KAYAN ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kayan" olan, toplam 5 adet kelime bulunmaktadır. kayan ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kayan ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kayan olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

8 harfli kelimeler

KAYANCAK, KAYANSEL

7 harfli kelimeler

KAYANAK, KAYANAR

5 harfli kelimeler

KAYAN

Bazı kelimelerin anlamları

KAYAN

Kayarak yer değiştiren. Dağdan inen sel. Yassı, düz, kat kat oluşmuş taş.

KAYANAR

Lohusa şerbeti.

KAYANAK

Yassı, düz, kat kat oluşmuş taşlar : Kapının önüne kayanak döşedim. Yassı kayıcı, taşla oynanan bir oyun. Oyun oynanan ince, düz taş.

KAYANSEL

Sel gibi taşan, coşan kimse.

KAYANCAK

Tepenin eğimli yeri: Kayancağa gittik öttük getirdik.

  -   -   -  

Anlamında KAYAN bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KAYAN geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ÇAMAŞIRCI

Para ile başkalarının çamaşırını yıkayan kimse.

SÜRTÜNME

Sürtünmek işi. Yüzeyleri birbirinin üstüne gelerek biri veya her ikisi ötekine göre ters doğrultuda kayan iki cismin durumu, delk.

DONLUKÇU

Çamaşır yıkayan, çamaşırcı: Çamaşır çok, bir donlukçu bulmalı.

AKANAK

Mecra, yatak, kuru sel yarıntıları, dere yatağı. Çağlayan, ırmak veya derede suyun hızlı aktığı yer. Sakız elde edilen kök: O akanak benim, sakızını sen toplama. Kayanak oyununda "pardon" anlamında kullanılan bir söz.

NATIR

Kadınlar hamamında hizmet eden ve müşterileri yıkayan kadın.

KAYPANCAK

Cilâlı, parlak şey. İçi peynirli bir çeşit tatarböreği. Kaygan. Kaygan, çok kayan (yer), kaypak.

TABAKÇI

Tabak yapan veya satan kimse. Lokanta vb. yerlerde bulaşık yıkayan kimse.

PATENCİ

Buz pateni yapan veya patenle kayan kimse.

EMBOLİK

Damarı tıkayan tıkaçla ilgili olan. Pıhtı sonucu damarın tıkanmasıyla ilgili olan.

AVLAĞI

Ağıl. Bahçelerin etrafına ağaç ve ince dallardan yapılan çit, engel. Ahırda hayvanların yem yediği yer. Çerçeve, çevre. Kuzu ağılı. Evin bitişiğindeki tarla. Kayalıklar arasındaki geçit: Akkayanın avlağından geçtim. Dağlık yerlerdeki bol otlu düzlük. Av yeri, avı çok olan yer. Bahçe, bağ çevresine ağaç ve ince dallardan yapılan çit. Kıyı. Çalıdan çit. Çorum kenti, Kâmil bucağına bağlı bir yer. Elâzığ şehrinde, Çaybağı bucağına bağlı bir yer.

AYRIMLAŞMA

Ayrımlaşmak işi, farklılaşma. Hücrelerin veya canlı organizmaların işlevlerine veya yaşayış türlerine ilişkin yapısal nitelik kazanması, farklılaşma. Bir iç kayanın katılaşması sürecinde yer ve zamana göre ayrımların ortaya çıkması, farklılaşma.

HÖRÇ

Piramit biçimindeki toprak ya da taş yığını. Kayanın ya da tepenin yüksek yeri. Karısını şart ederek boşayan bir kimsenin tekrar karısını alabilmesi için kadının bir başkası ile evlenmesi.

GRANİTLEŞME

İç kuvvetlerin etkisiyle yer yuvarlağı içindeki kayanın granite dönüşmesi.

GÖÇEK

Tarlanın kenar ya da köşe kısmı. Köy delikanlı ve kızlarının düğünlerde oynadıkları bir çeşit oyun. Deve yavrusu. Ekinin çimlenmesi. Devecilerin gece yolculuğu. Sabaha karşı doğan, yolculara hareket zamanını bildiren parlak yıldız. Göçülen yer. Kayan arazi: Bu göçek yere ev yapılmaz.

ÇERÇEVELEYİCİ

Çeşitli sinema aygıtlarında, kayan resmi çerçeve çizgisi görünmeyecek biçimde düzelten bölüm.

KELEBEK

Pul kanatlılardan, vücudu, kanatları ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türleri olan böceklere verilen genel ad. Biçim olarak bu böceklere benzeyen. Vida, somun vb. nesnelerde kolayca çevrilmeye yarayan bölüm. Geviş getiren hayvanların karaciğerlerinde yerleşip en çok öd yollarını tıkayan bir cins asalak hayvan. Bu hayvanın neden olduğu hastalık.

AĞAN

Yeni doğurmuş bir hayvandan ilk günlerde sağılan, koyu yapışkan süt, ağız. Yerin hava yuvarına girince, sürtünmeden dolayı akkor duruma gelen ve ardından bir ışık çizgisi bırakarak geçen gök cismi, akan yıldız, ağma. Göğe doğru yükselen, yukarı çıkan. Akan yıldız, kayan yıldız.

BANKET

Şehirler arası yolların iki tarafında yayaların yürümesine ve taşıtların trafiği aksatmadan durabilmesine yarayan çakıl veya toprak yol. Yamaçtan kayan toprağı yerinde tutmak ve böylece ekilmeye elverişli yer kazanmak için türlü yollarla yapılmış olan dar basamak.

KOYUK

Etkili, dokunaklı, acıklı, içli (ses, şarkı vb.). Dağın ve kayanın kuytu yeri. Boşluk, kovuk. Hazin, müessir, dokunaklı.

HEYLEMEK

Hayvan sürüsünü toplamak için çağırmak: Sürüyü heyle de gidelim akşam oldu. Yükü dengelemek: Beygiri durdurun da kayan çuvalı heyleyin. Şarkı söylemek. Sığırları sürmek.