Kelimeler arşivi içinde; başında "ör" olan, toplam 389 adet kelime bulunmaktadır. ör ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu ör ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ör olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÖRGÜTLENDİRİLMEK
ÖRGÜTLENDİRİLME, ÖRGÜTLENEBİLMEK, ÖRNEKLEYEBİLMEK
ÖRGÜTLENDİRMEK, ÖRGÜTLENEBİLME, ÖRNEKLENDİRMEK, ÖRNEKLEYEBİLME, ÖRNEKSEMECİLİK, ÖRÜMCEĞİMSİLER
ÖRGÜTLENDİRME, ÖRNEKLEMDEĞER, ÖRNEKLENDİRME, ÖRÜMCEKLENMEK
ÖRENDELENMEK, ÖRGENSELKENT, ÖRTÜŞEBİLMEK, ÖRÜMCEKLENME
ÖRCÜNLENMEK, ÖRCÜNLEŞMEK, ÖRDEKGAGASI, ÖRDEKGİLLER, ÖRDEKSİPİSİ, ÖRGERDİLMEK, ÖRGETÜMGESİ, ÖRGÜTLENMEK, ÖRGÜTLEŞMEK, ÖRGÜTSÜZLÜK, ÖRNEKÇELEME, ÖRNEKLENMEK, ÖRNEŞTİRMEK, ÖRSENHOPURU, ÖRTÜŞEBİLME, ÖRTÜŞTÜRMEK, ÖRÜNDÜLEMEK
ÖRCELEŞMEK, ÖRENBOYALI, ÖRENDERESİ, ÖRENHARMAN, ÖRGEMCELİK, ÖRGENCİLİK, ÖRGENÇELİK, ÖRGÜTÇÜLÜK, ÖRGÜTLEMEK, ÖRGÜTLENİŞ, ÖRGÜTLENME, ÖRGÜTLEŞME, ÖRGÜTLEYİŞ, ÖRNEKBİÇİM, ÖRNEKEVREN, ÖRNEKLEMEK, ÖRNEKLENME, ÖRNEKLEŞİM, ÖRNEKSEMEK, ÖRSELENMEK, ÖRSENLEMEK, ÖRTEBİLMEK, ÖRTMECİLİK, ÖRTÜŞTÜRME, ÖRTÜVERMEK, ÖRÜMCEKLER, ÖRÜŞTÜRMEK
ÖRCELEMEK, ÖRDEKBAŞI, ÖRDEKDEDE, ÖRDEKGÖLÜ, ÖRDEKHACI, ÖRDEKLEME, ÖREBİLMEK, ÖREKLEMEK, ÖRELENMEK, ÖRENCELİK, ÖRENPINAR, ÖRENŞEHİR, ÖRGENDİRE, ÖRGENMEYH, ÖRGENÜSTÜ, ÖRGÜCÜLÜK, ÖRGÜLEMEK, ÖRGÜTLEME, ÖRKELEMEK, ÖRKENDERE, ÖRMELEMEK, ÖRMEPINAR, ÖRNEKALAN, ÖRNEKDIŞI, ÖRNEKKENT, ÖRNEKLEME, ÖRNEKOLAY, ÖRNEKSEME, ÖRNEKUZAY, ÖROTERAPİ, Devamını Oku »»
ÖRCEŞMEK, ÖRÇERMEK, ÖRDEKKÖY, ÖRDÜRMEK, ÖREBİLME, ÖRELEMEK, ÖRENAĞIL, ÖRENBAŞI, ÖRENBURÇ, ÖRENDERE, ÖRENDİRE, ÖRENKALE, ÖRENKAYA, ÖRENKENT, ÖRENKUYU, ÖRENLİCE, ÖRENPULU, ÖRENTAHT, ÖRENTEPE, ÖRENYAKA, ÖRENYERİ, ÖRENYURT, ÖRGEDMEK, ÖRGENMEK, ÖRGENSEL, ÖRGETMEK, ÖRGETMEN, ÖRGÜLEME, ÖRGÜTSEL, ÖRGÜTSÜZ, Devamını Oku »»
ÖRATMAN, ÖRCÜNLÜ, ÖRDEKÇİ, ÖRDEKLİ, ÖRDÜRME, ÖRENBEL, ÖRENCİG, ÖRENCİK, ÖRENÇAY, ÖRENDİK, ÖRENGÜL, ÖRENİÇİ, ÖRENKÖY, ÖRENLER, ÖRENLİK, ÖRENMEK, ÖRENŞAR, ÖRENTAŞ, ÖRETMEK, ÖRETMEN, ÖREYKÖY, ÖREYLER, ÖRGEMEK, ÖRGÜLÜK, ÖRGÜSÜZ, ÖRGÜTÇÜ, ÖRGÜTLÜ, ÖRHENLİ, ÖRİHİGR, ÖRİMÇEK, Devamını Oku »»
ÖRDEYH, ÖRECEN, ÖREGEÇ, ÖREGEN, ÖREĞEN, ÖREKEÇ, ÖREKLİ, ÖREMEÇ, ÖREMEK, ÖREMEN, ÖRENCE, ÖRENDE, ÖRENEL, ÖRENLİ, ÖRENSU, ÖRFİYE, ÖRGÜCÜ, ÖRGÜLÜ, ÖRİFAG, ÖRİFAJ, ÖRİTOP, ÖRKLÜK, ÖRKMEK, ÖRMECE, ÖRMECİ, ÖRMELİ, ÖRSKAN, ÖRSKÖY, ÖRSTED, ÖRTBAS, Devamını Oku »»
ÖRBÜÇ, ÖRBÜK, ÖRCİN, ÖRCÜM, ÖRCÜN, ÖRDEK, ÖRDEN, ÖRDÜL, ÖREÇE, ÖREDE, ÖREGÜ, ÖREĞİ, ÖREKE, ÖREME, ÖRENE, ÖRFLÜ, ÖRGEN, ÖRGÜÇ, ÖRGÜN, ÖRGÜT, ÖRHEN, ÖRİCE, ÖRİÖK, ÖRİYE, ÖRKAN, ÖRKEÇ, ÖRKEN, ÖRKİR, ÖRKÜM, ÖRLÜM, Devamını Oku »»
ÖRCE, ÖRDE, ÖREÇ, ÖREK, ÖREN, ÖREY, ÖRFİ, ÖRGE, ÖRGİ, ÖRGÜ, ÖRİK, ÖRKE, ÖRME, ÖROĞ, ÖRSE, ÖRSÜ, ÖRTİ, ÖRTÜ, ÖRÜK, ÖRÜM, ÖRÜN, ÖRÜŞ, ÖRÜT, ÖRYE
ÖRÇ, ÖRD, ÖRE, ÖRF, ÖRG, ÖRİ, ÖRK, ÖRÖ, ÖRS, ÖRT, ÖRÜ
ÖR
ÖR
Bir şeyin özü, kökü. Ufalanmış, çürümüş, toz durumuna gelmiş şey. İçinde ateş kırıntıları olan kül, köz. Tohum. Ateş kırıntılariyle dolu kül, kömür tozu ateşi.
ÖRGÜTLENDİRMEK
Bir örgüt etrafında toplamak, teşkilatlandırmak.
ÖRNEKLEYEBİLMEK
Örnekleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
ÖRENDELENMEK
Seçilmek, beğenilmek.
ÖRNEKLEYEBİLME
Örnekleyebilmek işi.
ÖRGÜTLENDİRİLMEK
Örgütlendirme işi yapılmak, teşkilatlandırılmak.
ÖRNEKSEMECİLİK
Hayvan öyküncelerinin anakonusu olan, görünüşte hayvan, devinim ve konuşma yönlerinden insansal özellikler gösteren hayvanların durumunu anlatan sözcük, bk. hayvan öyküncesi. karşılığı hayvan masalı.
ÖRGÜTLENEBİLME
Örgütlenebilmek işi, teşkilatlanabilme.
ÖRNEKLEMDEĞER
Örneklemedeki değerlerden bulunan bir değer. Ortalama, değişke ve benzerleri. kümesi X olasılıksal değişkeninden alınmış bir rasgele örneklem ise, Y = g işlevi. Bu işlev, bilinmeyen bir değiştirge içermez. bağımsız olasılıksal değişkenleri belli bir olasılıksal dağılımı olan X olasılıksal değişkeni ile aynı dağılımlı ise 'ye X'den bir rasgele örneklem adı verilir.
ÖRGÜTLENEBİLMEK
Örgütlenme imkânı veya olasılığı bulunmak, teşkilatlanabilmek.
ÖRNEKLENDİRMEK
Örneklerle göstermek, örneklerle açıklamak.
ÖRGÜTLENDİRİLME
Örgütlendirilmek işi, teşkilatlandırılma.
ÖRNEKLENDİRME
Örneklendirmek işi.
ÖRGÜTLENDİRME
Örgütlendirmek işi, teşkilatlandırma.
ÖRÜMCEKLENMEK
Bir yer örümcek ağlarıyla dolmak. Bakımsız ve terk edilmiş bulunmak. Ateşli hastalıklarda göz, ağız vb. yerler kurumuş salgılarla perdelenir gibi olmak.
ÖRÜMCEĞİMSİLER
Karada yaşayan akrepler, örümcekler, keneler ve uyuz böceklerini içine alan, dört çift ayaklı eklem bacaklılar sınıfı.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖR geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
AÇMA
Açmak işi. Bir tür susamsız, kalınca, yağlı çörek. Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
ACİBE
Görülmemiş, alışılmamış, şaşılacak veya yadırganacak şey.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
ACELECİ
Tez iş gören, çabuk davranan, canı tez, farfara, fırtına gibi, içi tez, ivecen, iveğen, kıvrak, sabırsız, tez canlı, telaşlı, acul.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ADAPTÖR
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AÇILMA
Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.
ADAM
İnsan. Birinin yararlandığı, kullandığı kimse. Birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse. Bir alanı benimseyen kimse. Eş, koca. Görevli kimse. İyi huylu, güvenilir kimse. Erkek kişi. Daima birinin yanında olan, onu destekleyen, isteklerini yerine getiren kimse.
ABANDONE
Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması. Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme.
ACAYİP
Sağduyuya, göreneğe, olağana aykırı, garip, tuhaf, yadırganan, yabansı. Şaşma anlatan bir söz.
ADAP
Töre. Yol yordam.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
ACEMLEŞMEK
Kültür ve medeniyet bakımından İran halkını örnek almak veya etkisi altında kalmak.
ADAYLIK
Aday olma durumu, namzetlik. Bir görevde yetiştirilme.
ADABIMUAŞERET
Görgü kuralları.
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
ACIKLI
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı, üzücü, koygun. Acı görmüş, yaslı, kederli.