Kelimeler arşivi içinde; başında "düğ" olan, toplam 116 adet kelime bulunmaktadır. düğ ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu düğ ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde düğ olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
DÜĞÜMLEYEBİLMEK
DÜĞÜMLEYEBİLME, DÜĞÜRCÜKLENMEK
DÜĞÜCÜKLENMEK
DÜĞMELENMEK, DÜĞMÜKLEMEK, DÜĞÜMÇÖZMEK, DÜĞÜMÇÖZÜCÜ, DÜĞÜMLENMEK, DÜĞÜNCÜBAŞI, DÜĞÜRLEŞMEK
DÜĞDÜLEMEK, DÜĞENCİLİK, DÜĞENDÜRÜZ, DÜĞENSELİK, DÜĞENSIRTI, DÜĞENSİLİK, DÜĞENSÜRÜK, DÜĞMECİLER, DÜĞMECİLİK, DÜĞMELEMEK, DÜĞMELENME, DÜĞNELEMEK, DÜĞÜMLEMEK, DÜĞÜMLENME, DÜĞÜNCELİK, DÜĞÜNCÜLER, DÜĞÜNCÜLÜK, DÜĞÜNLÜKÇÜ, DÜĞÜNYURDU, DÜĞÜRLEMEK
DÜĞDÜRMEK, DÜĞELEMEK, DÜĞENCİLİ, DÜĞENSÜRÜ, DÜĞESİMEK, DÜĞLENMEK, DÜĞMELEME, DÜĞMELİOT, DÜĞÜLEMEK, DÜĞÜMLEME, DÜĞÜNCÜLÜ, DÜĞÜNTEPE, DÜĞÜNYAZI
DÜĞENSÜR, DÜĞLEMEK, DÜĞMECİK, DÜĞMESİZ, DÜĞNEMEK, DÜĞRÜMEK, DÜĞÜLCEK, DÜĞÜLCÜK, DÜĞÜLMEK, DÜĞÜMCÜK, DÜĞÜMLÜK, DÜĞÜMSÜZ, DÜĞÜNCÜK, DÜĞÜNEVİ, DÜĞÜNLÜK, DÜĞÜNSÜZ, DÜĞÜRCEK, DÜĞÜRCİK, DÜĞÜRCÜK, DÜĞÜRMEK, DÜĞÜŞMEN
DÜĞDÜĞÜ, DÜĞELEK, DÜĞENCİ, DÜĞMECİ, DÜĞMELİ, DÜĞÜCEK, DÜĞÜCÜK, DÜĞÜLCE, DÜĞÜLEK, DÜĞÜLŞÜ, DÜĞÜMCÜ, DÜĞÜMLÜ, DÜĞÜNCÜ, DÜĞÜNÇÜ, DÜĞÜRCÜ, DÜĞÜRÇÜ, DÜĞÜRŞÜ, DÜĞÜŞÇÜ
DÜĞCEK, DÜĞDÜÇ, DÜĞDÜŞ, DÜĞDÜZ, DÜĞESE, DÜĞGÜN, DÜĞLEK, DÜĞLEN, DÜĞLET, DÜĞMAÇ, DÜĞMEÇ, DÜĞMEK, DÜĞMÜK, DÜĞNEK, DÜĞÜRK, DÜĞÜŞE, DÜĞÜŞÜ
DÜĞDİ, DÜĞDÜ, DÜĞEÇ, DÜĞEM, DÜĞEN, DÜĞER, DÜĞME, DÜĞÜL, DÜĞÜM, DÜĞÜN, DÜĞÜR, DÜĞÜŞ, DÜĞÜZ
DÜĞE, DÜĞÜ
DÜĞ
DÜĞ
Sulu kar. İğ.
DÜĞÜRLEŞMEK
Evlenecek kız ve oğlan yakınları tanışmak, birbirlerine gidip gelmek.
DÜĞÜRCÜKLENMEK
Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.
DÜĞÜCÜKLENMEK
Hamur yoğrulurken, çorba, mahallebi ve benzerleri yiyecekler pişerken, un iyice karışmayarak topak topak olmak.
DÜĞÜMÇÖZÜCÜ
Düğümlenmiş verileri çözmeye yarayan aygıt ya da yordam.
DÜĞÜMLEYEBİLME
Düğümleyebilmek işi.
DÜĞÜNCÜBAŞI
Düğünü yöneten kimse.
DÜĞENSELİK
Dövenin oku.
DÜĞÜMÇÖZMEK
Veriye önceden uygulanmış bir düğümün etkisini kaldırmak üzere, veriyi ters yönde çevirmek.
DÜĞÜMLEYEBİLMEK
Düğümleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
DÜĞENDÜRÜZ
Dövenin oku.
DÜĞDÜLEMEK
Çivi çakmak. Gagalamak.
DÜĞÜMLENMEK
Düğümle bağlanmak. Sıkışmak. Bütün sorunlar bir yerde toplanıp birleşmek.
DÜĞENCİLİK
Döven yapıp satma. Dükkâncılık.
DÜĞMELENMEK
Düğmeleme işine konu olmak veya düğmeleme işi yapılmak, iliklenmek.
DÜĞMÜKLEMEK
Bağlamak, düğümlemek.
Bu bölümde tanımı içerisinde DÜĞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AKASMA
Düğün çiçeğigillerden, beyaz çiçek veren, bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen, sarmaşık özelliği gösteren bir bitki, yaban asması, orman sarmaşığı, meryemana asması (Clematis vitalba).
BUTON
Bazı aletleri çalıştırmaya yarayan düğme.
BÜRO
Çalışma odası, yazıhane. Danışma ve yazı işlerinin yürütüldüğü iş yeri. Bölüm, şube. Yazı masası.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AVARYA
Bir deniz yolculuğunda geminin veya yükünün gördüğü zarar. Çeşitli sebeplerle dayanıklılığını ve esnekliğini kaybetmiş yapağı ve yün.
CAMADAN
Çapraz düğmeli, ipek veya sırma işlemeli bir tür kısa yelek. Dört köşe yelkenleri boğarak yüzeylerini küçültme işi.
ASKAT
Herhangi bir ölçü biriminin bölündüğü eşit parçalardan her biri.
AVİSTO
Ödenmesi gereken poliçelere yazılan ve "görüldüğünde" anlamına gelen bir terim.
AŞEVİ
Lokanta. Düğün, nişan vb. toplantılarda, verilecek yemekleri hazırlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanılan yer. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Tekkelerde yemek pişirilen yer.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
AKORDİYON
Üstündeki düğmelere veya tuşlara basarak metal dilcikleri titretme yolu ile çalınan körüklü, elde taşınabilir bir çalgı, akordeon, armonika. Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma.
BAĞDAMAK
Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak. İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek.
CEMİYET
Dernek. Yüksek sosyete. Toplum. Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. Düğün. Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk.
ASKI
Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AVARA
Üzerinde döndüğü ve kendisini taşıyan milden bağımsız olarak çalışan mekanizma. Bir geminin başka bir gemiden veya kıyıdan açılması. Kıyıya dayanılarak sandalın açılması için kürekçilere verilen komut.
BİAT
Bir kimsenin egemenliğini tanıma. Osmanlı Devleti'nde padişah öldüğünde tahta geçecek oğlunun devlet yönetimindeki etkili gruplarca kabul edilip onaylanması.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.
CEKET
Erkeklerin ve kadınların giydiği, genellikle önden düğmeli, kalçayı örten, kollu üst giysisi.
BAĞLAMAK
Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.