Kelimeler arşivi içinde; başında "bakal" olan, toplam 7 adet kelime bulunmaktadır. bakal ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu bakal ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde bakal olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
BAKALARYO, BAKALİTLİ, BAKALORYA
BAKALAK, BAKALİT
BAKALE
BAKAL
BAKAL
Karatavuk. Manav, sebzeci.
BAKALAK
Bekleyici, gözleyici: Çocuğa bakalak ol. Bakalak ol da bahçeye sığır girmesin. Bakarak, gözetleyerek: Geldiğim yerlere bakalak geldim; inek filan görmedim. Boz renkli, tepeli bir çeşit tarla kuşu.
BAKALORYA
Üniversitelere girebilmek için lise öğreniminden sonra verilen olgunluk sınavı.
BAKALE
Şaşma, korku, pişmanlık, beğenmeme, öfke, acıma bildirir ünlem.
BAKALİTLİ
Bakalit kaplamalı.
BAKALARYO
Barlam balığı.
BAKALİT
Formaldehit ile bir fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilen yapay reçine.
Bu bölümde tanımı içerisinde BAKAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
APONÖROZ
Bazı kasların giriş yerinde kollagen tel demetleri ve fibroblastların tabakalar hâlinde düzenli bir şekilde dizildikleri yassılaşmış kirişler ya da bazı kasların içine giren zar. Kasları birbirinden ayıran, mikroskobik ve makroskobik olarak tendoya benzer yapılı ince zar.
KAMBİYUM
Çift çenekli bitkilerin gövde ve kökünde yer alan, yeni odun ve soymuk tabakaları oluşturarak bitkinin kalınlaşmasını sağlayan ve meristem hücrelerinden meydana gelen tabaka.
PLATFORM
Yüksekçe yer. Bir siyaset programında, dayanılan düşünce veya düşüncelerin tümü. Büyük çaplı tabakaların çarpılması ve bunun sonucunda oluşan hafif eğimlerle nitelenen jeolojik yapı tipi.
TABAKALANMAK
Tabakalar durumuna gelmek.
SİS
Atmosferin alt tabakalarındaki küçük su taneleri veya buhardan oluşan bulutların çok alçalarak yeryüzüne kadar inmesiyle oluşan duman.
FOTOLİTOGRAFİ
Taş, maden üzerindeki örneklerin, ışığa duyarlı tabakalar üzerinde fotoğraf veya kopya yoluyla çıkarılmasında kullanılan baskı tekniği.
KATMANLAŞMAK
Ayrı ayrı tabakalar veya sınıflar oluşturmak. Üst üste gelmiş katmanlar durumunda yerleşmek.
BAALIM
Bakalım.
ABIŞ
Bacağın diz kapağından yukarısı. Adım: Şurayı abışla bakalım. Ahmak, budala, sersem, aptal.
KATMANLI
Katmanları olan, katmanlardan oluşan, tabakalı.
TABAKALANMA
Tabakaların birbiri üstüne veya birbiri ardınca sıralanışı.
DEVONİYEN
Birinci Çağın dördüncü dönemi ve bu dönemde oluşmuş yer tabakaları.
TABAKALAMA
Tabakalamak işi.
AVRAMAK
Kollamak, korumak, zaptetmek: Ali ağanın kızını aldın ama bakalım avrayabilecek misin?. Kavramak, alışmak.
ARAKATMAN
Kayaç tabakalarının arasında bulunan başka çeşit kayaç katmanı.
ANDAN
Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Mademki, sonra, bakalım. Ondan. Tuzsuz pirinç lâpası. Ona. Sonra, ondan sonra. Ondan Ötürü. Oradan. Onunla.
MİNERALLİ
İçinde mineral bulunan. İçinde mineralleşmiş tabakalar ve cevherler bulunan (kaya veya arazi parçası).
ÜSTYAPI
Altyapı üzerine kurulan, oturmaya veya üretime yarayan yapıların tümü. Altyapı üzerinde oluşan kültür, din, sanat, felsefe, bilim, ülkü, siyasal kurumlar gibi toplumsal değerleri içeren genel kavram, altyapı karşıtı. Demir yolculukta toprak düzleme hattının ve köprü, kemer vb. sanat eserlerinin üstünde yapılmış olan ve demir yolu hattının döşenmesini amaçlayan etkinliklerin tümü. Bir alaşımın mikroskop kullanmadan çıplak gözle incelenen yüzeysel tabakalarından anlaşılabilen genel yapısı.
SONDA
Suyun herhangi bir noktadaki derinliğini ölçmek, dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç. Bir boşluğun içini yoklamaya yarayan uzunca ve ucu küt demir araç. Vücudun içinde birikip dışarı atılamayan sıvıyı çekmek veya vücuda sıvı vermek için kullanılan araç.
ANDALLAMAK
Dikişi seyrek seyrek dikmek: Bize gel de şu yorganı andallayıver. Deve yürüyüşü gibi geniş ve büyük adımlarla yürümek. Bir işi baştan savma yapıp bırakmak. Kollamak, gözlemek, takip etmek: Şu adamı andalla, nereye gidecek bakalım. Bir tarafa sarkmak, eğilmek: Evin duvarı andalladı. Tarlayı andallara, evleklere ayırmak.