Kelimeler arşivinde; içinde "bakal" olan, toplam 17 tane kelime bulunuyor. İçerisinde bakal bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu bakal ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında bakal olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
TABAKALANMAK
TABAKALAMAK, TABAKALANMA
CURUKBAKAL, TABAKALAMA
BAKALİTLİ, BAKALARYO, KARABAKAL, BAKALORYA
TABAKALI, BABAKALE, COZBAKAL
AKBAKAL, BAKALAK, BAKALİT
BAKALE
BAKAL
BAKAL
Karatavuk. Manav, sebzeci.
BAKALORYA
Üniversitelere girebilmek için lise öğreniminden sonra verilen olgunluk sınavı.
CURUKBAKAL
Eti yenen bir cins sıcak memleket kuşu.
BAKALAK
Bekleyici, gözleyici: Çocuğa bakalak ol. Bakalak ol da bahçeye sığır girmesin. Bakarak, gözetleyerek: Geldiğim yerlere bakalak geldim; inek filan görmedim. Boz renkli, tepeli bir çeşit tarla kuşu.
COZBAKAL
Karatavuk.
AKBAKAL
Karatavuk soyundan kahverengi tüylü bir kuş.
TABAKALANMA
Tabakaların birbiri üstüne veya birbiri ardınca sıralanışı.
BAKALARYO
Barlam balığı.
TABAKALANMAK
Tabakalar durumuna gelmek.
BAKALİT
Formaldehit ile bir fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilen yapay reçine.
TABAKALI
Tabakası olan.
BABAKALE
Çanakkale kenti, Gülpınar bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
KARABAKAL
Karatavukgillerden, kara renkli ardıç kuşu (Tutrdus pilaris).
TABAKALAMAK
Tabaka durumuna getirmek.
TABAKALAMA
Tabakalamak işi.
BAKALİTLİ
Bakalit kaplamalı.
Bu bölümde tanımı içerisinde BAKAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DEVONİYEN
Birinci Çağın dördüncü dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer tabakaları.
SONDA
Suyun herhangi bir noktadaki derinliğini ölçmek, dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç. Bir boşluğun içini yoklamaya yarayan uzunca ve ucu küt demir araç. Vücudun içinde birikip dışarı atılamayan sıvıyı çekmek veya vücuda sıvı vermek için kullanılan araç.
KATMANLAŞMAK
Ayrı ayrı tabakalar veya sınıflar oluşturmak. Üst üste gelmiş katmanlar durumunda yerleşmek.
AVRAMAK
Kollamak, korumak, zaptetmek: Ali ağanın kızını aldın ama bakalım avrayabilecek misin?. Kavramak, alışmak.
BAALIM
Bakalım.
ANDAN
Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Mademki, sonra, bakalım. Ondan. Tuzsuz pirinç lâpası. Ona. Sonra, ondan sonra. Ondan Ötürü. Oradan. Onunla.
ÜSTYAPI
Altyapı üzerine kurulan, oturmaya veya üretime yarayan yapıların tümü. Altyapı üzerinde oluşan kültür, din, sanat, felsefe, bilim, ülkü, siyasal kurumlar gibi toplumsal değerleri içeren genel kavram, altyapı karşıtı. Demir yolculukta toprak düzleme hattının ve köprü, kemer vb. sanat eserlerinin üstünde yapılmış olan ve demir yolu hattının döşenmesini amaçlayan etkinliklerin tümü. Bir alaşımın mikroskop kullanmadan çıplak gözle incelenen yüzeysel tabakalarından anlaşılabilen genel yapısı.
BAĞRA
Toprağın alt tabakalarında bulunan kazma, saban geçmeyen, bitki yetişmeyen sert ve mor renkli toprak.
APONÖROZ
Bazı kasların giriş yerinde kollagen tel demetleri ve fibroblastların tabakalar hâlinde düzenli bir şekilde dizildikleri yassılaşmış kirişler ya da bazı kasların içine giren zar. Kasları birbirinden ayıran, mikroskobik ve makroskobik olarak tendoya benzer yapılı ince zar.
ARAKATMAN
Kayaç tabakalarının arasında bulunan başka çeşit kayaç katmanı.
FOTOLİTOGRAFİ
Taş, maden üzerindeki örneklerin, ışığa duyarlı tabakalar üzerinde fotoğraf veya kopya yoluyla çıkarılmasında kullanılan baskı tekniği.
DELAMİNASYO
Embriyolojik gelişmede tabakalara ayrılma, tabakalara bölünme olayı.
KAMBİYUM
Çift çenekli bitkilerin gövde ve kökünde yer alan, yeni odun ve soymuk tabakaları oluşturarak bitkinin kalınlaşmasını sağlayan ve meristem hücrelerinden meydana gelen tabaka.
ÇİLLE
Kışın en soğuk, yazın en sıcak günleri: Hele çilleyi çıka bakalım. Çile.
MİNERALLİ
İçinde mineral bulunan. İçinde mineralleşmiş tabakalar ve cevherler bulunan (kaya veya arazi parçası).
ABIŞ
Bacağın diz kapağından yukarısı. Adım: Şurayı abışla bakalım. Ahmak, budala, sersem, aptal.
PLATFORM
Yüksekçe yer. Bir siyaset programında, dayanılan düşünce veya düşüncelerin tümü. Büyük çaplı tabakaların çarpılması ve bunun sonucunda oluşan hafif eğimlerle nitelenen jeolojik yapı tipi.
ANDALLAMAK
Dikişi seyrek seyrek dikmek: Bize gel de şu yorganı andallayıver. Deve yürüyüşü gibi geniş ve büyük adımlarla yürümek. Bir işi baştan savma yapıp bırakmak. Kollamak, gözlemek, takip etmek: Şu adamı andalla, nereye gidecek bakalım. Bir tarafa sarkmak, eğilmek: Evin duvarı andalladı. Tarlayı andallara, evleklere ayırmak.
SİS
Atmosferin alt tabakalarındaki küçük su taneleri veya buhardan oluşan bulutların çok alçalarak yeryüzüne kadar inmesiyle oluşan duman.
KATMANLI
Katmanları olan, katmanlardan oluşan, tabakalı.