İçinde UZAK geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "uzak" olan, toplam 43 tane kelime bulunuyor. İçerisinde uzak bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu uzak ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında uzak olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

17 harfli kelimeler

UZAKLAŞTIRABİLMEK

16 harfli kelimeler

UZAKLAŞTIRABİLME

15 harfli kelimeler

UZAKLAŞTIRILMAK

14 harfli kelimeler

UZAKLAŞABİLMEK, UZAKLAŞTIRILMA

13 harfli kelimeler

UZAKLAŞTIRICI, UZAKLAŞTIRMAK, UZAKLAŞABİLME

12 harfli kelimeler

UZAKLAŞILMAK, UZAKLIKÖLÇER, UZAKLAŞTIRMA

11 harfli kelimeler

TUZAKLANMAK, UZAKLAŞILMA

10 harfli kelimeler

UZAKYAZICI, UZAKSINMAK, TUZAKLANMA, UZAKGÖRMEZ, UZAKLAŞMAK, UZAKLANMAK, TUZAKLAMAK, TUZAKÇILIK

9 harfli kelimeler

UZAKSAMAK, BOYNUUZAK, UZAKLAŞMA, UZAKLANMA, TUZAKLAMA, UZAKKIŞLA

8 harfli kelimeler

UZAKSAMA, TUZAKKÖY, UZAKLAMA, UZAKDOĞU

7 harfli kelimeler

UZAKTAN, TUZAKÇI, UZAKÇAY, TUZAKLI, MUMUZAK, UZAKLIK

6 harfli kelimeler

UZAKÇA

5 harfli kelimeler

MUZAK, DUZAK, BUZAK, TUZAK

4 harfli kelimeler

UZAK

Bazı kelimelerin anlamları

UZAK

Gidilmesi çok süren, çok ötelerde bulunan, ırak, yakın karşıtı. Yakın olmayan yer. Eli, gücü ya da hükmü yetişmez. Ayrı, birbiriyle yakın ilgisi olmayan. İhtimali az olan. Arada çok zaman bulunan.

UZAKLAŞTIRILMA

Uzaklaştırılmak işi.

UZAKSINMAK

Uzak bulmak, uzak saymak.

UZAKLAŞTIRILMAK

Uzaklaşması sağlanmak. Görevden alınmasını sağlamak.

UZAKLAŞTIRICI

(karşılık: abdüktör), (Lât.abductus=uzaklaştırılmış) Bir bacak ya da herhangi bir bölgeyi dışa doğru çeken kas.

UZAKYAZICI

Veri iletişim olanaklarıyla uzaktaki bir yerde veri giriş-çıkışı için kullanılan, yazı makinesine benzer donanım birimi.

UZAKLAŞILMA

Uzaklaşılmak durumu.

UZAKLAŞILMAK

Uzaklaşma işi yapılmak.

UZAKLAŞABİLME

Uzaklaşabilmek işi.

UZAKLAŞABİLMEK

Uzaklaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

UZAKLAŞTIRABİLME

Uzaklaştırabilmek işi.

UZAKLIKÖLÇER

Bir konunun alıcı merceğine uzaklığını bulmakta kullanılan aygıt.

UZAKLAŞTIRMA

Uzaklaştırmak işi.

UZAKLAŞTIRABİLMEK

Uzaklaştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

UZAKLAŞTIRMAK

Uzağa götürmek. Çıkarmak, ayırmak. Yabancılaştırmak, ilgisiz bırakmak.

TUZAKLANMAK

Tuzak durumuna getirilmek. Tuzak kurulmak.

  -   -   -  

Anlamında UZAK bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde UZAK geçen kelimeler listesi verilmiştir.

İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.

AFOROZ

Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma, toplum dışılama.

ADIM

Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.

APSİS

Yönlü bir eksen üzerinde bir noktanın, başlangıç noktasına olan uzaklığının cebirsel değeri. Koordinat.

AFOROZLU

Aforoz edilmiş, kovulmuş, uzaklaştırılmış.

AL

Kanın rengi, kızıl, kırmızı. Dorunun açığı, kızıla çalan at donu. Aldatma, düzen, tuzak, hile. Yüze sürülen pembe düzgün, allık. Bu renkte olan (at). Alüminyum elementinin simgesi. Bu renkte olan.

ARA

İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.

ALÇAK

Yerden uzaklığı az olan, yüksek karşıtı. Kısa (boy). Bile bile en kötü, en ahlaksızca davranışlarda bulunan, aşağılık, soysuz, namert, rezil, hain. Aşağıda olan, yüksek olmayan (yer).

AÇILMAK

Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.

AKBABA

Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.

ALENGİR

Hile, düzen, tuzak. Gösteriş, fiyaka.

ALARGA

Açık deniz, engin. "Açıktan geç, yaklaşma" anlamında kullanılan bir seslenme sözü. Uzaktan, açıktan.

AĞARTI

Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler.

ARALANMAK

Biraz açılmak, aralık olmak. Araya zaman girmek. Gitmek, uzaklaşmak, yanından ayrılmak.

AKINKAYASI

Kaya balığıgiller familyasından derin ve uzaklarda yaşayan ince, uzun bir tür balık.

ALDANGIÇ

Üzeri ot veya kumla örtülmüş çukur, tuzak.

AÇIKLIK

Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

ARALIK

Ara. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Yarı açık, tam kapanmamış. Uygun, elverişli durum, fırsat. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Tuvalet. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.