Kelimeler arşivi içinde; başında "uş" olan, toplam 40 adet kelime bulunmaktadır. uş ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu uş ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde uş olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
UŞLUKLAMAK
UŞKARTMAK, UŞAKLILIK, UŞAKKAPAN, UŞAKLAMAK
UŞKUREVİ, UŞGUMNAK, UŞAKBÜKÜ
UŞUŞMAK, UŞURMAN, UŞĞUVUR, UŞATMAK, UŞANMAK, UŞAKLIK, UŞAKGÖL, UŞAKEVİ, UŞAKEŞİ, UŞAHLIH
UŞAĞKİ, UŞACIK, UŞAKLI, UŞAHLİ
UŞGUR, UŞKUN, UŞKUR, UŞDUM, UŞLAK, UŞLUK, UŞGUN, UŞMAK, UŞRAT, UŞŞAK
UŞ
Şaşkınlık, imrenme, üzüntü bildirir bir ünlem. Kötü. Us, akıl. Üç. Şaşma bildirir ünlem. Ne âlâ, ne iyi; bk. ayrıca hoş. Hayret bildiren ünlem kelimesi.
UŞAKBÜKÜ
Eskişehir şehrinde, Mihalıççık ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
UŞGUMNAK
Genellikle çocuk sevinçle, coşkuyla atılmak.
UŞAKKAPAN
Bebekleri alıp götürdüğü söylenen bir cins akbaba.
UŞLUKLAMAK
İğneye iplik geçirmek.
UŞURMAN
Kendiliğinden yetişen ve yenilebilen bir ot.
UŞATMAK
Ufatmak, parçalamak.
UŞUŞMAK
Üşüşmek, birden toplanmak. Üşüşmek.
UŞANMAK
Kırılmak, parçalanmak, ufanmak, dağılmak, kopmak, toz haline gelmek.
UŞAKLILIK
Uşaklı olma durumu.
UŞĞUVUR
Aş, yemek.
UŞAKLAMAK
Doğurmak. Çocuk yüksek ateşten kendini yitirmek.
UŞKARTMAK
Abartmak.
UŞAKGÖL
Ankara şehrinde, Beypazarı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
UŞKUREVİ
Don ya da şalvarın bele gelen kesimine uçkur geçirmek için yapılan yer.
UŞAKLIK
Uşak olma durumu. Birinin, kendi öz saygısı pahasına başkasına yaptığı hizmet.
Bu bölümde tanımı içerisinde UŞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ADRES
Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak. Hedef gösterilen yer. Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Kurum ya da kuruluşun bulunduğu yer.
AFOROZ
Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma, toplum dışılama.
AÇACAK
Şişelenmiş bazı içeceklerin kapaklarını açmaya yarayan araç. Anahtar. Teneke kutu içinde korunmuş yiyeceklerin kapağını açmaya yarayan araç.
AFFETTUOSO
Bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.
ACENTELİK
Acentenin yaptığı iş. Acente kuruluşu.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
ABONMAN
Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılmış olan anlaşma, sürdürüm. Abone olma durumunu gösteren belge. Kent içinde ulaşımı sağlayan otobüslerde para yerine geçen bilet veya kart.
ABRA
Dara. Angarya, yük. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Denge.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ABLUKA
Kuşatma.
ADIM
Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.
ACILAŞMAK
Tadı bozulmak, acı olmak. Konuşma sert bir durum almak, kırıcılaşmak. Dokunaklı duruma gelmek. Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek.
AÇIKLAYICI
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.
ACABA
Şüphe, kuşku. (a'caba:) Merak, kararsızlık veya kuşku anlatan bir söz, acep.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
AÇILIŞ
Açılma işi. Yeni bir yapının, yerin veya kuruluşun çalışmaya başlaması, küşat.
ADALET
Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme.
ABDESTSİZ
Abdest almamış olan (kimse). Abdesti bozulmuş olan (kimse). Abdest almadan, abdest almaksızın. Kötü adam.
ACİZ
Gücü bir işe yetmez olanın durumu, güçsüzlük. Beceriksizlik. Kişinin ve kuruluşun borcunu vaktinde ödeyememesi durumu.