Kelimeler arşivinde; içinde "taza" olan, toplam 16 tane kelime bulunuyor. İçerisinde taza bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu taza ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında taza olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
GAYRİMUNTAZAM
MUNTAZAMAN, MUTAZARRIR, MURTAZAKÖY
MUNTAZAM, TAZALLÜM, TAZAMMUN, CARTAZAN, LAKTAZAM
TAZARRU, İTAZARI, MURTAZA, TAZARCI
TAZAK, TAZAR
TAZA
TAZA
Taze, yeni, henüz.
CARTAZAN
Geveze. Kendini beğenmiş.
TAZALLÜM
Sızlanma, yakınma.
TAZARRU
Yakarma.
TAZAK
Kuşların ufak tüyleri (tüy ile birlikte kullanılır): Tüy tazak.
TAZARCI
Pazar yerindeki satıcı.
MURTAZA
Kendisinden razı olunmuş. Hz. Ali'nin lakabı.
GAYRİMUNTAZAM
Düzensiz, dağınık, gelişigüzel.
TAZAR
İvedi, tez : Bu mektup tazardır. Ev kapılarının arkasında taştan yapılmış, su testisi ya da su küpü koymaya yarayan yerler.
MUTAZARRIR
Zarar görmüş, zarara uğramış.
LAKTAZAM
Halkada -NHNHCO grubu içeren, 2-pirazolon bileşiği.
İTAZARI
Kötü bir şekilde, kabaca yapılan paylama.
MURTAZAKÖY
Niğde şehri, Çiftlik ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.
TAZAMMUN
Kapsama, içine alma, içerme. İçlem.
MUNTAZAMAN
Düzenli olarak.
MUNTAZAM
Düzgün. Düzenli, sürekli ve düzgün bir biçimde. Düzenli, derli toplu.
Bu bölümde tanımı içerisinde TAZA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İÇERME
İçermek işi, tazammun, ihtiva.
DÜZENSİZ
Düzeni olmayan veya düzeni bozuk, karışık, tertipsiz, intizamsız, gayrimuntazam, aritmik. Sistemsiz.
ÇACUKA
Tarlalarda suyu muntazam aralıklarla akıtmağa yarayan su terazisi. (Güney İkizdere Rize).
METASTATİK
Metastazla ilgili, metastaza ait, metastaz sonucu oluşan.
DÜZENLİ
Düzeni olan, yerli yerinde, kararlı, tertipli, muntazam. Sistemli, nizamlı, metodik.
AKDİKMELER
Kireçli topraktaki muntazam sel yarıntıları.
ONART
Tersin karşıtı, yüz, doğru : Tersini onardını bilmiyorsun. Kumaşın dış yüzü, kullanılacak yanı : Kumaşın onardı bu mu?. Düzenli, muntazam.
SIZLANMA
Sızlanmak işi, yakınmak, şikâyet, şekva, tazallüm.
MANZUM
Şiir biçiminde yazılmış. Düzenli, muntazam.
DÜZGÜN
Doğru ve pürüzsüz, muntazam. Fondöten. İyi. Kurala uygun olarak, kusursuz bir biçimde. Kenar veya ayrıtları ile açıları birbirine eşit olan (biçim). Düzenli, kusursuz, insicamlı, rabıtalı, muntazam.
ÇOKKAK
Değirmen taşı üstünde, buğdayı muntazam döken tahta parçası.
İÇLEM
Bir kavramın çağrıştırdığı kapsama giren niteliklerin veya taşıdığı özelliklerin bütünü, tazammun. Bir nesnenin içeriğini oluşturan şey.
KIVCI
Sürek avlarında hayvanları ürkütmek için ses çıkaran kimse. Yol gösteren, kılavuz : Yayla yolu muntazam değil bir kıvcı alalım.
BİDİK
Kısa boylu, ufak yapılı, cüce, bodur, tıknaz. Kaz ve ördek yavrusu. Köpek, köpek yavrusu. Keçi yavrusu, oğlak. Bir parça, azıcık, biraz. Deve yavrusu, bir aylık deve yavrusu. Köpek adı olarak kullanılan ve köpek çağırmaya yarayan ünlem. Hindi yavrusu. Tortu. Muntazam girinti çıkıntılar biçimindeki süs, kertik. Yağlı tandır ekmeği. Son, uç. Köşe, bucak, uç, açı. Köpek yavrusu.
OCİKEDİSİ
Amerika'dan köken alan, Habeş, Amerikan kısa tüylü ve Siyam ırkları karışımından oluşan, Güney Amerikalı vahşi kedi Ocelat'a benzerliği nedeniyle bu adı almış, iri vücudu, kısa ve muntazam gövdesi, gelişmiş kasları ve geniş göğüs yapısı sayesinde oldukça atletik görünen, küçük ve oval baş yapısı ve dikkat çekici boyutlardaki büyük kulakları en belirgin özelliği olan, tüyleri yumuşak ve benekli, genelde gümüş tonları, kahve lila ve çikolata renklerinde, yüz bölgesindeki tüyleri vücudundakilere göre daha açık renkli, akılcı ve mantıklı yapıda, oldukça etkin, atletik ve sportmen, zamanla Siyamların uyanık, nazik ve sevecen yapılarını da alan, kısa tüylü kedi ırkı.
SIZLANMAK
Kendine yapılmış olan bir haksızlığı, kendisini tedirgin eden bir durumu, çare bulması veya sadece sıkıntısına ortak olması için karşısındakine anlatmak, yakınmak, şikâyet etmek, şekva etmek, tazallüm etmek.
KESEYH
Belin ya da çapanın çıkardığı sıkışmış kuru, iri toprak parçası. Kesek; sürülmüş tarlada nemli toprağın kuruduktan sonra meydana getirdiği gayrimuntazam topak.
KEHLEMEK
Yorgunluktan sık sık soluk almak, solumak. Kıyı, köşe yapmak: Ağacı kehledim, muntazam bir direk oldu.
İÇERMEK
İçine almak, içinde bulundurmak, ihtiva etmek. Bir şey, başka bir şeyin varlığını gerektirmek, biri ötekini ister istemez düşündürmek, tazammun etmek.
ÇİZEK
İz, çizgi. Sabanın okuna takılan toprağı kesmeğe yarıyan bıçak. Toprağı devirmeye yarıyan pulluk kulağı. Yazı satırı. Otları kesmeğe, toprağı muntazam olarak sol tarafa yatırmağa yarayan okun eğri kısmında bulunan demir bıçak. (Çınarlık Çarşamba Samsun; Salman, Kuzköy Akkuş Ordu).