçmak.
ADIM
Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.
ABARTILI
Olduğundan fazla gösterilen, abartmalı, mübalağalı. Abartarak, abartılı olarak, mübalağalı bir biçimde.
ABLATYA
Uzunluğu 150, genişliği 4-10 kulaç olan, geniş gözlü bir balık ağı türü.
ABARTI
Bir şeyi, bir olayı olduğundan büyük veya çok gösterme, mübalağa.
ADRES
Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak. Hedef gösterilen yer. Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Kurum ya da kuruluşun bulunduğu yer.