Kelimeler arşivi içinde; başında "dok" olan, toplam 122 adet kelime bulunmaktadır. dok ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu dok ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde dok olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
DOKUZALTMIŞBEŞLİK
DOKUNULMAZLIK, DOKUZDEĞİRMEN, DOKÜMANTASYON
DOKSORUBİSİN, DOKUNAKLILIK, DOKUNUVERMEK, DOKUYABİLMEK, DOKUZUNCULUK
DOKSİSİKLİN, DOKTORCULUK, DOKUMACILIK, DOKUNDURMAK, DOKUNMABANA, DOKUNUVERME, DOKUYABİLME, DOKUYUCULUK, DOKUZARLAMA, DOKUZÇELTİK, DOKUZLATMAK, DOKÜŞTÜRMEK
DOKSANARLI, DOKSANINCI, DOKTORASIZ, DOKTORGÖZÜ, DOKUMAHANE, DOKUNCASIZ, DOKUNDURMA, DOKUNULMAK, DOKUNULMAZ, DOKURCUNLU, DOKUZÇAVUŞ, DOKUZDANLU, DOKUZGÖBEK, DOKUZHÜYÜK, DOKUZKONAK, DOKUZPINAR, DOKUZTEKNE, DOKÜMANTER
DOKALAMAK, DOKANAKLI, DOKLAŞMAK, DOKSANDAN, DOKSANLIK, DOKSAPRAM, DOKTORALI, DOKTORLUK, DOKUNAKLI, DOKUNCALI, DOKUNULMA, DOKUZAĞAÇ, DOKUZARLI, DOKUZELMA, DOKUZOĞUL, DOKUZTEPE, DOKUZUNCU
DOKANMAK, DOKAŞMAK, DOKSANAR, DOKTAMAK, DOKUMACI, DOKUMALI, DOKUNMAK, DOKUNSAL, DOKURCUK, DOKURCUM, DOKURCUN, DOKURMAK, DOKUŞMAK, DOKUTMAK, DOKUYUCU, DOKUZÇAM, DOKUZDAL, DOKUZDAM, DOKUZGEN, DOKUZKAT, DOKUZKÖY, DOKUZLAR, DOKUZTAŞ, DOKUZTAY, DOKUZYOL, DOKÜRGEN
DOKAMAK, DOKMİOS, DOKTORA, DOKTRİN, DOKUMAK, DOKUNAÇ, DOKUNCA, DOKUNMA, DOKUNUM, DOKUNUŞ, DOKUSAN, DOKUSUZ, DOKUTMA, DOKUYUŞ, DOKUZAN, DOKUZAR, DOKUZLU, DOKÜMAN
DOKDOK, DOKDUR, DOKGUZ, DOKKIZ, DOKKUK, DOKKUZ, DOKMEK, DOKSAN, DOKŞAN, DOKTOR, DOKTUR, DOKUMA, DOKUZA, DOKZAN
DOKIZ, DOKKA, DOKUR, DOKUS, DOKUŞ, DOKUZ
DOKU
DOK
DOK
Gemilerin yükünün boşaltıldığı veya onarıldığı, üstü örtülü havuz. Ticaret mallarını saklamak için rıhtımda yapılmış olan büyük depo.
DOKTORCULUK
Çocukların hasta ve doktor rolüne girerek oynadıkları oyun, doktorluk.
DOKUNDURMAK
Dokunmasını sağlamak. Bir şeyi üstü kapalı ve sitem yollu hatırlatmak, tariz etmek.
DOKUZALTMIŞBEŞLİK
Namlusu 9,65 milimetre çapında olan bir tabanca türü.
DOKUNAKLILIK
Dokunaklı olma durumu.
DOKUNUVERME
Dokunuvermek işi.
DOKUNMABANA
Kanser.
DOKUNULMAZLIK
Dokunulmaz, ilişilmez, karışılmaz olma durumu, masuniyet. Anayasa veya uluslararası gelenekler gereğince, kişilere tanınan ilişilmez olma durumu.
DOKUZUNCULUK
Dokuzuncu olma durumu.
DOKUZDEĞİRMEN
Düzce şehri, Cumayeri ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Erzurum kenti, Oltu ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
DOKSORUBİSİN
Adriyamisin.
DOKUNUVERMEK
Çabucak dokunmak.
DOKSİSİKLİN
Bir tetrasiklin grubu antibiyotik. Uzun etki süreli bir tetrasiklin türevi antibiyotik.
DOKUMACILIK
Dokumacının yaptığı iş, dokuyuculuk, tekstil.
DOKUYABİLMEK
Dokuma imkânı veya olasılığı bulunmak.
DOKÜMANTASYON
Belgeleme.
Bu bölümde tanımı içerisinde DOK geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AMFİZEM
Doku ve organlarda sıra dışı hava toplanması.
ALPAKA
Çift parmaklılar takımının devegiller sınıfından, Güney Amerika'da yaşayan, uzun tüylü, memeli bir hayvan (Lama glama pacos). Bu yünden dokunan kumaş. Alman gümüşü. Bu hayvanın yumuşak, hafif, dayanıklı ve parlak olan yünü.
ACI
Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.
ATKI
Soğuğa karşı omuzlara, başa, sırta veya boyna alınan örtü, bürgü. Büyük yaba. Dokuma tezgâhlarında mekikle enine atılan iplik, argaç. Bazı kadın ayakkabılarında ve çocuk patiklerinde ayağın üstünden geçen, yandan iliklenen ince uzun parça. Kapı ve pencerelerin yapımında üst tarafa konan ağaç, taş veya beton destek, üst eşik.
ACILAŞMAK
Tadı bozulmak, acı olmak. Konuşma sert bir durum almak, kırıcılaşmak. Dokunaklı duruma gelmek. Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek.
ACIMSI
Acıyı andıran, acıya benzeyen, acı gibi, acımtırak. Dokunaklı.
ACILIK
Acı olma durumu. Dokunaklılık, kederlilik, yaslılık.
ALACA
Birkaç rengin karışımından oluşan renk, ala. Birkaç renkli iplikten yapılmış dokuma. Meyvelere, genellikle üzüme düşen ben. Keklik, bıldırcın vb. kuşları avlamak için kullanılan iki renkli bez. Ağaçta ilk olgunlaşan meyve. İki ya da daha çok renkli. Çorum iline bağlı ilçelerden biri.
AĞIZLIK
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.
ACIKLI
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı, üzücü, koygun. Acı görmüş, yaslı, kederli.
ALTMIŞINCI
Altmış sıfatının sıra bildiren biçimi, sırada elli dokuzuncudan sonra gelen.
ALTMIŞ
Elli dokuzdan sonra gelen sayının adı. Bu sayıyı gösteren 60 ve LX rakamlarının adı. Altı kere on, elli dokuzdan bir artık.
ASİMİLASYON
Özümleme. Benzeşme. Farklı kökenden gelen azınlıkları veya etnik grupları, bunların kültür birikimlerini, kimliklerini baskın doku ve yapı içinde eriterek yok etme.
ALBÜMİN
Bitkilerin, hayvanların doku ve sıvılarında bulunan, birleşimi karbon, oksijen, azot, hidrojen ve kükürt olan, suda eriyen, beyaza yakın renkte, yapışkan özellikte bir protein.
ANGORA
Ankara keçisinin kılından veya tavşanının tüyünden elde edilen iplikle dokunan (giysi).
AHTAPOT
Kafadan bacaklılardan, dokunaçlı bir tür mürekkep balığı (Octopus). Genellikle burun zarı üzerinde çıkan bir ur türü, polip.
ANESTEZİ
Canlı vücudunun tümünde veya bir bölgesinde ağrı, ısı, ışık ve dokunma gibi tüm duyuların ortadan kaldırılması, duyu yitimi. Belirli bir sinirin hasarına bağlı olarak vücutta ilgili bölgede ortaya çıkan duyu olmaması.
AĞIR
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.
AFET
Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Çok kötü. Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk. Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın. Kıran.
APRE
Kumaş ya da derinin cilalanması, perdahlanması. Dokumacılıkta, boyacılıkta cila olarak kullanılan madde.