KISA ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kısa" olan, toplam 46 adet kelime bulunmaktadır. kısa ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kısa ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kısa olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

KISABOYNUZLULAR

13 harfli kelimeler

KISALTABİLMEK, KISACIKMAHMUT

12 harfli kelimeler

KISALTABİLME, KISALTTIRMAK, KISACAMAHMUT

11 harfli kelimeler

KISALTTIRMA, KISALTILMIŞ, KISALTILMAK

10 harfli kelimeler

KISALTILMA, KISARLAMAK, KISABİLMEK, KISATLAMAK, KISALTMACA, KISALTMALI

9 harfli kelimeler

KISACIKLI, KISABİLME, KISALEYİN, KISALTMAK

8 harfli kelimeler

KISAĞILI, KISALTMA, KISALTIŞ, KISALTIM, KISALMAK, KISACASI, KISARMAK, KISAAYAK

7 harfli kelimeler

KISALMA, KISARAK, KISAYOL, KISALKI, KISALIŞ, KISALIK, KISALAR, KISADAN, KISACIK

6 harfli kelimeler

KISAĞI, KISASI, KISACA, KISAAD

5 harfli kelimeler

KISAK, KISAĞ, KISAÇ, KISAS, KISAT

4 harfli kelimeler

KISA

Bazı kelimelerin anlamları

KISA

Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı. Kısaca, kısaltarak. Ayrıntısı çok olmayan. Az süren, uzun olmayan. Kısa olan şey.

KISACIKMAHMUT

Tütüne karıştırılıp içilen, sarılık hastalığında kullanılan yaban otu.

KISABİLMEK

Kısma imkânı veya olasılığı bulunmak.

KISALTMALI

Kısaltılarak yapılan.

KISALTTIRMA

Kısalttırmak işi.

KISABOYNUZLULAR

Kısa duyargalı, geniş kanatlı ve oldukça gelişkin sinek türlerini içine alan çiftekanatlılar topluluğu.

KISALTILMAK

Kısa duruma getirilmek.

KISALTABİLME

Kısaltabilmek işi.

KISALTMACA

"Onda gelmek pek geç olur, sekizde ise pek erken" sözünün ikinci kısmında kısaltmaca var, "gelmek" ve "olur" kelimeleri esirgenmiştir.

KISACAMAHMUT

Tütüne karıştırılıp içilen, sarılık hastalığında kullanılan yaban otu.

KISARLAMAK

Azarlamak. Zor duruma düşürmek, korkutmak. Toplamak, bağlamak, kımıldamayacak duruma sokmak. Yakalamak. Muztar bırakmak, muftakır bırakmak, muhtaç etmek. Kıstırmak.

KISATLAMAK

Sıkıştırmak.

KISALTTIRMAK

Kısaltma işini yaptırmak.

KISALTILMA

Kısaltılmak işi.

KISALTABİLMEK

Kısaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.

KISALTILMIŞ

İçeriğini ve anlamını yitirmeden kısa bir biçime getirilmiş (yapıt).

  -   -   -  

Anlamında KISA bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KISA geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AGANTA

Yısa veya laçka edilmekte olan bir halatın ve zincirin kısa bir süre elde tutulup bırakılmaması için verilen emir.

ALGARİNA

Ağır bir şeyi denizden çıkarma veya denize indirme işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi. Bazı gemilerin baş veya kıç tarafından eğik olarak uzatılmış bulunan makaralı, kısa ve kalın dikme.

ALMAK

Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.

BADİK

Ördek. Palaz. Kısa boylu.

AN

Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası, lahza, dakika. Zihin. İki tarla arasındaki sınır.

AÇILIM

Açılma işi. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapma. Yeni bir bakış açısı getirme. Sağ açıklık. Bir kısaltma veya formülün açık biçimi.

AB

Su. Avrupa Birliği'nin kısaltılmış hali.

ALBÜM

Fotoğraf, pul vb.ni dizip saklamaya yarayan bir defter türü. Herhangi bir konu ile ilgili kısa açıklamalar verilerek resimler basılmış olan kitap. Uzunçalar.

ALAGARSON

Kısa kesilmiş saç. Oğlan saçı biçiminde kısa kesilmiş kadın saçı.

ALÇAK

Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer).

BAGET

Bateri çalmaya yarayan ince, kısa çubuk. Tavuk, piliç vb. kanatlılarda but ile paça arasında kalan etli bölüm. Çorabı gergin tutmak ve düşmesini engellemek için kullanılan sert lastik. Tıraşlanmış, dikdörtgen biçiminde değerli taş. Düşük gramajlı ince, uzun ekmek.

ANLIK

Kısa süren, bir an içinde olan, enstantane. Bir anda oluşan, gelişen, spontane. Anlama gücü, usa vurma, yargılama, müdrike, entelekt. Duyu ve iradeden ayrı olarak düşünülen bilme yetisi.

AKSAK

Aksayan, hafifçe topallayan. İyi gitmeyen, iyi işlemeyen. Türk müziğinde kıvrak bir usul. Eski Yunan ve Latin şiir ölçüsünde, sondan bir önceki hecesi kısa olacak yerde uzun olan dize.

ARKALIK

Sırt dayamaya yarayan yer. Ev içinde giyilen kolsuz, kalınca bir kısa hırka türü. Sırtında yük taşıyan hamalların, yük taşırken kullandıkları arka yastığı, semer, hamal semeri, arkalıç.

AZICIK

Çok az, biraz. (azı'cık) Kısa bir süre.

AYAKÜSTÜ

Oturmadan, ayakta durarak. Kısa sürede, acele olarak, ayaküzeri.

AKBAŞ

Yazın kutup bölgelerinde yaşayan, kışın ılık kıyılara göçen, kısa ve ince gagalı, siyah bacaklı bir tür yabani kuş, deniz kazı (Bemicla).

AYAK

Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.

BACAKSIZ

Bacağı olmayan. Bacakları kısa olan, kısa boylu, bodur. Yaramaz. Yaşından büyük işlere kalkışan çocuklara söylenen bir söz.

ARA

İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.