Kelimeler arşivi içinde; başında "uca" olan, toplam 23 adet kelime bulunmaktadır. uca ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu uca ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde uca olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
UCAYSIZLANIM, UCAYLAŞIRLIK
UCAYLAYICI
UCAYÖLÇÜM, UCAYÖLÇER, UCARRAMAK, UCAYLANIM, UCAYLANMA, UCAYLAŞIM
UCALTMAK, UCATEKİN, UCAYLAMA
UCALMAK, UCARAVI, UCARMAK, UCAYLIK
UCAYSI
UCAER, UCARA
UCAY, UCAR, UCAK
UCA
UCA
Kuyruk sokumu kemiği. Yüce.
UCAYÖLÇÜM
Ucaylı ışığın işe karıştığı olayların incelenmesi. Kimi özdeklerin, ucaylanmış ışığı döndürme açılarını ölçerek çözeltideki derişimlerini belirleme yöntemi.
UCALTMAK
Yüceltmek.
UCAYLAYICI
Geçirdiği ışık dalgalarını belirli bir düzleme sokan araç. Görünür doğal ışığı ucaylamakta kullanılan Nicol biçiği ya da yoğruk ucaylama yaprağı gibi aygıtlara verilen ad. Ucaylayıcı özellik taşıyan özdek.
UCARMAK
Başarmak.
UCARRAMAK
Üstünde çok durmak, kurcalamak: Bu sözü çok ucarrama.
UCAYÖLÇER
Işık dalga düzlemi ile belirli bir düzlem arasındaki açıyı ölçen araç. Işığın ucaylık doğrultusunu etkileyen özdeklerin, ucaylanım açısını ne tutarda döndürdüğünü ölçmeye yarayan aygıt. Özel biçme düzenekleriyle bir çözeltinin ışıkça etkinliğini ölçerek derişimini belirleyen aygıt.
UCALMAK
Yücelmek.
UCARAVI
Uçan kuşa silah atılarak yapılan av.
UCATEKİN
UYücelikte eşsiz kimse.
UCAYLAŞIRLIK
Birim kıvıl alan altındaki özdecikte irgitlenen kıvıl ucay.
UCAYLAMA
Bir ışık demetini ucaylanmış duruma getirme. Elektromıknatıs dalgaların ışınımına belirli bir yön verme.
UCAYLAŞIM
Bir ülkenin kentsel sıradüzeninde kimi kentlerin toplumsal ve ekonomik ilişkiler açısından kendisine bağlı daha küçük yerleşme birimlerinden oluşan kümelerin özeği olarak hızlı büyümesi ve ülkenin nüfusunu ve ekonomik etkinliklerini kendine doğru çekmesi.
UCAYLANIM
Doğal ışığın, titreşimleri bir düzlem içinde olan ışığa çevrilmesi. Bir özdeciğin artı ve eksi yük özeklerinin ayrılma süreci. Bir gözenin üşeklerinde uçun birikimi yüzünden gerilim tatarının ve akınım düşmesi.
UCAYSIZLANIM
Bir Volta gözesini, ters yük-süren kuvvet kaynağı durumuna getirerek, ucaylanımın önlenmesi yoluyla gözenin korunması.
UCAYLANMA
Özdek içinde çiftucayların belirmesi olayı. 2-Işıncıkların belli dönülere ayrılması; ışık dalgasının belirli düzleme alınması. Bir molekülün artı ve eksi yükünlerinin ayrı bölgelerde toplanması. Kimi özdeklerin içinden geçen ışığın titreşimlerini belirli bir biçime sokması. Akım altındaki bir elektrotun potansiyelinin karma potansiyelden sapması. Bir molekülün bir elektrik alanında yönlendirilmesi. Değişik nedenlerle, bir elektrolit geriliminin, elektrot yüzeyi yakınında artıp, elektrik akımını zorlaştırması olayı. Radyo ve televizyon yayınlarında, yayın gücünde yitime yol açmamak amacıyla, elektromıknatıs dalgaların ışınımına verilen yön. Işığın değişik doğrultulardaki titreşimlerinin yönünü değiştirerek, bir tek düzey üzerinde yayılması.
Bu bölümde tanımı içerisinde UCA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ALABİLDİĞİNE
Sınırsız, uçsuz bucaksız bir biçimde. Olanca hızı ile. Aşırı derecede, gereğinden çok, gırla, sıvırya.
ALAGEYİK
Geyikgillerden, Güney Avrupa ve Kuzey Afrika'da yaşayan, yazın postunda ak benekler oluşan, erkeklerinin boynuzları uca doğru kürek biçiminde genişleyen bir cins geyik, sığın (Dama dama).
AFACANLAŞMAK
Yaramazlaşmak, yaramaz, ele avuca sığmaz duruma gelmek.
AKIN
Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılmış olan baskın. Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum. Kazak ve Kırgız Türklerinin saz şairlerine verdiği ad.
ACİLEN
Çabucak.
ANINDA
Çabucak. Aynı anda, o anda yapılan, simultane.
BABAKÖŞ
Ayaksız olduğu için yılan sanılan, solucanla beslenen bir tür kertenkele (Anguis fragilis).
ALATURKA
Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, Doğuluca, alafranga karşıtı. Düzensiz, yöntemsiz. Alaturka saat. Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse).
BUCAKSIZ
Bucağı olmayan.
BOZA
Arpa, darı, mısır, buğday vb. tahılların hamurunun ekşitilmesiyle yapılmış olan koyuca, tatlı veya mayhoş içecek.
BEBEK
Meme ya da kucak çocuğu. Sevgi bildiren bir seslenme sözü. Göz bebeği. Plastik, tahta, bez vb.nden yapılmış olan insan biçiminde oyuncak.
ALELACELE
Çabucak.
BOHÇALAMAK
Bir şeyi bohça içine koyup sarmak. Ayakları havada bağdaş kurar gibi toplayarak denize veya havuza atlamak. Güreşte rakibin kol ve ayaklarını üst üste getirerek kımıldayamaz durumda alttan kavrayıp kucaklamak.
ALGORİTMA
Orta Çağda ondalık sayı sistemine göre, son zamanlarda ise iyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi, Harezmi yolu.
AYAK
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.
AGUŞ
Kucak.
BUDAK
Ağacın dal olacak sürgünü. Dalın gövde içindeki başlangıç yeri olan ve tahtalarda görülen yuvarlak koyuca renkte sert bölüm.
AKMAK
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.
ASKARİT
Bağırsak solucanı.