Kelimeler arşivi içinde; başında "nü" olan, toplam 99 adet kelime bulunmaktadır. nü ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu nü ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde nü olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
NÜKLEOPROTEİNLER
NÜKLEOPROTEİN, NÜKLEOPLAZMİN
NÜMAYİŞÇİLİK, NÜFUSBİLGİSİ, NÜKLEOPLAZMA, NÜKLEOKAPSİT
NÜKTEDANLIK, NÜKLEOTİDAZ, NÜKLEOSİDAZ, NÜFUZSUZLUK
NÜRGÜLEMEK, NÜMİSMATİK, NÜMAYİŞKAR, NÜKTECİLİK, NÜKLEOLEMA, NÜFUSBİLİM
NÜMAYİŞÇİ, NÜKLEOSİT, NÜZHETİYE, NÜKLEOTİT, NÜKLEOZOM, NÜKLEOLUS, NÜKLEOFİL, NÜSRETİYE
NÜKTEDAN, NÜSELLÜS, NÜBÜVVET, NÜFUZKAR, NÜKTESİZ, NÜĞÜRCÜK, NÜFUZSUZ, NÜKLEOİT, NÜTASYON, NÜMİSMAT
NÜKLEUS, NÜSİBET, NÜŞEDİR, NÜKTELİ, NÜFUZLU, NÜKTECİ, NÜMAYİŞ, NÜSÜBET, NÜFUSÇU, NÜKLEON, NÜFÜRNE, NÜMENİM, NÜKLEER, NÜKLEAZ, NÜHÜRCÜ, NÜZULLÜ, NÜMÜLİT
NÜZAKE, NÜDİST, NÜMETE, NÜMUNE, NÜNİYE, NÜNNÜK, NÜDİZM, NÜSÜFE, NÜKLİD, NÜZHET, NÜKLEİ, NÜKHET, NÜHÜFT, NÜVİDE, NÜYVER, NÜZGÜM
NÜZUL, NÜTÜK, NÜÜNE, NÜSHA, NÜVİT, NÜKTE, NÜANS, NÜNEK, NÜFOS, NÜLÜK, NÜKÜL, NÜKUL, NÜFUS, NÜFUZ, NÜFÜS, NÜHÜR, NÜFÜZ, NÜNÜK
NÜĞÜ, NÜGİ, NÜGÜ, NÜVİ, NÜVE, NÜKA, NÜKS, NÜNE, NÜNÜ
NÜĞ, NÜV, NÜÜ
NÜ
NÜ
Çıplak. Çıplak resim.
NÜKTEDANLIK
Nükteci olma durumu.
NÜKLEOTİDAZ
Nükleik asitlerini, nükleositlere ve ortofosfata parçalayan enzim.
NÜMAYİŞÇİLİK
Nümayişçinin yaptığı iş.
NÜKLEOPROTEİN
Proteinlerin nükleik asitlerle kurduğu moleküler birlik.
NÜMAYİŞKAR
Gösteri ile, gösteriş ile ilgisi olan.
NÜMİSMATİK
Eski para ve madalyaların tarihi ve tanımıyla uğraşan bilim.
NÜFUSBİLGİSİ
Daha çok sayılama yönteminden yararlanarak biyolojik ve toplumsal etmenlerin (doğum, ölüm, göçler, yığılmalar vb.) insan topluluklarının yaşamındaki önem ve etkilerini inceleyen bilgi dalı.
NÜKLEOKAPSİT
Virüsün dış örtüsü olan proteinle, nükleik asidinin birlikte oluşturduğu yapı. Bazı virüslerde nükleokapsit lipoprotein bir zar içinde, diğerlerinde çıplak olur. Virüsün nükleik asidini çevreleyen protein kılıf. Kapsitle birlikte nükleik asidin oluşturduğu virüs yapısı.
NÜKLEOPLAZMİN
Xenopus laevis oositlerinin nükleoplazmasında bol bulunan bir protein.
NÜFUZSUZLUK
Nüfuzsuz olma durumu.
NÜKTECİLİK
Nükteci olma durumu.
NÜKLEOPROTEİNLER
Nükleik asitlerin proteinlerle birleşmesi sonucu teşekkül eden, hücrelerin çekirdeğinde deoksiribonükleoprotein (DNP) hâlinde, hem çekirdek hem de sitoplâzmada ribonükleoprotein (RNP) hâlinde bulunan bileşikler.
NÜKLEOSİDAZ
Nükleositleri hidroliz ile parçalayan enzim.
NÜRGÜLEMEK
Oturduğu yerde uyuklamak.
NÜKLEOPLAZMA
Çekirdek palzması. Çekirdek sıvısı.
Bu bölümde tanımı içerisinde NÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AKRABA
Kan bağıyla birbirine bağlı olan kimseler. Oluşma yönünden aynı kaynağa dayanan şeyler. Biri, diğerinin doğurduğu sonuç veya olgular.
AKCİĞER
Göğüs kafesinin büyük bir bölümünü içten kaplayan, kanı temizleyen, sağlı sollu iki parçadan oluşan solunum organı. Bronşçukların son bölümü.
ABA
Abla. Bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlük. Bu kumaştan yapılan. Kepenek. Yünün dövülmesiyle yapılmış olan kalın ve kaba kumaş. Bu kumaştan yapılmış olan ve dervişlerce giyilen hırka. Anne.
AHLAKLILIK
Bir insanın veya bir insan grubunun iyi ve kötü açısından davranış biçimi ve ahlaki düşünüşü. Ahlak kuralları ile uyum içinde olma.
AFTOS
Gönül eğlendiren kimse.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
ABDÜLLEZİZ
Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen, çok yıllık, yumrulu ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). Bu bitkinin yemiş olarak yenilen, tatlı ve yağlı ürünü.
AĞSI
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan.
AKLEN
Akıl gereğince, akıl yönünden.
AFİŞE
"Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak" anlamlarındaki afişe etmek, "bir kimse bilinmeyen bir yönüyle tanınmak" anlamındaki afişe olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz. Açıklanmış.
AKLINCA
Sandığına göre, düşünüşüne göre, umduğuna göre, aklı sıra.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
AİLE
Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Eş, karı. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü. Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.
AHUDUDU
Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). Bu bitkinin duta benzeyen, kırmızı renkli, sulu ve kokulu yemişi, ağaç çileği, frambuaz.
AKIBET
Bir iş veya durumun sonu, sonuç. Sonunda, önünde sonunda.
AKILCILIK
Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı, usçuluk, akliye, rasyonalizm, deneycilik karşıtı. Akla ve akıl yolu ile varılan yargıya inanma, akla aykırı veya akıl dışı hiçbir şeyi tanımama davranışı ve tutumu, akliye, rasyonalizm. Bilginin evrensellik ve zorunluluğunun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değil, yalnızca akıldan çıkartılabileceğini savunan öğreti, rasyonalizm.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AÇMAZ
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu. Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz. İçinden zor çıkılır durum.
AĞIZLIK
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.
AÇIKÇA
Gizli bir yönü kalmaksızın, kolay anlaşılır bir biçimde, alenen, aşikâre.