Kelimeler arşivinde; içinde "edek" olan, toplam 76 tane kelime bulunuyor. İçerisinde edek bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu edek ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında edek olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
DEDEKTİFLİK, YEDEKLEŞMEK, GEDEKLENMEK
DEDEKILICI, DEDEKAZIĞI, SELLİMEDEK, DEDEKÜLAHI, DEDEKUŞAĞI, YEDEKLEMEK, YEDEKLEŞME, GÜLDÜREDEK, DEDEKULETİ, YEDEKÇİLİK, DEDEKARGIN, YEDEKÇEKİN, DEDEKILINÇ
DEDEKULLE, DEDEKILIÇ, DEDEKILLI, KÜTÜREDEK, GEDEKILIÇ, GÜPÜREDEK, YEDEKLEME
DEDEKTİF, LÜPPEDEK, GÜRREDEK, GÜRLEDEK, DEDEKTÖR, GÜMBEDEK, GURPEDEK, GÖRREDEK, GÖRPEDEK, LÜRPEDEK, GÜRPEDEK, KÜTTEDEK, MEDEKLİK, ŞIRPEDEK, ŞİRPEDEK, DÖMBEDEK, DİNGEDEK, LİRPEDEK, YEDEKLER, YEDEKLİK, KİPPEDEK, CİRPEDEK, DEDEKAŞI, DEDEKILI
ZÖVEDEK, LÜPEDEK, LEPEDEK, MESEDEK, ZÖREDEK, TEKEDEK, YEDEKÇE, TÜMEDEK, KÜTEDEK, HEPEDEK, YEDEKÇİ, GÖBEDEK, YEDEKLİ, GEBEDEK, EDEKLİK, DEDEKIL, DEDEKÖY
EDEKÖY
YEDEK, BEDEK, ÇEDEK, DEDEK, PEDEK, NEDEK, GEDEK, MEDEK, HEDEK, KEDEK
EDEK
EDEK
Saklambaç oyunu.
SELLİMEDEK
Yatağını ıslatan çocuk.
GEDEKLENMEK
Kuvvetçe zayıf gördüğü kimseye haksız bir iş önermek.
YEDEKLEŞMEK
Karşılıklı olarak yedeklik etmek.
GÜLDÜREDEK
Duvar ve benzerleri şeylerin ansızın yıkılmasını anlatır.
DEDEKTİFLİK
Dedektif olma durumu.
YEDEKÇEKİN
Motorlu taşıt tarafından çekilen motorsuz taşıt.
DEDEKUŞAĞI
Gökkuşağı.
YEDEKLEMEK
Bir şeyin yedeğini sağlamak. Yedekte çekmek, yedeğe almak.
DEDEKAZIĞI
Sapanda okun ucundaki deliğe geçirilerek boyunduruk ve sapanı birbirine bağlayan kayış halkaya geçirilen ağaç çivi.
DEDEKILICI
Sapanda okun ucundaki deliğe geçirilerek boyunduruk ve sapanı birbirine bağlayan kayış halkaya geçirilen ağaç çivi. Ardahan şehri, Göle belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
DEDEKARGIN
Malatya şehrinde, Yazıhan belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
DEDEKÜLAHI
Yağ ve şerbet süzmeğe yarayan bakır telli süzgeç .(Bursa).
YEDEKLEŞME
Yedekleşmek işi.
YEDEKÇİLİK
Yedekçinin yaptığı iş, kolancılık. Dalkavukluk.
DEDEKULETİ
Hayvanlar ve insanlar tarafından yenilebilen, yıldız biçiminde, yere yapışık olan bir bitki.
Bu bölümde tanımı içerisinde EDEK geçen kelimeler listesi verilmiştir.
HAFİYE
Dedektif.
DÖNEMEÇ
Bir yolun yön değiştirdiği yer, viraj. Bir durum, tutum, davranış ve düşüncedeki aşama.
ALGILAYICI
Algı yetisi olan (kimse). Dedektör.
BAŞKONSOLOS
En yüksek derecedeki konsolos.
DEĞİŞİK
Değiştirilmiş, muaddel. Alışılmışın dışında bir özelliği bulunan. Çok hastalık geçirerek gelişmemiş çocuk. Farklı. Yedek iç çamaşırı, giyecek.
BABIALİ
Osmanlı Devleti'nde İstanbul'da sadaret (Başbakanlık), dâhiliye ve hariciye nezaretleri (İçişleri ve Dışişleri bakanlıkları) ile Şûrayıdevlet (Danıştay) dairelerinin bulunduğu yapı. Osmanlı hükûmeti. İstanbul'da bu çevredeki basın.
EPİZOT
Bir romandaki ya da hikâyedeki olay. Dilim.
ÇIKIŞ
Çıkma işi. Bir yerden çıkmak için kullanılan nokta. Güreşte cazgırın alana çıkardığı pehlivanların izleyicilere doğru yürüyerek çalım yapmaya başlaması. Yokuş. Verilen bir işaretle yarışa başlama, depar. Uçağın bir havaalanından başka bir havaalanına gitme süreci, sorti. Çıktı. Mezuniyet, okul bitirme. Beklenilmeyen bir sırada yapılmış olan sert konuşma. Kuşatılmış bir bölgedeki birliklerin yaptığı saldırı. Çıkış belgesi.
EDAT
Tek başına anlamı olmayan, sonuna geldiği sözle cümledeki diğer kelimeler arasında ilişki kuran kelime türü, ilgeç: Ev gibi huzur köşesi olmaz. Çocuk sabaha karşı uyudu.
ANAGRAM
Bir kelimedeki harflerin yerleri değiştirilerek elde edilen kelime.
AYAK
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.
DENGELEYİCİ
Denge sağlayan, dengeleme özelliği olan kimse veya şey. Otomobillerde eğikliği veya yaylanma genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen, stabilizatör. Bir evredeki işlemin daha dengeli bir duruma gelmesini sağlayan alet.
ANSIZIN
Hatıra gelmeyen bir sırada, ani, anide, aniden, ansız, apansız, apansızın, birden, birdenbire, dangadak, defaten, durup dururken, fücceten, gürpedek, larp, larpadak, patadak, pattadak, rappadak, şakkadak, şapadanak, şappadak, şırakkadak, bedaheten, fücceten, nagehan, vehleten.
BÜZÜŞME
Büzüşmek işi. Birleşik kelimelerin oluşturulmasında iki ayrı hecedeki ünlünün tek hecede toplanması, kontraksiyon: kahve altı kahvaltı, ne için niçin vb.
BULUCU
Kâşif. Dedektör.
FORMÜL
Genel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı. Bir veya birçok niceliğe bağlı bulunan bir niceliğin hesaplanmasına yarayan matematiksel anlatım. Çıkar yol, tutulan yol, yöntem. Kalıplaşmış, basmakalıp anlatım. Bir ilacın hazırlanmasında bir sonucun elde edilmesinde izlenecek işlemlerin çeşitli sayılar ve semboller kullanılarak ifade edildiği özgün kavram. Birleşik bir cismin birleşimine giren maddeleri ve bunların o birleşik maddedeki oranlarını gösteren kısaltma takımı. Bir belgenin yazılacağı biçimi ve ona özgü olan deyimi gösteren örnek.
ANALAŞTIRMAK
Annedeki özellikleri kazandırmak.
GASTRİT
Midedeki yangı.
GÖRÜŞ
Görme işi. Cezaevi veya hastanedeki birine yapılmış olan ziyaret. Gözle bir şeyi algılama yetisi. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir.
ASIL
Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı. Gerçek, esas. Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. Bir şeyin temelini oluşturan, ana. Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. Kök, köken, kaynak. Gerçeklik. Soy, nesep. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak.