Kelimeler arşivi içinde; başında "olu" olan, toplam 86 adet kelime bulunmaktadır. olu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu olu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde olu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
OLUMSUZLAŞTIRMAK, OLUŞTURULABİLMEK
OLUŞTURULABİLME, OLUMSUZLAŞTIRMA
OLUŞTURABİLMEK, OLUŞTURUVERMEK
OLUŞTURABİLME, OLUŞTURUVERME
OLUŞTURULMAK
OLUKLUKISAÇ, OLUŞUMCULUK, OLUŞTURULMA, OLUNUGELMEK, OLUŞTURTMAK, OLUŞABİLMEK, OLUNABİLMEK, OLUMSUZLAMA, OLUŞUVERMEK
OLUMSALLIK, OLUNABİLME, OLUMSUZLUK, OLUKLUÇİVİ, OLUŞTURTMA, OLUKLAŞMAK, OLUŞUVERME, OLUŞTURMAK, OLUŞABİLME, OLUKKOYAĞI
OLUKPINAR, OLUVERMEK, OLUGELMEK, OLUGÖRMEK, OLUŞTURMA, OLUMLULUK, OLUKLANIM, OLUKLAŞMA, OLUPBİTTİ
OLURDERE, OLURLAMA, OLUŞMAMA, OLUVERME, OLUKBAŞI, OLUKDERE, OLUMLAMA, OLUKKAYA, OLUŞUMCU, OLUKYANI, OLUKMAĞI
OLUMSUZ, OLUŞMAK, OLUKÇUK, OLUKLAR, OLUŞUNA, OLURLUK, OLUKMAN, OLUKÖZÜ, OLUKTAŞ, OLUMCUL, OLUNMAK, OLUMLUK, OLUMSAL
OLUŞUM, OLUŞUK, OLUCAK, OLUŞLU, OLUKLU, OLUMAK, OLUMLU, OLUMUN, OLUNLU, OLUNMA, OLUNTU, OLURLİ, OLURLU, OLUŞAT, OLUŞMA
OLURU, OLUCU
OLUR, OLUS, OLUŞ, OLUM, OLUK, OLUH, OLUZ
OLU
OLU
Denge, yüke bağlanan ipi bükerek sıkıştırmak için kullanılan sopa. Kilim dokuma tezgâhında bulunan eğri ağaç parçası. Urgancıların çarkın ipliklerini germek için kullandıkları ortası delikli ağaç ya da kemik. Ekin ya da odun yüklü arabaya bağlanan ipleri germekte kullanılan ağaç parçası. Olur, peki (Simav). Çul, yem torbası yapmak için kullanılan keçi kılı yumağı. (Tokat). İpağacı adı verilen kilim tezgahında üst ağacı döndürmeye yarayan demir çubuk. (Kızılca Bor Niğde).
OLUŞTURABİLME
Oluşturabilmek işi.
OLUMSUZLAŞTIRMA
Olumsuzlaştırmak işi.
OLUŞTURTMAK
Oluşturma işini yaptırmak.
OLUŞTURULMA
Oluşturulmak işi.
OLUŞTURUVERME
Oluşturuvermek işi.
OLUŞTURUVERMEK
Çabucak veya kısa sürede oluşturmak.
OLUŞTURULABİLMEK
Oluşturulma imkânı veya olasılığı bulunmak.
OLUŞTURABİLMEK
Oluşturmaya gücü yetmek.
OLUŞTURULMAK
Oluşması sağlanmak, teşekkül ettirilmek.
OLUNUGELMEK
Olagelmek, yapılagelmek.
OLUKLUKISAÇ
Ağız kısımları yassı olan kıskaç. (Yalvaç Isparta).
OLUMSUZLAŞTIRMAK
Olumsuzlaşma işini yaptırmak.
OLUŞTURULABİLME
Oluşturulabilmek işi.
OLUŞABİLMEK
Oluşma imkânı veya olasılığı bulunmak.
OLUŞUMCULUK
İnsanın ruh dünyasında oluşan ve gelişen bir durumun yaşla geliştiğini ileri süren görüş.
Bu bölümde tanımı içerisinde OLU geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AFYONLAMAK
Afyon vererek uyuşturmak, uyutmak. Birini telkin yoluyla doğru düşünmesini önleyerek zararlı bir yola sürüklemek.
AĞIRŞAKLANMAK
Ergenlik döneminde çıbanda veya memede ağırşak biçiminde bir tümsek oluşmak.
ABDEST
Müslümanların, belli ibadetleri yapabilmek için bir düzen içerisinde bazı organları yıkayıp bazılarını mesh etme yoluyla yaptıkları arınma.
AÇMA
Açmak işi. Bir tür susamsız, kalınca, yağlı çörek. Orman içinde ağaç kesme veya yakma yoluyla tarıma elverişli bir duruma getirilen arazi.
AĞIZDAN
Sözlü olarak. Ağız yoluyla.
AĞIRLIKLI
Ağırlığı olan. Değerlendirmelerde üzerinde fazlaca durulan. Çoğunluğu oluşturan.
AĞILLANMAK
Toplanıp bir arada durmak. Çevresinde ağıl denen hale oluşmak, halelenmek.
AFFOLUNMA
Affolunmak işi.
AĞDALI
Ağdalanmış. Karmaşık. Bilinmeyen kelimelerden, anlaşılması güç sözlerden oluşan (deyiş).
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ABDAL
Gezgin derviş. Tasavvufta manevi üst bir rütbe. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
ADIYAMAN
Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
AEROBİK
Sağlıklı bir vücuda sahip olmak için tempolu müzik eşliğinde yapılmış olan bir jimnastik türü.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AHALİ
Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk. Bir yerde toplanan kalabalık.
ADA
Deniz veya göl suları ile çevrilmiş küçük kara parçası, cezire. Tali yoldan ana yola güvenli çıkışı sağlamak için tali yolun sağ tarafına yapılan, çizgilerle ayrılmış bölüm. Çevresi yollarla belirlenmiş olan arsa ve böyle bir arsayı kaplayan yapılar topluluğu. Kavşaklarda trafiği düzenleyici, yönlendirici veya ayırıcı olmak üzere bordürle sınırlandırılmış veya yer çizgileriyle belirlenmiş alan.
ADALET
Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme.
AĞ
İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.
AĞRI
Vücudun herhangi bir yerinde duyulan şiddetli acı. Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.