Kelimeler arşivi içinde; başında "kıt" olan, toplam 69 adet kelime bulunmaktadır. kıt ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kıt ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kıt olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KITMIRLANMAK, KITİPİYOZLUK
KITKITLAMAK, KITIRDATMAK
KITIRCILIK, KITIRDAMAK, KITIRDATMA, KITIKLAMAK
KITİPİYOZ, KITIRAYIK, KITIRDAMA, KITIKLAMA, KITLAŞMAK, KITLATMAK, KITNAŞMAK
KITIRNAK, KITIYLAK, KITIRİYH, KITIRDAK, KITIRMAK, KITKIMIL, KITSİLDİ, KITKIMIR, KITLAMAK, KITLAŞMA, KITARMAK, KITALMAK, KITLEYÜK, KITTIRLI
KITİRİK, KITLAMA, KITLEME, KITIRTI, KITIRİH, KITIRİK, KITIKLI, KITTEPE, KITILTİ, KITIMAK, KITINAK, KITIRAK, KITIRCI, KITIRDI, KITIRIK, KITIRIM, KITIRIŞ
KITMIÇ, KITMIK, KITMIR, KITMAR, KITMAK, KITLIK, KITAAT, KITTIK, KITDİK, KITKIT, KITMİR
KITTI, KITTİ, KITİL, KITİK, KITIŞ, KITIR, KITIL, KITIK, KITAL
KITO, KITA
KIT
KIT
İhtiyaca yetmeyecek kadar az, bol karşıtı. Az, yetersiz (duygu, söz vb.).
KITLAŞMAK
İhtiyacı karşılayamamak, kıt duruma gelmek.
KITIRDATMA
Kıtırdatmak işi.
KITIKLAMA
Kıtıklamak işi.
KITNAŞMAK
Çok açlık nedeniyle yiyecek için itişip kakışmak, her şeyi göze almak.
KITIKLAMAK
Kıtıkla doldurmak.
KITIRCILIK
Yalancılık.
KITIRDATMAK
"Kıtır" diye gevrek ses çıkartmak.
KITİPİYOZ
Değersiz, bayağı, kötü.
KITIRDAMA
Kıtırdamak işi.
KITIRDAMAK
"Kıtır" diye ses çıkmak.
KITLATMAK
Oynak kemikleri ya da kırık kemikleri birbirine sürerek ses çıkartmak.
KITIRAYIK
Bir çeşit kalın patiska.
KITİPİYOZLUK
Kıtipiyoz olma durumu.
KITMIRLANMAK
İnatçılık yapmak : Ahmet niçin yemek yemiyorsun, kıtmırlığın mı tuttu ?.
KITKITLAMAK
Yavaş yavaş pişirmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde KIT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ARTÇI
Geçmiş bir sanat veya edebiyat çığırını sürdüren sanatçı veya hareket. Yürüyüş durumunda bulunan bir askerî birliğin güvenliğini sağlamak için arkadan gelmek üzere bırakılan kıta, dümdar, öncü karşıtı. Arkadan gelen, sonra olan, öncü karşıtı.
AKARYAKITÇILIK
Akaryakıtçının yaptığı iş.
AKAÇLAMAK
Bir yerde birikmiş suları akıtmak. Bataklıkları akaç yoluyla kurutmak.
AKITMALI
Alnında akıtması olan (hayvan).
ANADOLU
Ön Asya'nın bir parçası olarak Türkiye'nin Asya kıtasında bulunan toprağı, Rum.
AFRİKA
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.
AÇLIK
Aç olma durumu. Aşırı istek içinde bulunma. Kıtlık.
ASYA
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.
ANLAYIŞSIZLIK
Anlayış kıtlığı, kafasızlık, kalın kafalılık, vurdumduymazlık, izansızlık, gabilik. Hoşgörüsüzlük.
AMERİKA
Dünya üzerinde yer alan bir kıta.
AKILSIZ
Aklı, gerçeği görüp ona göre davranmayan, anlayışı kıt.
ANLAYIŞSIZ
Anlayışı kıt olan, kafasız, kavrayışsız, vurdumduymaz, kalın kafalı, izansız, ferasetsiz, gabi. Hoşgörüsüz.
AKAÇ
Bir yerde birikip kalan sıvıları, bir işlem sonunda geriye kalan artıkları, gereksiz nesneleri dışarıya akıtmak için kullanılan boru vb. araç. Yer altı su oluğu. Kanal, ark, su yolu.
ARK
İçinden su akıtmak için toprak kazılarak yapılmış olan açık oluk, arık, dren, karık.
AKITMA
Akıtmak işi, isale. Enli bilezik. Un, süt, yağ, yumurta, şeker veya pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılmış olan bir tatlı türü. Hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
AVRUPA
Dünya üzerinde yer alan kıtalardan biri.
AKARYAKIT
Benzin, gaz yağı, mazot vb. sıvı yakıt.
ASMAK
Bir şeyi aşağıya sarkacak bir biçimde bir yere iliştirip sarkıtmak. Gitmek zorunda olunan bir yere özürsüz gitmemek. Görevi olan bir işi özürsüz yapmamak. Bir kimseyi boğazından ip vb. geçirip sallandırarak öldürmek, idam etmek. Üzerine takınmak, kuşanmak.
AKARYAKITÇI
Akaryakıt satan kimse.