İçinde TAVI geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "tavı" olan, toplam 23 tane kelime bulunuyor. İçerisinde tavı bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu tavı ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında tavı olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

14 harfli kelimeler

TAVIRLANDIRMAH

13 harfli kelimeler

TAVIKGARAĞISI

10 harfli kelimeler

BULGURTAVI

9 harfli kelimeler

GARATAVIK, TAVISAMAK, TAVIKGÖTÜ

8 harfli kelimeler

CARATAVI, TATAVICI, TATAVIYA

7 harfli kelimeler

TAVICIK, TAVTAVI, TAVIŞTI, TAVIRLI, ÇITAVIK

6 harfli kelimeler

TATAVI, PATAVI, CITAVI, TETAVI

5 harfli kelimeler

TAVIK, TAVIH, TAVIR, TAVIŞ

4 harfli kelimeler

TAVI

Bazı kelimelerin anlamları

TAVI

Tavuk. Tava.

TAVTAVI

Aptal, budala.

ÇITAVIK

Yara, çıban.

GARATAVIK

Karatavuk denilen sığırcık büyüklüğündeki bir çeşit kuş.

TAVIRLI

Tavrı olan.

TAVICIK

Küçük yağ tavası.

TAVIRLANDIRMAH

Büyütmek.

TAVIKGÖTÜ

Kesilen dalların yerinde oluşan ortası çukur, çevresi saçaklı yer.

TATAVIYA

Boşuna, rasgele.

TATAVICI

Baştan savma iş yapan.

CARATAVI

Şubat ve mart aylarında yapılan ekim. (Körküler Yalvaç Isparta).

TAVIKGARAĞISI

Karanlıkta görememe hastalığı.

TAVISAMAK

Isısını, gücünü kaybetmek.

BULGURTAVI

Tarlanın, tohum ekilebilecek hali.

TATAVI

İyi pişmemiş yemek. Ramazandan bir önceki gün. Beceriksiz. Bilinçsiz, gelişigüzel yapılan iş. Ramazandan bir gün önce tutulan oruç. İyi pişmemiş yemek için. Baştansavma ve tez yapılan iş.

TAVIŞTI

1.Ayak sesi : Tavıştından senin geldiğini ağnadım. Ses, hafif gürültü, tıkırtı.

  -   -   -  

Anlamında TAVI bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde TAVI geçen kelimeler listesi verilmiştir.

DİZİ

Bir iplik veya tel üzerine dizilmiş inci, boncuk vb.nin oluşturduğu bütün, sıra. Saf durumundaki bir kıtada, birbiri arkasında duran erler. Herhangi bir bakımdan bir bütün oluşturan şeylerin tümü, seri. Değerleri artarak veya eksilerek art arda gelen terimler takımı. Bir oktavın içinde sıralanan sekiz sesin bütünü. Yan yana, art arda veya zaman sırasına göre sıralanmış birbiriyle ilişkili nesne veya olayların oluşturduğu bütün sıra. Aynı söz dizimsel bağlam içinde birbirinin yerini alabilecek olan ve güçlü bir karşıtlık bağlantısı kuran ögelerin oluşturduğu bütün, paradigma. Dizi film.

KUTUPLAŞMAK

Bir toplulukta düşünce, görüş, sosyal ve siyasal konum ve tavır olarak iki karşıt grupta yoğunlaşmak.

EDALI

Herhangi bir biçim ve görünüşlü olan. Tavırları hoş olan, nazlı, işveli.

TAVLI

Tavlanmış, tavı olan, tav verilmiş. Semiz, şişman (hayvan).

SERTLENMEK

Sert bir tavır almak, sertleşmek.

DAVRANMAK

Bir kimseye veya bir şeye karşı belli tavır takınmak. Bir şeye el atmak, girişmek. Bir işi yapmaya hazır olmak, hazırlanmak.

EDA

Davranış, tavır. Verme, ödeme, yerine getirme. Naz, işve. Anlatış biçimi, tarzı.

İŞVE

Kadınların ilgi çekmek, gönül çelmek için takındıkları hoş, aldatıcı tavır, kırıtma, naz, cilve, eda.

BLÖF

İskambil oyunlarında elindeki kâğıtları olduğundan başka gösterme davranışı. Kazanda yoğunlaşan suyu dışarı atma. Karşısında kişiyi yanıltarak veya yıldırarak bir işten caydırmak için söylenen asılsız söz veya takınılan aldatıcı tavır, kurusıkı.

ŞİŞİNMEK

Surat asmak, dargın durmak. Başkalarına yüksekten bakar gibi bir tavır takınmak, böbürlendiğini davranışlarıyla belli etmek, kabarmak, gururlanmak. Bazı böcekler, saldırıya uğradıklarında bütün uzantı ve eklentilerini, düşmanını korkutup ürkütecek biçimde yayarak genişletmek.

DURUM

Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.

LEVANTEN

Özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan, Hristiyanlara verilen ad, tatlısu Frengi. Avrupalı gibi görünmeye özenen, züppe tavırlı. Bu tavra özgü olan.

VAMP

Erkekleri peşinde koşturan, aşırı tavır, kıyafet veya makyajıyla bakışları üzerinde toplayan, baştan çıkarıcı kadın.

KUBARMAK

Hindi veya güvercinin tüyleri kabarmak. Çalımlı bir tavır takınmak.

VAZİYET

Durum, tavır, hâl. El koyma. Konum.

ŞİVE

Söyleyiş özelliği. Naz, eda. Tarz, tavır, üslup.

PALYAÇOLUK

Palyaço olma durumu. Tavır ve davranışta güldürücülük. Palyaçonun yaptığı iş.

GÜLECEN

Sevimli ve cana yakın tavırları olan (kimse).

TUTUM

Tutulan yol, tavır. Para veya herhangi bir şeyi dikkatli kullanma, idare, idareli tüketme, iktisat, tasarruf, ekonomi.

SAPIK

Tavır ve davranışları normal olmayan veya geleneklerden, törelerden ayrılan, anormal (kimse), gayritabii, anormal. Delice davranışları olan, meczup.