Kelimeler arşivinde; içinde "yöne" olan, toplam 71 tane kelime bulunuyor. İçerisinde yöne bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu yöne ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında yöne olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BAŞYÖNETMENLİK, YÖNETİLEBİLMEK
İÇEYÖNELİKLİK, YÖNETİLEBİLME, YÖNELTEBİLMEK
ANAYÖNETİLEN, YÖNETEBİLMEK, YÖNELTEBİLME, YÖNELEBİLMEK
YÖNETSİZLİK, YÖNETMENLİK, BAŞYÖNETİCİ, BAŞYÖNETMEN, YÖNETTİRMEK, YÖNETİCİLİK, YÖNELDÜRMEK, YÖNELEBİLME, YÖNELTİLMEK, YÖNETEBİLME, SIKIYÖNETİM
YÖNELTMELİ, YÖNETTİRME, ÖZYÖNELTİM, YÖNETMELİK, YÖNETİLMEK, YÖNELTİLME, YÖNETİMSEL
YÖNETİLME, YÖNETİŞİM, ÖZYÖNETİM, EŞYÖNELİM, YÖNELTMEK, YÖNELMELİ, YÖNELTİCİ
YÖNETMEK, YÖNELTEÇ, YÖNENMEK, YÖNELTME, YÖNETİCİ, YÖNEKMEK, YÖNELTİM, YÖNELMEK, YÖNETKEN, GİZYÖNEY, BÖLYÖNET, YÖNEYLEM, YÖNETSEL, YÖNETSİZ, YÖNETMEN
YÖNELEK, YÖNETÇE, YÖNETİK, YÖNELİK, YÖNETLİ, YÖNELME, YÖNETTİ, YÖNENME, YÖNELİM, YÖNELGE, YÖNERGE, YÖNELİŞ, YÖNETİM, YÖNETİŞ, YÖNETME
YÖNETİ, YÖNEĞİ
YÖNEY, YÖNET, YÖNER, YÖNEK
YÖNE
YÖNE
Neden. Çıkar yol. Gerçek olmayan.
YÖNETSİZLİK
Usûl, erkân bilmezlik.
YÖNETİCİLİK
Yönetici olma durumu, idarecilik. Yöneticinin görevi, idarecilik.
YÖNELEBİLMEK
Yönelme imkânı veya olasılığı bulunmak.
YÖNELTEBİLMEK
Yöneltme imkânı veya olasılığı bulunmak.
BAŞYÖNETİCİ
Bir kurumun yönetiminden sorumlu olan ve kurumla ilgili her türlü etkinliği ve gelişmeyi yönetim kuruluna aktaran en üst düzey yönetici.
YÖNELTEBİLME
Yöneltebilmek işi.
YÖNETMENLİK
Yönetmen olma durumu. Yönetmenin görevi veya yeri.
İÇEYÖNELİKLİK
Gerçeklerden kaçınarak imgesel olaylara bağlılığı geliştirme ve düşünceleri daha çok dileklerin yönetmesine bırakma durumu.
ANAYÖNETİLEN
Bir karmaşık deyimin anayöneteninin bir araya getirdiği düzgün deyimlerden her biri. anabileşen.
YÖNETİLEBİLME
Yönetilebilmek işi.
BAŞYÖNETMENLİK
Başyönetmen olma durumu, başrejisörlük. Başyönetmenin yaptığı iş, başrejisörlük.
YÖNETTİRMEK
Yönetme işini yaptırmak.
YÖNETEBİLMEK
Yönetme imkânı veya olasılığı bulunmak. Yönetmeyi becermek.
YÖNETİLEBİLMEK
Yönetilme imkânı veya olasılığı bulunmak.
BAŞYÖNETMEN
Bir filmde veya tiyatro oyununda en üst düzeyde yönetmenlik yapan kimse, başrejisör.
Bu bölümde tanımı içerisinde YÖNE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BANA
Ben zamirinin yönelme durumu eki almış biçimi.
ANAYASA
Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi. Temel, esas.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
ABRAMAK
Fırtınalı havalarda gemiyi ustalıkla yönetmek. Başarmak, bir işi becermek.
AYNAZ
Bataklık. Köy oyunlarını yöneten kimse.
AGORA
Yunan klasik devrinde, sitenin yönetim, politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan, halk meydanı.
BAKANLIK
Bakan olma durumu, vekillik, nezaret, vekâlet, nazırlık. Bakanın yönetimi altındaki kuruluşların bütünü, nezaret, vekâlet, nazırlık. Bu kuruluşların bulunduğu yer.
ATFETMEK
Bir işi veya bir sözü bir kimseye mal etmek, yüklemek, isnat etmek. Yöneltmek, çevirmek.
ATIF
Yöneltme, çevirme. Gönderme. İlişkili bulma.
ALGI
Bir şeye dikkati yönelterek o şeyin bilincine varma, idrak. Kazanç, alacak. Rüşvet. Vergi. Haşhaş sütünü toplamakta kullanılan kaşık.
ATATÜRKÇÜLÜK
Atatürk'ün düşünce ve uygulamalarından kaynaklanan, Türk Devleti'nin bağımsızlık ve bütünlüğünü, millî egemenliğini, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan, akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünü, Kemalistlik, Kemalizm. Bu ilkeye bağlılık.
AMAÇLI
Amacı olan, gayeli. Bir amaca yönelik.
ADEMİMERKEZİYETÇİ
Yerinden yönetimci.
ATABEY
Eski Türk devletlerinde, özellikle Selçuklularda şehzadelerin eğitimi veya bağımsız olarak bir eyaletin yönetimi ile görevli vezir. Isparta iline bağlı ilçelerden biri.
AKINTI
Akma işi. Sıvı yapıştırıcıların ağaç yüzeylerine gereğinden çok sürülmesi ile oluşan durum. Hastalık sebebiyle vücudun herhangi bir yerinden sulu madde akması. Havanın veya suyun herhangi bir yöne doğru yer değiştirmesi, akım, cereyan. Eğiklik, eğim, meyil. Çam türü ağaçlarda bulunan reçinenin eriyerek akması olayı.
ADEMİMERKEZİYET
Yerinden yönetim.
BAKAN
Hükûmet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili, vekil, icra vekili, nazır.
AKMAK
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.
BAKMAK
Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Yoklamak, incelemek, denemek. Anlamak, farkına varmak. Gözetmek, korumak. İlgilenmek. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Beslemek, geçindirmek. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Renklerde benzemek, andırmak. Bir iş birinden beklenmek. Hastayı muayene etmek. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Tedavi etmek için ilgilenmek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Aramak. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Uğraşmak, meşgul olmak.
ANGARYA
Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.