Kelimeler arşivi içinde; başında "ole" olan, toplam 13 adet kelime bulunmaktadır. ole ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu ole ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ole olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
OLEANDOMİSİN
OLEOREÇİNE
OLEKRANON, OLEOMETRE, OLEOPLAST, OLEOREZİN
OLECENE, OLEOZOM
OLEFİN
OLEAT, OLEİK, OLEİN
OLE
OLE
Yaşa.
OLEOREZİN
Oleoreçine.
OLEOMETRE
Yağların yoğunluğunu ölçmeye yarayan sıvıölçer.
OLEFİN
Etilen gibi yapısına başka bir öge veya kök sokulabilen, karbonlu hidrojenlerin genel adı.
OLEKRANON
Dirsek çıkıntısı, dirsek başı.
OLEOZOM
Hint yağı tohumunda olduğu gibi tohumlar üzerinde bulunan ve yağ kapsayan yapılar. Elaiozom.
OLEANDOMİSİN
Streptococcus antibioticus kültürlerinden elde edilen ve özellikle dirençli Staphylococcus, Streptococcus ve Pneumococcus türü bakterilerin işe karıştığı hastalıkların tedavisinde kullanılan makrolit grubu antibiyotik.
OLEOPLAST
Bitki hücrelerinde, içinde sıvı veya katı yağ depolanan renksiz organel. Bitki hücrelerinde, içinde sıvı ya da katı yağ depolanan renksiz organel, plâstit. Elaioplâst.
OLEOREÇİNE
Bazı bitkilerde tabii olarak bulunan ve esansiyel yağlarla reçine içeren karışım, oleorezin.
OLEİK
Oleik asit.
OLECENE
"öylece" anlamına zarf.
OLEAT
Haricen uygulanan ilaçlarda, deterjan ve boya sanayiinde kullanılan, alkaloit veya oleik asidin metal bileşiklerine verilen ad.
OLEİN
Sıvı yağlarda ve margarinlerde bulunan oleik asidin bir esteri.
Bu bölümde tanımı içerisinde OLE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BAŞLAHANA
Yaprakları sıkı, yuvarlak başlı lahana (Brassica oleracea).
ATOM
Birkaç türü birleştiğinde çeşitli molekülleri, bir tek türü ise bir kimyasal ögeyi oluşturan parçacık. Yaprakları üst üste sarılı topak marul. Eski Yunan filozoflarına göre gerçeğin son, artık bölünemez, bozulamaz diye tasarlanan temel ögeleri.
DERLEM
Koleksiyon. Bir dilin türlü kullanım alanlarından derlenmiş örneklerinin dil bilgisi ve kuramsal dil bilimi araştırmalarında kullanılmak üzere bilgisayar tarafından okunabilecek biçimde bir araya getirilmiş kümesi.
AVLAMA
Avlamak işi. Voleybolda karşı oyuncuların boş bıraktığı ve yetişemeyeceği yere topu yavaşça indirip sayı kazanma.
BİYOELEKTRONİK
Moleküler biyolojinin hücrelerin yapısına giren moleküller arasında geçerli elektrostatik güçlerini inceleyen bölümü.
DERLEMCİLİK
Koleksiyonculuk.
BROKOLİ
Hardalgillerden, küçük, yeşil yumrular hâlinde olan, haşlanarak yemeği hazırlanan bir tür sebze (Brassica oleracea botrytis).
BANT
Yapılış özelliğine göre sarma, yapıştırma vb. işlerde kullanılan düz, ensiz, yassı bağ, şerit, izole bant. Ses alma aygıtlarında seslerin kaydı için kullanılan manyetik oksitli plastik veya selüloz şerit. Yara üzerine yapıştırılan özel olarak hazırlanmış ilaçlı küçük şerit.
DERLEMCİ
Koleksiyoncu.
AYRIŞMA
Ayrışmak işi. Moleküllerin, türlü etkenlerle geçici olarak daha yalın atom ve moleküllere bölünmesi, inhilal.
BİLLURLAŞMA
Billur durumuna gelme. Herhangi bir cisim moleküllerinin bazı fizik ve kimya değişmeleriyle geometrik biçim alması, kristalleşme.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ARŞE
Tren, troleybüs, tramvay vb. elektrikle işleyen taşıtlarda telden elektrik akımı almaya yarayan, yukarıya doğru uzanmış demir yay. Keman yayı.
BİSÜLFÜR
Molekülünde iki kükürt atomu bulunduran birleşik.
AYRIŞMAK
Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak. Moleküller, türlü etkenler sebebiyle geçici olarak daha yalın atom veya moleküllere bölünmek.
BÜTEN
Olefin grubundan C4H8 formülünde iki hidrokarbonun adı.
BOYNUZLU
Boynuzu olan (hayvan). Karısının veya kadın yakınlarından birinin iffetsizliğine göz yuman (erkek). Troleybüs.
BLOK
Kocaman ve ağır kitle. İçine resim veya yazı kâğıtları konulan karton kap. Politik çıkarları sebebiyle birlik kuran devletler topluluğu. Voleybolda, file üstünde karşı oyuncunun topu sert vururken önünde iki veya üç kişinin elleri ile oluşturdukları perde. Yapı adası. Birden çok bölümü bir araya getirilmiş olan, bir bütün oluşturan.
BİRİKTİRMEK
Toplayıp yığmak. Bir şeyi ölçülü kullanarak artırmak, tasarruf etmek. Öğrenme, yarar sağlama vb. sebeplerle bazı nesneleri bir araya getirmek, koleksiyon yapmak.
ÇAKILDAK
Bir çarkın yalnız bir yöne doğru işlemesine yol verip tersine dönmesini önleyen veya değirmen, su dolabı vb. makinelerin işleyişini çıkardığı sesle kontrole yarayan parça. Koyunların kuyrukları altındaki kıllara yapışıp kuruyan pislik. Elde çevrildikçe gürültülü ses çıkaran, değirmi biçiminde bir çocuk oyuncağı.