Kelimeler arşivinde; içinde "düğ" olan, toplam 155 tane kelime bulunuyor. İçerisinde düğ bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu düğ ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında düğ olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
DÜĞÜMLEYEBİLMEK, YUKARIDÜĞENCİLİ
DÜĞÜMLEYEBİLME, DÜĞÜRCÜKLENMEK
DÜĞÜCÜKLENMEK, GELDÜĞÜNLEYİN, KARGADÜĞELEĞİ, SEVDÜĞÜNLEYİN
KADINDÜĞMESİ, GÖRÜLDÜĞÜNDE, KARGADÜĞLEĞİ, KARĞADÜĞLEĞİ, ŞEYTANDÜĞÜNÜ
ÇOBANDÜDÜĞÜ, DÜĞMELENMEK, DÜĞÜMLENMEK, DÜĞÜNCÜBAŞI, ÇAKALDÜĞÜNÜ, DÜĞMÜKLEMEK, DÜĞÜMÇÖZMEK, DÜĞÜMÇÖZÜCÜ, DÜĞÜRLEŞMEK, KÜRDÜĞÜŞMEK, TİLKİDÜĞÜNÜ, YUKARIDÜĞER
DÜĞMELEMEK, DÜĞÜMLEMEK, AŞAĞIDÜĞER, DÜĞDÜLEMEK, DÜĞENCİLİK, DÜĞENDÜRÜZ, DÜĞENSELİK, DÜĞENSIRTI, DÜĞENSİLİK, DÜĞENSÜRÜK, DÜĞMECİLER, DÜĞMECİLİK, DÜĞMELENME, DÜĞNELEMEK, DÜĞÜMLENME, DÜĞÜNCELİK, DÜĞÜNCÜLER, DÜĞÜNCÜLÜK, DÜĞÜNLÜKÇÜ, DÜĞÜNYURDU, DÜĞÜRLEMEK, GEREKDÜĞÜN, GİTDÜĞÜNCE, KUTLUDÜĞÜN, NİTEYDÜĞÜN, VELİÖLDÜĞÜ
DÜĞMELEME, DÜĞÜMLEME, DÜĞDÜRMEK, DÜĞELEMEK, DÜĞENCİLİ, DÜĞENSÜRÜ, DÜĞESİMEK, DÜĞLENMEK, DÜĞMELİOT, DÜĞÜLEMEK, DÜĞÜNCÜLÜ, DÜĞÜNTEPE, DÜĞÜNYAZI, GEŞDÜĞNEN, KARADÜĞÜL, ŞIRKDÜĞÜM, ŞIRTDÜĞÜM
DÜĞMESİZ, DÜĞÜMSÜZ, DÜĞÜNSÜZ, DÜĞÜRCÜK, KÖRDÜĞÜM, DÜĞÜNEVİ, DOYDÜĞÜN, DÜĞENSÜR, DÜĞLEMEK, DÜĞMECİK, DÜĞNEMEK, DÜĞRÜMEK, DÜĞÜLCEK, DÜĞÜLCÜK, DÜĞÜLMEK, DÜĞÜMCÜK, DÜĞÜMLÜK, DÜĞÜNCÜK, DÜĞÜNLÜK, DÜĞÜRCEK, DÜĞÜRCİK, DÜĞÜRMEK, DÜĞÜŞMEN, KÜTDÜĞÜM, SUDÜĞÜNÜ, SÜLDÜĞEN, TAŞDÜĞEN, TOYDÜĞÜN
DÜĞMECİ, DÜĞMELİ, DÜĞÜMLÜ, DÜĞÜNCÜ, DÜĞDÜĞÜ, DÜĞELEK, DÜĞENCİ, DÜĞÜCEK, DÜĞÜCÜK, DÜĞÜLCE, DÜĞÜLEK, DÜĞÜLŞÜ, DÜĞÜMCÜ, DÜĞÜNÇÜ, DÜĞÜRCÜ, DÜĞÜRÇÜ, DÜĞÜRŞÜ, DÜĞÜŞÇÜ, ELDÜĞAN, FISDÜĞÜ, GEDÜĞÜŞ, KÜRDÜĞÜ, NEYDÜĞÜ, NİDÜĞİN, ÖNDÜĞÜN
DÜĞMEK, DÜĞMÜK, DÜĞCEK, DÜĞDÜÇ, DÜĞDÜŞ, DÜĞDÜZ, DÜĞESE, DÜĞGÜN, DÜĞLEK, DÜĞLEN, DÜĞLET, DÜĞMAÇ, DÜĞMEÇ, DÜĞNEK, DÜĞÜRK, DÜĞÜŞE, DÜĞÜŞÜ
DÜĞME, DÜĞÜM, DÜĞÜN, DÜĞDİ, DÜĞDÜ, DÜĞEÇ, DÜĞEM, DÜĞEN, DÜĞER, DÜĞÜL, DÜĞÜR, DÜĞÜŞ, DÜĞÜZ, İDÜĞİ
DÜĞÜ, DÜĞE
DÜĞ
DÜĞ
Sulu kar. İğ.
KARĞADÜĞLEĞİ
Ebucehil-karpuzu, acıhıyar.
DÜĞÜCÜKLENMEK
Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.
DÜĞÜMLEYEBİLME
Düğümleyebilmek işi.
GÖRÜLDÜĞÜNDE
İlgilisine gösterilerek ödenmesi istenilen tecim belgitlerinde kullanılan bir deyim.
KARGADÜĞLEĞİ
Ebucehil karpuzu da denilen, bağlarda biten kısa boylu, kötü kokulu bir ot.
DÜĞÜMLEYEBİLMEK
Düğümleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
SEVDÜĞÜNLEYİN
Sevdiği gibi, seveceği nispette.
ŞEYTANDÜĞÜNÜ
Kasırga, bora.
KADINDÜĞMESİ
Süs bitkisi olarak yetiştirilen, düğme biçiminde çiçek açan otsu bir bitki.
DÜĞMELENMEK
Düğmeleme işine konu olmak veya düğmeleme işi yapılmak, iliklenmek.
GELDÜĞÜNLEYİN
Geldiği gibi.
ÇOBANDÜDÜĞÜ
İki çeneklilerden, sap ve yapraklarında keskin bir koku ve acı bir tat olan, nemli yerlerde yetişen bir bitki, meyhaneci otu (Asarum europaeum).
KARGADÜĞELEĞİ
Ebucehil-karpuzu, acıhıyar.
DÜĞÜRCÜKLENMEK
Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.
YUKARIDÜĞENCİLİ
Ordu şehrinde, Akkuş ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Bu bölümde tanımı içerisinde DÜĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BUTON
Bazı aletleri çalıştırmaya yarayan düğme.
AKORDİYON
Üstündeki düğmelere veya tuşlara basarak metal dilcikleri titretme yolu ile çalınan körüklü, elde taşınabilir bir çalgı, akordeon, armonika. Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma.
BAĞLAMAK
Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.
AŞEVİ
Lokanta. Düğün, nişan vb. toplantılarda, verilecek yemekleri hazırlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanılan yer. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Tekkelerde yemek pişirilen yer.
AKASMA
Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki, yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba).
CEMİYET
Dernek. Yüksek sosyete. Toplum. Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. Düğün. Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk.
BAĞDAMAK
Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak. İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek.
CAMADAN
Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek. Dört köşe yelkenleri boğarak yüzeylerini küçültme işi.
AVARYA
Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar. Çeşitli sebeplerle dayanıklılığını ve esnekliğini kaybetmiş yapağı ve yün.
BİAT
Bir kimsenin egemenliğini tanıma. Osmanlı Devleti'nde padişah öldüğünde tahta geçecek oğlunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul edilip onaylanması.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AVİSTO
Ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve "görüldüğünde" anlamına gelen bir terim.
ASKI
Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.
AVARA
Üzerinde döndüğü ve kendisini taşıyan milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. Bir geminin başka bir gemiden veya kıyıdan açılması. Kıyıya dayanılarak sandalın açılması için kürekçilere verilen komut.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.
CEKET
Erkeklerin ve kadınların giydiği, genellikle önden düğmeli, kalçayı örten, kollu üst giysisi.
BÜRO
Çalışma odası, yazıhane. Danışma ve yazı işlerinin yürütüldüğü iş yeri. Bölüm, şube. Yazı masası.
ASKAT
Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.