Sonu DARA ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "dara" olan, toplam 18 adet kelime bulunmaktadır. Sonu dara ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında dara olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde dara olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

7 harfli kelimeler

TASDARA, KANDARA, HOLDARA, GANDARA

6 harfli kelimeler

HADARA, ŞADARA, NADARA, MUDARA, MIDARA, GADARA, CADARA, BADARA, ARDARA, AKDARA, MÜDARA, MADARA

5 harfli kelimeler

İDARA

4 harfli kelimeler

DARA

Bazı kelimelerin anlamları

DARA

Kabıyla birlikte tartılan bir nesnenin kabının ağırlığı. İçinde yük taşınan aracın boş durumdaki ağırlığı. Terazide dengeyi sağlamak için hafif gelen kefeye ağırlık olarak konulan taş, demir, çivi vb., abra.

ARDARA

Issız, arkada kalmış, sessiz yer.

NADARA

Ne kadar.

HOLDARA

Oyun bozan, mızıkçı.

MÜDARA

Yüze gülme, yüze gülücülük, dost gibi görünme.

GADARA

Değirmen oluğunun üstünde suyun toplandığı yer.

HADARA

Büyük kirkit. (Uşak).

KANDARA

Değirmen bendi. Beşiğin sallamak için tutulan yeri.

BADARA

Tuzak, fak, tehlike. Çamaşır teknesi. Değirmen taşının altına konulan ağaçlar. Dam ya da çatı yapılırken karşılıklı duvarlar arasında uzatılan tatta uzantılar. (Manyas Balıkesir) (badere) : (Manyas Balıkesir).

AKDARA

Erkekler tarafından oynanan bir oyun.

CADARA

Paçavra, eski bez parçası.

ŞADARA

Büyük delikli kalbur. Delik deşik olmuş, biçimsiz nesne: Baksana bir kere yola, şadara. Büyük kalbur. Büyük gözenekli kalbur; yüzü çiçek bozuğu olanlara verilen takma ad. Büyük gözenekli kalbur. (Kayalık Susuz Kars).

MIDARA

İyi yerleşmemiş, eğreti. İyilik yapana karşı doyulan gönül borcu. Kötü, işe yaramaz, güçsüz, çürük. Eğreti, çürük: Ola bu ip mıdara oldu, gopacah.

GANDARA

Su deposu. Beşik kolu: Beşik gandarasız kullanılamaz. Arapça kökenli kantara: değirmen oluğunun üstbaşı.

MUDARA

Beceriksiz. Şöyle böyle, önemsiz kişi. Eğreti : Tabakları mudara koyma sonra kırılır. Az, kıt : Bu sene fındıklar mudaradır. Zayıf, cansız, işe yaramaz, güçsüz. Takat, güç : Mudaram kalmadı ki ayağa kalkayım. Kötü, işe yaramaz, çürük : Ev çok mudara, bir gün başımıza yıkılmasa. Eğreti, çürük. İşi düşme durumu: Ahmet'in bana bir mudarası var. Boyun eğme, minnet. Tembel, beceriksiz, bitkin.

TASDARA

Sofra örtüsü.

  -   -   -  

Anlamında DARA bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde DARA geçen kelimeler listesi verilmiştir.

GADDARCA

Gaddara yakışır, gaddara uygun. (gadda'rca) Gaddara yakışır bir biçimde, gaddarcasına, insafsızca.

DARALTMA

Daraltmak işi.

ABRA

Dara. Angarya, yük. Bir değiş tokuşta üste verilen şey. Denge.

DÜBEL

Vidanın daha sağlam yerleşmesi için duvarlarda açılan deliğe önceden çakılan plastik yuva. Çapları 4-20 milimetre olan, uçları yarık ve tırtıllı, baş tarafı uca doğru daralan delikli, orta sert veya sert plastikten yapılmış özel kavela.

DARALMAK

Dar duruma gelmek, küçülmek. Zayıflamak. Güçleşmek, zorlaşmak. Başı dara gelmek, bunalmak. Sıkışmak. Azalmak.

DARASIZ

Darası alınmamış. Darası alınmadan.

BOĞUMLANMAK

Boğum oluşmak, boğum boğum olmak. Bir ses çıkarmak için ses yolunun herhangi bir yerinde daralma veya kapanma olmak.

DARALIŞ

Daralma işi.

DARLAŞMAK

Daralmak.

DARALTICI

Boruların çaplarını daraltmakta kullanılan bağlantı parçası.

BEL

İşaret. İnsan bedeninde göğüsle karın, sırtla kalçalar arasında daralmış bölüm. Bardak, şişe, vazo vb.nin ortasındaki dar bölüm. Hayvanlarda omuz başı ile sağrı arası. Toprağı aktarmaya veya işlemeye yarayan, uzun saplı, ayakla basılacak yeri tahta, ucu sivri kürek veya çatal biçiminde bir tarım aracı. Dağ sırtlarında geçit veren çukur yer. Bu bölümün, sırtın altına rastlayan bölgesi. Ses şiddetiyle ilgili birim. Geminin orta bölümü. Meni.

DARALTILMAK

Daraltma işi yapılmak.

ÇARMIH

Suçlunun öldürülmek amacıyla çivilendiği haç biçimindeki darağacı. Ana direkleri ve gabya çubuklarını yandan tutan halatlar.

DARALMA

Daralmak işi. Geniş ünlülerin, yanlarındaki bazı ünsüzlerin etkisiyle darlaşması: geymek giymek, yene yine gibi.

ADRENALİN

Hekimlikte damarları daraltma, bronşları açma, kanamaları kesme vb. amaçlarla kullanılan, kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezlerinin salgısı.

BELİRLEMEK

Belirli duruma getirmek, belirli kılmak, tayin etmek. Bir kavramı, ayırıcı bir öge ekleyerek sınırlamak, kapsam bakımından daraltmak, genellemek karşıtı. Yeni bir kavramı, özünü oluşturan ögeleri açıklayarak tanımlamak, sınırlamak.

BÜKEN

Oynak kemikleri arasındaki açıları daraltan kasların genel adı, açan karşıtı.

BRÜT

Kesintisi yapılmamış, kesintisiz (para). Darası çıkarılmadan tartılan (ağırlık).

ÇEKMEK

Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.

ASTIM

Bronşların daralmasından ileri gelen nefes darlığı.