Kelimeler arşivinde; içinde "zat" olan, toplam 106 tane kelime bulunuyor. İçerisinde zat bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu zat ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında zat olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
UZATTIRIVERMEK
HOMOJENİZATÖR, UZATTIRIVERME
HADDİZATINDA, PÜLVERİZATÖR, STABİLİZATÖR, STERİLİZATÖR
ORGANİZATÖR, ZATIALİLERİ, DUZATÜKÜREN, NEBÜLİZATÖR, TUZATÜKÜREN, UZATABİLMEK, UZATIVERMEK, VAPORİZATÖR, ZAMZATLAMAK
ZATÜLKÜRSİ, ZATIALİNİZ, HALIUZATMA, SOLUKSUZAT, UZATABİLME, UZATIVERME, UZATTIRMAK
MÜLAHAZAT, UZATILMAK, ZATÜLCENP, BOZATALAN, OVAAZATLI, SAÇUZATAN, UZATTIRMA, YAĞIZATLI
AKUZATİF, BİZATİHİ, DENİZATI, MADERZAT, MÜSTEZAT, TEÇHİZAT, UZATILMA, UZATMALI, BOZATMAK, CANSIZAT, PAPAZATI, PULZATÖR, ŞEHRAZAT
AZATLIK, AZATSIZ, İFRAZAT, MARUZAT, MEZATÇI, MÜCAZAT, SERAZAT, TEZATLI, UZATMAK, ZATÜRRE, AZATMAK, BOZATLI, FERUZAT, OĞUZATA, PALİZAT, PERİZAT, TECİZAT, TEÇEZAT, UZATICI, ZATİNUR, ZATTADI
AZATLI, BİZZAT, NEVZAT, UZATIM, UZATIŞ, UZATMA, BEYZAT, BIRZAT, BİRZAT, KOVZAT, MİRZAT, NURZAT, ÖZATAY, ŞAHZAT, ŞİRZAT, ZATANA, ZATİNE, ZATİYE, ZATMAK, ZATTEN
HOZAT, MEZAT, TEZAT, ZATEN, BİZAT, BOZAT, BUZAT, HAZAT, KOZAT, LİZAT, ÖZATA, SAZAT, UZATI, ZATAN, ZATİN, ZATOR
AZAT, ZATİ, ZATA, ZATI
ZAT
ZAT
Kişi. Kendi, öz.
UZATTIRIVERMEK
Çabucak veya ansızın uzatmak.
UZATABİLMEK
Uzatma imkânı veya olasılığı bulunmak.
DUZATÜKÜREN
Genellikle evlerde bulunan bir çeşit kertenkele.
STABİLİZATÖR
Dengeleyici.
UZATIVERMEK
Ansızın veya çabucak uzatmak.
HOMOJENİZATÖR
Homojenleştirici.
UZATTIRIVERME
Uzattırıvermek işi.
HADDİZATINDA
Aslında.
NEBÜLİZATÖR
İlaç çözeltisinin kaba aerasol hâline getirilerek solunumla alınmasını sağlayan aygıt.
ZATIALİLERİ
"Saygın bir kişi olan siz" anlamında kullanılan bir söz. "Saygın bir kişi olan o" anlamında kullanılan bir söz.
ORGANİZATÖR
Düzenleyici.
TUZATÜKÜREN
Duvar kertenkelesi.
VAPORİZATÖR
Buharlaştırıcı aygıt.
STERİLİZATÖR
Çeşitli maddelerle, alet ve malzemeleri steril duruma getirmek için kullanılan ve kuru havayla çalışan cihaz, sterilizasyon fırını, kuru hava sterilizatörü, Pasteur fırını.
PÜLVERİZATÖR
Püskürteç.
Bu bölümde tanımı içerisinde ZAT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇEKMEK
Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.
DONATI
Teçhizat.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
ALTIKARDEŞ
Kuzey Kutbu yönünde, Büyükayı'nın karşısında bulunan takımyıldız, Zatülkürsi.
AZATSIZ
Azat edilemez.
CIVADRA
Geminin baş tarafından havaya doğru biraz kalkık olarak uzatılmış bulunan direk.
DAYAMAK
Yaslamak. Bir yerden, bir kimseden yararlanmak, güç almak. Korkutmak için hızla, öfkeyle yaklaştırmak, uzatmak. Kalitesiz, kötü veya çürük bir malı, gizlice iyi olanların arasına katıp müşteriye satmak. Kapı veya pencereyi ardına kadar açmak. Varmak, ulaşmak. Vakit geçirmeden, bekletmeden vermek.
ANTAGONİZMA
Tezat.
CEMİYET
Dernek. Yüksek sosyete. Toplum. Birbirine uygun veya zıt anlamlı kelimeleri tenasüp, tezat sanatları yoluyla bir araya getirme. Düğün. Bir olayı veya kişiyi kutlamak amacıyla bir araya gelen topluluk.
DENGELEYİCİ
Denge sağlayan, dengeleme özelliği olan kimse veya şey. Otomobillerde eğikliği veya yaylanma genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen, stabilizatör. Bir evredeki işlemin daha dengeli bir duruma gelmesini sağlayan alet.
AZATLIK
Azat olma durumu, serbestlik. Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye, köle).
ALGARİNA
Ağır bir şeyi denizden çıkarma veya denize indirme işinde kullanılan büyük vinçli deniz teknesi. Bazı gemilerin baş veya kıç tarafından eğik olarak uzatılmış bulunan makaralı, kısa ve kalın dikme.
AZATLI
Azat edilmiş cariye veya köle.
ÇELME
Çelmek işi. Arkadan hafifçe bağlanan başörtüsü. Birini yere düşürmek için ayağının önüne ayak uzatma.
ÇIMACI
Vapur iskelelerinde çıma uzatan veya tutan işçi.
ÇELMEK
Ayak uzatarak birisini düşürmek. Kendi yanına çekmek, beğenisini, sevgisini kazanmak. Bir şeyin kenarını verev veya çapraz kesmek, çalmak. Düşünce ve davranış birbirini tutmamak, birbirine ters düşmek. Örtü vb.ni örtünüp iki ucunu bağlamak. Topa gidiş yönünü değiştirecek biçimde vurmak. Yolundan çevirmek, engel olmak, engellemek.
BIRAKMAK
Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Koymak. Bıyık ya da sakal uzatmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Ayrılmak, terk etmek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Unutmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.
DOLAŞMAK
Gezmek, gezinmek. Saç, iplik vb. şeyler birbirine karışarak güç çözülür duruma gelmek. Dönüp başka bir yönden gelmek. Akmak. Nefes, el bir şey üzerinde hafifçe hareket etmek. Denetlemek amacıyla bir yeri gezmek. Doğru gitmeyip yolu uzatmak. Belirmek. Bir yeri belli bir amaçla gezmek. Çok kimse tarafından söylenmek. Gezinmek.
BATAR
Zatürre.
DÜZENLEYİCİ
Herhangi bir işi, kuruluşu gerçekleştirip düzenli sonuç alınmasını üstlenen kimse, organizatör, aranjör. Belirli sesler, çalgılar veya topluluklar için yazılmış bir eserin, başka sesler, çalgılar veya topluluklar tarafından söylenip çalınabilmesi için o eserde değişiklikler yapan kimse, aranjör. Bir makinenin görevini istenilen ölçüde tutup ayarlayabilen araç, regülatör.