Kelimeler arşivinde; içinde "sten" olan, toplam 105 tane kelime bulunuyor. İçerisinde sten bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu sten ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında sten olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
HİPEREKSTENSİYON, METANDROSTENOLON
FARENGOSTENOSİS, LARENGOSTENOZİS
ANDROSTENEDİON, İSTENİLEBİLMEK, PİLOROSTENOZİS, PROKTOSTENOZİS, SİYALOSTENOZİS, TRAKEOSTENOZİS, ÜRETROSTENOZİS
GABIRİSTENNİK, İSTENİLEBİLME, SUSTENTAKULUM
İSTENÇSİZLİK, PESTENKERANİ, ANJİYOSTENOZ, ASTENOSPERMİ, EKSTENSORYUS, HİPERSTENÜRİ, KLOPROSTENOL, NORMOSTENÜRİ, OSTENİTLENİM, TESTENGERLEK
İSTENÇÇİLİK, EKSTENSİYON, HİPOSTENÜRİ, KESTENKÜLAH, OSTENİTLEME, REKTOSTENOZ, STENOHİGRİK
İSTENİLMEK, MÜSTENİDEN, NEVRASTENİ, PSİKASTENİ, STENOGRAFİ, ÜSTENCİLİK, BESTENİGAR, EKSTENSİYO, KESTENKELE, STENOHALİN, ÜSTENCELİK, ÜSTENKUPLU, ÜSTENLEMEK
İSTENÇSİZ, İSTENİLME, MÜSTENKİF, MÜSTENSİH, STENOGRAF, DESTENGİR, EKSTENSİN, EKSTENSOR, EKSTENSÖR, KÖSTENMEK, MİYASTENİ, MÜSTENİRE, OSTENİTLİ, STENİDYUM, STENOHİGR, STENOTERM, TESTENBEL
BEDESTEN, İSTENÇÇİ, İSTENÇLİ, İSTENMEK, MÜSTENİT, STENOTİP, TUNGSTEN, ÜSTENMEK, İSTENMEG, KESTENCE, KÖRÜSTEN, KÖSTENGİ, MÜSTENİR, STENİDAE, STENOFAG, STENOFAJ, STENOTİK, STENOTOP
İSTENME, ÜSTENCİ, ÜSTENME, İSTENCE, İSTENCİ, İSTENGİ, İSTENİŞ, İSTENTİ, KESTENE, OSTENİT, STENTOR, ÜSTENEK
İSTENÇ, KASTEN, ASTENİ, BİSTEN, DESTEN, DİSTEN, KESTEN, KÖSTEN, STENOZ, STENÖK
STENO, STENT, OSTEN
STEN
STEN
Çapı 9 milimetre olan, İngiliz yapısı, hafif, kullanışı kolay bir tür makineli tüfek. Bir tonluk bir kütleye bir saniyede 1 metre hız artışı veren kuvvet ölçü birimi.
İSTENİLEBİLME
İstenilebilmek işi.
LARENGOSTENOZİS
Gırtlak daralması.
GABIRİSTENNİK
Mezarlık.
TRAKEOSTENOZİS
Soluk borusu daralması.
PİLOROSTENOZİS
Pilorus daralması.
ANDROSTENEDİON
Doğrudan etkisiz olmasına karşın testosterona dönüşerek etki eden çoğunlukla er bezinde oluşan androjenik bir steroit.
ÜRETROSTENOZİS
İdrar yolu daralması.
İSTENÇSİZLİK
İradesiz olma durumu, iradesizlik.
SİYALOSTENOZİS
Salya kanalı stenozu.
PROKTOSTENOZİS
Anüs veya rektumun darlığı.
SUSTENTAKULUM
Destek.
FARENGOSTENOSİS
Yutak daralması.
İSTENİLEBİLMEK
İstenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
HİPEREKSTENSİYON
Aşırı derecede gerilme.
METANDROSTENOLON
Alkil testosteron türevi anabolik etkili sentetik madde.
Bu bölümde tanımı içerisinde STEN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AMAÇ
Ulaşmak istenilen sonuç, maksat. Gaye. Hedef. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı görev, misyon.
AŞAMA
Önem veya değer bakımından gitgide yükselen bir sıra basamakların her biri, rütbe, mertebe, paye. Varılması istenen bir amaca doğru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri, evre, basamak, adım, merhale. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap.
BAŞARMAK
Bir işi istenilen bir biçimde bitirmek, muvaffak olmak.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.
BULAŞMAK
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek. Hastalık geçmek, sirayet etmek. İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak. İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek. Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek.
AYIKLAMAK
Bir şeyin içinden, işe yaramayan, gereksiz veya istenmeyen taneleri ayırıp çıkarmak, temizlemek. Bir görevde gereksiz görülenleri işinden ayırmak.
BÜST
Vücudun, omuzlarla birlikte göğüsten yukarı bölümü. Heykelcilikte başı, göğsü, bazen de omuzları içine alan sanat ürünü.
AMAN
Yardım istenildiğini anlatan bir söz. Dikkat çekmek için kullanılan bir söz. Bir suçun bağışlanmasının istendiğini anlatan bir söz. Şaşma anlatan bir söz. Rica anlatan bir söz. Çok beğenmeyi anlatan bir söz: Aman ne güzel şey! Bu anlamda kullanıldığında buna da edatı da getirilebilir. (ama:n) Usanç ve öfke anlatan bir söz.
ANAHTAR
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Kurgu. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Herhangi bir olayda belirleyici olan. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Vesile, araç, vasıta.
AŞILAMAK
Vücutta bağışıklık yaratmak veya yerleşmiş bir hastalığa karşı koyabilmek için hazırlanmış bir aşıyı vücuda vermek, aşı yapmak. Birtakım düşünce veya duyguları başkasına benimsetmek, telkin etmek, etkilemek. Soğuğa sıcak, sıcağa soğuk su katmak. Elde edilmesi istenilen herhangi bir ağacın bir parçasını anaç üzerine kaynaştırarak üretmek. Başkasına hastalık geçirmek.
BULMAK
Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Cezaya uğramak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Bir şeyi elde etmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Hatırlamak. Sağlamak, temin etmek. Seçmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
ARALIK
Ara. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Yarı açık, tam kapanmamış. Uygun, elverişli durum, fırsat. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Tuvalet. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık.
AKÜMÜLATÖR
Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depolayan, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akımtoplar, akü.
AZİMKAR
İradeli, gayretli, istençli, kararlı.
BESİ
Yaşatmak ve geliştirmek için gereken besinleri yedirip içirme işi. Bir şeyi istenilen durumda tutmak veya oturtmak için kullanılan takoz vb. şeyler.
AYRIŞIK
Ayrışmış olan. Birbirlerine çok fazla benzer özellikler taşımayan parça veya birimlerden oluşan bütün veya topluluk, ayrı cinsten, heterojen. Ayrı türden, çeşit çeşit, muhtelif, heterojen.
AYIRTI
Aynı cinsten olan şeyler arasındaki ince fark, çalar, nüans.
ARAYICI
Bir şeyi aramayı iş edinen kimse. İstenilen yıldızı teleskobun görüntüsü içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağlı, görüş alanı geniş olan küçük teleskop.
BENZEŞME
Benzeşmek işi, analoji. Kelime içinde, yan yana düşen iki sesten birinci sesin ikincisinin etkisiyle değişmesi, dönüşme, asimilasyon: yurt-daş yurttaş, çarşanba çarşamba, o + bir öbür gibi.