Kelimeler arşivi içinde; başında "çeni" olan, toplam 11 adet kelime bulunmaktadır. çeni ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu çeni ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde çeni olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÇENİLENMEK
ÇENİLEMEH, ÇENİLEMEK
ÇENİKLER, ÇENİKMEK, ÇENİLEME, ÇENİTMEK
ÇENİLTİ
ÇENİK, ÇENİZ
ÇENİ
ÇENİ
Çene.
ÇENİKLER
İzmir şehri, Bayındır ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
ÇENİKMEK
Korkmak ve telâşlanmak: hiç çenikme çabuk gelirim.
ÇENİK
Deniz kıyısına yakın yerler, sahil.
ÇENİZ
Çeyiz. Çeyiz, çeniz, çeyiz. Cihaz. Gelin çeyizi. Çeyiz: Ayşa'nın çenizi dört urgan dolusu.
ÇENİTMEK
Çocuk ağlamak.
ÇENİLENMEK
Çok konuşmak: Yeter artık çenilendiğin kafamızı bile ağrıttın.
ÇENİLEME
Çenilemek işi.
ÇENİLTİ
Köpeğin acı acı haykırması. Bağırıp çağırma, hakaret.
ÇENİLEMEH
Hakaret etmek, bağırıp çağırmak.
ÇENİLEMEK
Canı yanan köpek ağlar gibi acı acı ses çıkarmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÇENİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇIRPIK
Hileci. Eline geçeni alıp götüren kimse: Aşanın gizinin eli pek çırpık. Adaletsiz, kötü ruhlu kişi. Badana. Çapak. Bez parçası. Eğri.
DEĞERLİK
Bir öğeciğin ya da bir kökçenin öteki öğeciklerle ya da kökçelerle belirli oranlarda birleşebilirliği. Verilen bir öğeciğin ya da kökçenin hidrojen öğeciği ile birleşme oranını gösteren sayı. Bir atom ya da atom kümesinin, hidrojen atomu ya da eşdeğeriyle birleşebilmesine göre ölçülen kimyasal bağ yapabilme sığası.
ORDİNO
Bir poliçenin arkasına ciro edildiği kişiye ödenmesi için yazılan havale emri. Tüccarın malını gümrükten çekebilmesi için vapur kumpanyasından yük konşimentosuna karşılık verilen havale. Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.
CENİZ
Gelin olan kızın, babasının evinden götürdüğü eşya. Çeyiz, karşılığı çeyiz, çeniz.
STANDART
Belli bir tipe göre yapılmış veya ayrılmış, ölçün, ölçünlü, tek biçim. Belirli ölçülere, yasaya, kullanıma uygun olan, ölçün, ölçünlü. Bir işletmede, bir ürünü, bir çalışma yöntemini, üretilecek miktarı, bütçenin para miktarını belirlemek için konulmuş kural. Örnek veya temel olarak alınabilen, ölçün, ölçünlü.
ÇEVÜRMEK
Bahçenin etrafını dikenli ağaçlarla çevirmek. Hayvanları çiftleştirmek: Bugün ineği çevürdik. İneği boğalamak, döllenmesini sağlamak. Çevirmek.
GEDÜG
Bahçenin giriş yeri. (Adalıkuzu Güdül Ankara).
PİSBOĞAZ
Eline geçeni zamansız ve ayırt etmeden yiyen (kimse).
EVLEYH
Tarla veya bahçenin sulanacak en ufak dilimi; belli bir alan ölçüsüne bağlı değildir.
COVAŞLIK
Evlerin ve bahçenin güneş gören yerleri.
EĞEK
Sabanın el ile tutulan ağaç kısmı, tutak. Sabanın demir takılan ve biraz da toprağa giren kısmı, ökçe. Saban demirinin takıldığı ağaçtan yapılmış eğri parça, ökçenin üst kısmı. Kara sabanın en büyük ve asıl parçası. Sabanın arka kısmı. Alt çene kemiği. Sabanın elle tutulan kısmı. (Afşar Güdül Ankara).
ÇİPER
Bahçenin kenarına dikenli bitkilerden yapılan çit, koruluk.
GÖNÜLDOLABI
Bir çeşit çiçek: Bağçenizdeki gönüldolabından bir budak bize verir misiniz?.
CIĞ
Dokuma tezgâhında kullanılan yassı tahta veya saçdan makara. Genç, küçük ağaç dalları. Kendir ve haşhaş sapı. Ağaca yapılan kalem aşısının uç kısmı. Kuzular için tahtadan yapılmış küçük ağıl. Ahırların üst döşemesi. Sınır. Pişmemiş. Kar üzerindeki ayak izi. Sürü, katar: Serçenin cığı olmaz. Kanı kaynama, sevme. Çığ. Donup buz haline gelmiş kar. Nemli havadan meydana gelen su damlacığı. Gelinlerin ve genç kızların düğünlerde başlarına süs olarak taktıkları parlak renkli tel veya tüy.
BAHÇIVAN
Bir bahçenin düzenlenmesi ve bakımıyla görevli kimse. Geçimini bahçe ürünlerini yetiştirip satmakla sağlayan kimse.
MÜSÜRÜFCÜ
Eline geçeni harcayan.
ALAF
Alev. Telâş, korku: Ahmet bize bir alaf salıverdi. Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı v.b.: Bu yıl alaf bol, sığırlar semiz olur. Suyu çekilmiş, yarı kurumuş buğday veya haşhaş. Hayvan yemi satıcısı. Hayvanlara yedirilen yeşil yaprak ve dallar: Sığırlara biraz alaf topla gel. Taş, kerpiç veya ağaçtan yapılmış hayvan yemliği: Koyunların alafında ot kalmamış. Hayvanların su içtikleri yer, yalak. Süprüntünün yüze gelen iri kısmı, çalı, çırpı: Bahçenin alafını ateşe verdim. Hayvanlara yedirmek için kurutulmuş ot, mısır sapı. Hayvanların yem yediği yer. Hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, yiyeceği (Erzincan Merkez). Arpa, hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, hayvan gübresinin kurusu. Mısır sapı. Hayvan yiyeceği, yal.
TÜRK
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan halk ve bu halktan olan kimse. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan, Türkçenin değişik lehçelerini konuşan soy ve bu soydan olan kimse.
TIKIMLANMAK
Eline geçeni çok çabuka yemek.
DİLKEM
Tarla sınırı. Tarla ya da bahçenin dil şeklinde uzayan kısmı, tarla parçası. Büyük et parçası, külbastı. Parça, bölük.