ÖRÜ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "örü" olan, toplam 60 adet kelime bulunmaktadır. örü ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu örü ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde örü olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

14 harfli kelimeler

ÖRÜMCEĞİMSİLER

13 harfli kelimeler

ÖRÜMCEKLENMEK

12 harfli kelimeler

ÖRÜMCEKLENME

11 harfli kelimeler

ÖRÜNDÜLEMEK

10 harfli kelimeler

ÖRÜŞTÜRMEK, ÖRÜMCEKLER

9 harfli kelimeler

ÖRÜTBİLİM, ÖRÜGÖLÜĞÜ, ÖRÜTLENME, ÖRÜKLEMEK, ÖRÜMCEKLİ, ÖRÜMCEKSİ, ÖRÜMCEKÇİ

8 harfli kelimeler

ÖRÜCÜLER, ÖRÜCÜLÜK, ÖRÜKLEME, ÖRÜBİRAN, ÖRÜBİLİM, ÖRÜLEMEK

7 harfli kelimeler

ÖRÜŞMEK, ÖRÜNGER, ÖRÜNMEK, ÖRÜSGER, ÖRÜSKER, ÖRÜZGER, ÖRÜŞMÜŞ, ÖRÜTMEK, ÖRÜZGAR, ÖRÜMCEK, ÖRÜBAŞI, ÖRÜKAYA, ÖRÜKLÜK, ÖRÜLMEK

6 harfli kelimeler

ÖRÜMCE, ÖRÜBAĞ, ÖRÜTSÜ, ÖRÜCÜK, ÖRÜŞTÜ, ÖRÜKLÜ, ÖRÜSTÜ, ÖRÜLME, ÖRÜSDÜ, ÖRÜNER, ÖRÜLÜK, ÖRÜNDÜ, ÖRÜMEK, ÖRÜNTÜ, ÖRÜLÜŞ, ÖRÜLÜP

5 harfli kelimeler

ÖRÜLÜ, ÖRÜNÇ, ÖRÜYE, ÖRÜME, ÖRÜCÜ

4 harfli kelimeler

ÖRÜK, ÖRÜM, ÖRÜT, ÖRÜN, ÖRÜŞ

3 harfli kelimeler

ÖRÜ

Bazı kelimelerin anlamları

ÖRÜ

Örme işi. Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set. Yama olarak yapılmış olan örgü. Otlak.

ÖRÜMCEKÇİ

Evlerde temizlik işlerine bakan.

ÖRÜTBİLİM

Örütlerin iç ve dış özelliklerini, oluşum ve değişim koşullarını inceleyen bilim dalı.

ÖRÜMCEKLENME

Örümceklenmek işi.

ÖRÜKLEMEK

Hayvanı otlaması için uzunca bir iple çayıra bağlamak. Atı arka ayağından yere çakılı demir kazığa bağlamak. Uçurtmayı uçururken ipini bir yere bağlamak : Biz uçurtmaları uçurur sonra ipini bir yere örüklerdik. Sağlamlaştırmak, yerinden oynamaz duruma getirmek. Tepeleme doldurmak. Yığmak. Hayvan otlarken ayağından uzunca iple bağlamak. Tırmanmak: Ağaca nasıl örükledin?. Bağlamak.

ÖRÜMCEKLENMEK

Bir yer örümcek ağlarıyla dolmak. Bakımsız ve terk edilmiş bulunmak. Ateşli hastalıklarda göz, ağız vb. yerler kurumuş salgılarla perdelenir gibi olmak.

ÖRÜMCEKLER

Örümceklerle akrepleri içine alan bir eklem bacaklılar takımı.

ÖRÜCÜLER

Artvin kenti, Borçka ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Manisa ilinde, Demirci ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

ÖRÜMCEKSİ

Örümcek ağı gibi ince ve seyrek dokulu olan.

ÖRÜMCEĞİMSİLER

Karada yaşayan akrepler, örümcekler, keneler ve uyuz böceklerini içine alan, dört çift ayaklı eklem bacaklılar sınıfı.

ÖRÜCÜLÜK

Örücünün yaptığı iş.

ÖRÜTLENME

Çözünmüş, erimiş, sıvı ya da gaz durumundan düzenli ve özgün biçimi olan katı evreye geçiş süreci.

ÖRÜGÖLÜĞÜ

Yaramaz, huysuz at. Başıboş at sürüsünden bir at.

ÖRÜŞTÜRMEK

Bir şeyi gelişigüzel örmek.

ÖRÜNDÜLEMEK

Seçmek, beğenmek.

ÖRÜMCEKLİ

Örümcek ağlarıyla kaplanmış, örümcek bağlamış. Eskimiş, modası geçmiş, köhne, çağ dışı.

  -   -   -  

Anlamında ÖRÜ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ÖRÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AĞSI

Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan.

AHRETLİK

Ahret kardeşi olan kadınlardan her biri. Öbür dünyada karşılığı görüleceğine inanarak yapılmış olan (iş veya iyilik). Besleme kız, beslek.

ADCILIK

Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.

AĞBENEK

Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.

AÇILMA

Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.

AHUDUDU

Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). Bu bitkinin duta benzeyen, kırmızı renkli, sulu ve kokulu yemişi, ağaç çileği, frambuaz.

ABANDONE

Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması. Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme.

AĞRIMA

Ağrımak işi. Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaştırdığı ağrıma asalaklarından ileri gelen hastalık.

AĞIL

Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer, arkaç. Hale. Bazı görüntülerdeki çok ışıklı cisimleri çevreleyen ışıklı teker.

AGEL

Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları, yünden örülmüş kalın çember bağ.

İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.

ACİBE

Görülmemiş, alışılmamış, şaşılacak veya yadırganacak şey.

AĞBENEKLİLİK

Arpada görülen mantar hastalığı (Pyrenophora).

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ABRAŞ

Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).

AĞIZ

Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.

AFT

Ağız mukozasında görülen ufak, kirli sarı lekeler.

AÇIK

Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.

ADLİYE

Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.

AFFETMEK

Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.