Kelimeler arşivi içinde; başında "geze" olan, toplam 47 adet kelime bulunmaktadır. geze ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu geze ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde geze olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
GEZEBİLMEK, GEZELETMEK, GEZENNEMEK
GEZELLEME, GEZEBİLME, GEZENGEVİ, GEZELEMEK, GEZEĞENLE
GEZERGİÇ, GEZELEME, GEZEKLİK
GEZENKİ, GEZENTE, GEZENİK, GEZENGİ, GEZENTİ, GEZERLİ, GEZEREV, GEZERGİ, GEZEVÜR, GEZENEK, GEZENEG, GEZENDE, GEZENÇİ, GEZENAY, GEZEVİR, GEZEMEK, GEZEMEG, GEZELGE, GEZELEK, GEZEKÇİ, GEZEĞEN, GEZEGEN, GEZEZAN, GEZEZEN
GEZEKİ, GEZEYH, GEZEEN
GEZEN, GEZEY, GEZER, GEZEM, GEZEL, GEZEK, GEZEF, GEZEB
GEZE
GEZE
Gelinin çeyiz kaldırma töreni. Düğünden sonra oğlan ve kız tarafının verdikleri karşılıklı ziyafet. Öküz arabasının iki oku arasına, açıklığı koruması için gerilen ağaç. Gezinti yeri.
GEZELETMEK
Can sıkıntısından boşuboşuna gezmek.
GEZEKLİK
Sürünün otlamaya gitmeden önce toplandığı yer.
GEZENİK
Salon.
GEZELEME
Gezelemek işi. Gelin ve damadın düğünden sonra akrabalarına yaptıkları ziyaret.
GEZENTE
Çok gezen kişi. Evde durmayan köpek. Sebzelerde en çok baklada bulunan bir çeşit böcek. Çok gezen.
GEZELEMEK
Gezinmek. Sıkıntılı bir durumda dolaşmak, gezinmek.
GEZEBİLME
Gezebilmek işi.
GEZENGEVİ
Kudret helvası.
GEZEĞENLE
Çok gezen kişi.
GEZERGİÇ
Sabanla eyefi birbirine bağlamakta kullanılan ağaçtan yapılmış bir çeşit araç.
GEZELLEME
Çok konuşma.
GEZENGİ
Kudret helvası.
GEZEBİLMEK
Gezme imkânı veya olasılığı bulunmak.
GEZENKİ
Çok gezen kişi.
GEZENNEMEK
Can sıkıntısından boşuboşuna gezmek.
Bu bölümde tanımı içerisinde GEZE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GEZGİNCİ
Gezerek iş gören, gezici, seyyar.
KILAVUZ
Yol gösteren, tarihî ve turistik yerleri gezerken bilgi aktaran kimse, rehber. Dar ve uzun bir yerden tel, kablo gibi bükülebilen bir şey geçirilirken bunların ucuna bağlandığı sert nesne. Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren, yol yöntem gösteren kitap vb. Somun veya boru içine yiv açmakta kullanılan araç. Ruhsal ve zihinsel bakımdan yol gösteren, ışık tutan kimse. Kılavuz kaptan. Makaradaki filmlerin başında ve sonunda yer alan, filmin alıcı, yıkama aracı, basım aracı, gösterici vb. araçlara takılıp çıkarılmasında kolaylık sağlayan, asıl film için pay bırakan çeşitli renklerde film parçası. Kılavuz gemisi. Evlenecek olan erkek veya kadına eş bulan kimse.
GÖKEVİ
Gök olaylarını yıldızların, güneş, ay ve gezegenlerin konumlarını, hareketlerini küresel bir kubbenin iç yüzeyinde, çeşitli araçlarla gösteren yapı, yıldızlık, planetaryum.
AYLAK
İşsiz, boş gezen, avare (kimse).
JÜPİTER
Gezegenlerin en büyüğü ve Güneş'e yakınlık bakımından beşincisi, Erendiz, Müşteri.
KAVUŞUM
Yer yuvarlağı bir uçta kalmak üzere, yerin, Güneş'in ve herhangi bir gezegenin bir doğru üzerine gelmeleri, içtima.
SAİRFİLMENAM
Uyurgezer.
MARS
Tavlada oyunculardan birinin, karşı taraf pul toplamaya başlamadan kendi pullarının tamamını toplayıp iki sayı kazanması. Güneş'e olan uzaklığı, yerin Güneş'e olan uzaklığından daha çok olan dış gezegenlerin ilki olan kızıl gezegen, Merih.
AMFİBİ
İki yaşamlılar. Yüzergezer.
PLANET
Gezegen.
PLÜTON
1930 yılında keşfedilen, Güneş'e en uzak gezegen.
KOLCU
Bir şeyi korumak için bekleyen veya kol gezen görevli, muhafız. Hizmetçilere çalışacak ev bulan kimse.
LEKE
Kirliliği gösteren iz. Güneş, ay, yıldız veya herhangi bir gezegenin parlak yüzeyinde görülen karanlık bölüm. Yüz kızartacak durum, namussuzluk, kara, şaibe. Bir yüzeyde türlü sebepler dolayısıyla oluşan farklı renk. Vücudun herhangi bir yerinde oluşan değişik renk.
GEZENTİ
Vaktini gezmekle geçiren, gezmeyi çok seven, gezeğen.
GÜNEŞ
Güneş ışınlarının ve ısısının etkilediği ortam. Gezegenlere ve yer yuvarlağına ışık ve ısı veren büyük gök cismi.
NEPTÜN
Güneş'e yakınlık bakımından sekizinci olan gezegen.
KALKMAK
Gitmek üzere yerinden ayrılmak. Güncelliğini yitirmek. Başka yere gitmek, taşınmak. Girişmek, başlamak, davranmak, yeltenmek. Ayakta beklemek. Geçerli olmamak, geçerliğini yitirmek, geçmez olmak. Yerinden ayrılıp yol almaya başlamak. Bir durumdan başka bir duruma geçmek. Hayvan iki art ayağı üzerinde dik durum almak. Oturma durumundan dik duruma gelmek, doğrulmak. Taşıtlar yola çıkmak. Yukarı doğru yükselmek. Yok olmak, artık bulunmamak. Derlenip götürülmek. Hasta iyileşerek gezecek duruma gelmek. Uygulanmaz olmak. Uçmak, havalanmak. Varlığı, hayatı son bulmak. Uyanarak yataktan ayrılmak. Kabarmak, ayrılmak.
DÜNYA
Üzerinde yaşadığımız toprak ve denizler, yeryüzü. Meslek veya iş birliği içinde bulunan kimseler, camia. İnançları bir olan ülke veya insanlar topluluğu. Duygu, düşünce ve hayal âlemi. Dış, çevre, ortam. Herkes. Güneş'e yakınlık bakımından üçüncü gezegen, acun.
PARALAKS
Farklı iki yerden çok uzaktaki bir noktaya yönelmiş iki doğru arasındaki açı. Dünya'nın yarıçapını bir gezegenden veya Dünya Güneş uzaklığını bir yıldızdan gören açı.
MERKÜR
Güneş sisteminin Güneş'e en yakın olan gezegeni, Utarit.