Kelimeler arşivi içinde; başında "fis" olan, toplam 61 adet kelime bulunmaktadır. fis ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu fis ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde fis olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
FİSALOPTERİOZİS
FİSTÜLİZASYON
FİSTÜLOGRAFİ, FİSEBİLİLLAH, FİSTÜLEKTOMİ
FİSTÜLOTOMİ
FİSKELEMEK, FİSİRDEMEK, FİSİLDİMEK, FİSİLDEMEK
FİSGİRMEK, FİSKELEME, FİSİREMEK, FİSKERMEK, FİSKİRMEK, FİSGERMEK, FİSTANLIK, FİSTANSIZ
FİSKİLEN, FİSTANLI, FİSGECÜK
FİSKİYE, FİSSURA, FİSKELE, FİSKENE, FİSTOLU, FİSKAYA, FİSİRTİ, FİSİRGİ, FİSİRDİ, FİSİLTİ, FİSFİSE, FİSETER
FİSDEN, FİSSÜR, FİSTAN, FİSGİL, FİSFİS, FİSTON, FİSTÜL, FİSSİK, FİSDAN, FİSARE, FİSYON, FİSMAK, FİSKİL, FİSKOS, FİSKAL, FİSİKE
FİSKO, FİSKA, FİSÜR, FİSKE, FİSİL, FİSİK, FİSTO, FİSGE, FİSNE, FİSON, FİSIN
FİS
FİS
Gizli söz.
FİSTÜLOGRAFİ
Fistül içerisine kontrast madde verilerek görüntü alınması.
FİSİLDEMEK
Fısıldamak, yavaş sesle konuşmak.
FİSALOPTERİOZİS
Physaloptera cinsi nematodların neden olduğu enfeksiyon.
FİSGİRMEK
Çıban ya da sivilce çıkmaya başlamak. Ağaç sürgün vermeğe başlamak.
FİSKERMEK
Tohum, tomurcuk patlayıp açılmak. Filizlenmek.
FİSİRDEMEK
Fısıldamak, yavaş sesle konuşmak.
FİSEBİLİLLAH
Hiçbir karşılık beklemeden.
FİSİREMEK
Fısıldamak.
FİSİLDİMEK
Fısıldamak.
FİSKELEME
Fiskelemek işi.
FİSKİRMEK
Nezleden ağız burun akmak.
FİSTÜLOTOMİ
Fistüle kesit yapılması.
FİSKELEMEK
Fiske vurmak. Hafifçe sitem etmek.
FİSTÜLEKTOMİ
Fistülün ameliyatla çıkarılması.
FİSTÜLİZASYON
Bir organ boşluğundan diğer bir organ boşluğuna veya organdan vücut yüzeyine uzanan patolojik geçit meydana gelmesi.
Bu bölümde tanımı içerisinde FİS geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ZONA
Deride, sinirler boyunca, özellikle gövde, bacak ve yüzde birtakım ağrılı fiskelerle beliren, mikroplu bir hastalık.
NEFASET
Nefis olma durumu. Kıymetli olma durumu.
FİSTANSIZ
Fistan giymemiş.
ÖZ
Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun, varoluş karşıtı. Bitkilerin kök, gövde ve dallarının boydan boya ortasında bulunan, hafif, gevrek ve çoğu yumuşak bölüm. "Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler türeten bir söz. Bir şeyin temel ögesi, künh, zübde. Kan bağı ile bağlı olan, üvey olmayan. İçine, arılığını, saflığını bozacak hiçbir şey karışmamış olan, saf, arı. Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde, ekstre. Dere, çay. Sulak, verimli yer. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan irinle birlikte çıkan parça. Kendi, zat.
FİSTOLU
Üzerine fisto dikilmiş olan.
SOFİSTİK
Sofistlere özgü. Safsatalı, yanıltmalı.
AKARCA
Küçük akarsu. Sürekli işleyen çıban, fistül. Kaplıca. Kemik veremi.
YAPMACIK
İçten olmayan (tavır, davranış, duygu), yapma, yapay, sahte, suni, zahirî, sofistike.
CEBRİNEFİS
Nefis zorlaması.
YEDİRMEK
Yemesini sağlamak. Bir şeyi azar azar başka bir şeyin içine karıştırarak belli olmayacak duruma getirmek. Ağzına yiyecek vermek, beslemek, karnını doyurmak. Bir fazlalığı herhangi bir biçimde kullanmak. Nefis, namus, şan, kibir vb. kavramlarla kullanıldığında yakıştırmak, yaraştırmak. Bir kimseye rüşvet vermek.
FİSTANLIK
Fistan yapmaya elverişli.
BİLGİCİ
Sofizmden yana olan (kimse, düşünce vb.), sofist.
MADİK
Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu. Dolap, hile.
ONUR
İnsanın kendine karşı duyduğu saygı, şeref, öz saygı, haysiyet, izzetinefis. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, şeref, itibar.
SOFİSTLİK
Sofist olma durumu.
FİSTANLI
Fistan giymiş.
ÇATLAK
Çatlamış olan. Yer altındaki taş kütlelerinin basınç ve gerilim dolayısıyla yer değiştirmeden çatlayıp yarılması, diyaklaz. Değişimin başlangıcı. Deli. Deri, mukoza, kemik veya herhangi bir organ üzerinde uzunluğuna olan açıklık, yarık, fissür. Ara, aralık. Herhangi bir yerde uzunluğuna olan açıklık.
KARMAŞIK
İçinde aynı cinsten birçok öge bulunan, birbirine az çok aykırı birçok şeyden oluşan, mudil. Anlaşılması güç olan (durum), sofistike. Çözeltide kendisini oluşturan parçalara iki yönlü olarak ayrışan (iyon veya birleşik), kompleks. Ögelerinin veya gerekli işlemlerin sayısının çokluğu, çeşitliliği yüzünden anlaşılması, yapılması güç olan, komplike. Üstün teknolojisi olan, sofistike.
HAYAT
Canlı, sağ olma durumu. Canlılığı gösteren hareket, kaynaşma. Yaşam. Avlu. Bir kimsenin tarihsel biyografisi, hayat öyküsü, hayat hikâyesi. Geçim şartlarının bütünü. Genellikle köy ve kasaba evlerinde, üstü kapalı, bir veya birkaç yanı açık sofa. Meslek. Sundurma. Hayat biçimi, içinde yaşanılan şartların bütünü, yaşantı. Balkon. Yazgı. Yaşamayı sağlayan şartların bütünü.
YANILTICI
Yanıltma özelliği olan, sofistike.