Kelimeler arşivinde; içinde "olar" olan, toplam 63 tane kelime bulunuyor. İçerisinde olar bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu olar ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında olar olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
RİNOLARENGİTİS, REPOLARİZASYON, DEPOLARİZASYON
SOLARİZASYON, POLARİZASYON
HETEROPOLAR, POLARİMETRE, POLARİMETRİ, POLAROPLAST, DEPOLARİZÖR, POLAROGRAFİ
DOLARLAŞMA, OZMOLARİTE, DEPOLARİZE, POLARÖLÇER, MULTİPOLAR, FOVEOLARİS, MÜLTİPOLAR, PETRODOLAR, ALVEOLARİS, POLAROGRAF, POLAROGRAM, RADİOLARİA, POLARİSKOP
AREOLARİS, MONOPOLAR
MOLARİTE, MOLARLIK, KOLARGOL, NONPOLAR, OLARINLA, POLARLIK, UNİPOLAR, YOLARASI, SOLARYUM, BOLARMAK, POLARICI, POLARİTE, POLARMAK, POLAROİT, ALVEOLAR, KOLARMAK, FASİOLAR, GOLARMAK
HACOLAR, VOLARİS, TAŞOLAR, SOLARİS, POLARGI, BOLARMA, POLARMA, MOLARİS, POLARİN, BİPOLAR, OZMOLAR
OLARAK, APOLAR
SOLAR, POLAR, DOLAR, VOLAR, ÇOLAR
OLAR
OLAR
Onlar. Onlar (III. çokluk şahıs zamiri).
RİNOLARENGİTİS
Burun ve gırtlak mukozalarının yangısı.
POLARİMETRİ
Polarma sisteminde etkin maddelerden geçerken oluşan dönmenin ölçülmesi.
REPOLARİZASYON
Uyarılabilir hücrelerde zar potansiyelinin, depolarizasyondan sonra normal negatif dinlenim potansiyeline dönüşü.
DOLARLAŞMA
Değer yitirmesi nedeniyle ulusal paraya olan güvenin sarsılması sonucunda hesap birimi, değişim ve değer saklama aracı olarak ulusal para yerine Amerikan dolarının kullanılması. karşılığı para ikamesi.
DEPOLARİZASYON
Zar boyunca elektrik potansiyel farkının azalması. Uyarılabilir hücre zarının uyarılması sonucu, zarın seçici geçirgenliği kaybetmesiyle, negatif istirahat potansiyelinin pozitif yönde yükselmesi. Zarda polarize durumun bozulması. Kutuplaşmayı nötrleştiren eylem veya süreç.
DEPOLARİZE
Depolarizasyon eylemi.
POLARİZASYON
Kutuplanma. Polarma.
SOLARİZASYON
Güneş ışınlarına maruz kalma. Vücudu güneş ışınlarına maruz bırakmak suretiyle uygulanan tedavi yöntemi.
OZMOLARİTE
Herhangi bir solüsyonda ozmotik olarak çözünen partiküllerin konsantrasyonu. Bir litre çözeltideki çözünen maddenin ozmol-gram sayısı, ozmolar çözelti.
POLARÖLÇER
Bir ışığın polarma oranını ölçmeye yarayan alet, polarimetre.
POLAROGRAFİ
Cıva damla elektrotu kullanılarak çizilen akım-gerilim eğrilerinden seyreltik çözeltilerdeki özdeklerin nitelik, nicelik ve değerliklerini belirleme yöntemi. Damlayan civa elektrotta, zamanla artan potansiyel uygulanması ile elektroliz sonucu oluşan akımın ölçülmesi ve gerilim-akım şiddeti grafiği elde edilen bir yöntem.
POLAROPLAST
Mikrosporidea'ların polar filamentinin yanında bulunan belirgin vakuol.
HETEROPOLAR
Bir bağdaki elektrik yükünün farklı dağılımı. Bu tür bağda bir atomun yükü diğerinden daha pozitif vaya negatiftir.
POLARİMETRE
Polarölçer.
DEPOLARİZÖR
Elektrik polarizasyonunu önleyen, elektrotları birbirinden ayıran gözenekli diyafram gibi.
Bu bölümde tanımı içerisinde OLAR geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ADIM
Yürümek için yapılmış olan ayak atışlarının her biri. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap. Ayakta, esas duruşta, bir ayağın türlü yönlerde iki ayak boyu kadar yer değiştirmesi. Girişim, hamle. Bir ayak atışıyla alınan ve uzunluğu yaklaşık 75 santimetre olan mesafe. Bir gösterge ucunun eş olarak ayrılmış yaylardan biri boyunca aldığı yol. İki diş arasındaki aralık.
AÇIKTAN
Bir yerin uzağından. Ayrıca, ek olarak. Sıra ve aşama gözetilmeden, dışarıdan atayarak. Önceden belirlenmiş bir bütçeye bağlı kalmaksızın.
ACIMASIZCA
Acımasız olarak, acımasız bir biçimde, acımasızcasına, zalimce, zalimcesine, zalimane.
ADRES
Bir kimsenin oturduğu yer, bulunak. Hedef gösterilen yer. Bir kimsenin sık olarak gittiği yer. Kurum ya da kuruluşun bulunduğu yer.
ABANMAK
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.
ABDESTLİ
Abdest almış (kimse). Abdest alarak, abdest almış olarak. İyi adam. Abdesti bozulmamış olan (kimse).
AÇ
Yemek yemesi gereken, tok karşıtı. Karnı doymamış olarak. Yiyecek bulamayan. Çok istekli, hevesli. Gözü doymaz, haris.
AÇILIM
Açılma işi. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapma. Yeni bir bakış açısı getirme. Sağ açıklık. Bir kısaltma veya formülün açık biçimi.
ABARTISIZ
Olduğu gibi gösterilen, abartmasız, mübalağasız. Abartmadan, abartısız olarak, mübalağasız bir biçimde.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ACELE
Hızlı yapılan, çabuk, tez, ivedi. Tez davranma gerekliliği. Vakit geçirmeden, tez olarak.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ABONE
Süreli yayınları, parasını önceden ödeyerek alma işi. Bir şeyi sürekli olarak kullanmak için hizmeti verenle sözleşme yapan kimse, sürdürümcü. Bir yere gitmeyi alışkanlık hâline getiren (kimse).
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
ADAKLIK
Adak adanan yer. Adak olarak ayrılmış (hayvan).
ADAMAK
Bir dileğin gerçekleşmesi amacıyla kutsal olduğuna inanılan bir güce niyette bulunmak, nezretmek. İthaf etmek. Bir şeyle yoğun olarak ilgilenmek. Kutsal saydığı bir şey uğruna kendini feda etmek üzere söz vermek. Ayırmak, tahsis etmek.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.
ABDÜLLEZİZ
Akdeniz bölgesinde ve Afrika'da yetişen, çok yıllık, yumrulu ve otsu bir bitki (Cyperus esculentus). Bu bitkinin yemiş olarak yenilen, tatlı ve yağlı ürünü.
ABAKÜS
Sayı boncuğu. Sütun başlığının üstüne yatay olarak konan ve kenarlarından biraz dışarı taşan taş blok.
ABARTILI
Olduğundan fazla gösterilen, abartmalı, mübalağalı. Abartarak, abartılı olarak, mübalağalı bir biçimde.