Kelimeler arşivi içinde; başında "örü" olan, toplam 60 adet kelime bulunmaktadır. örü ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu örü ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde örü olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÖRÜMCEĞİMSİLER
ÖRÜMCEKLENMEK
ÖRÜMCEKLENME
ÖRÜNDÜLEMEK
ÖRÜŞTÜRMEK, ÖRÜMCEKLER
ÖRÜTBİLİM, ÖRÜGÖLÜĞÜ, ÖRÜTLENME, ÖRÜKLEMEK, ÖRÜMCEKLİ, ÖRÜMCEKSİ, ÖRÜMCEKÇİ
ÖRÜCÜLER, ÖRÜCÜLÜK, ÖRÜKLEME, ÖRÜBİRAN, ÖRÜBİLİM, ÖRÜLEMEK
ÖRÜŞMEK, ÖRÜNGER, ÖRÜNMEK, ÖRÜSGER, ÖRÜSKER, ÖRÜZGER, ÖRÜŞMÜŞ, ÖRÜTMEK, ÖRÜZGAR, ÖRÜMCEK, ÖRÜBAŞI, ÖRÜKAYA, ÖRÜKLÜK, ÖRÜLMEK
ÖRÜMCE, ÖRÜBAĞ, ÖRÜTSÜ, ÖRÜCÜK, ÖRÜŞTÜ, ÖRÜKLÜ, ÖRÜSTÜ, ÖRÜLME, ÖRÜSDÜ, ÖRÜNER, ÖRÜLÜK, ÖRÜNDÜ, ÖRÜMEK, ÖRÜNTÜ, ÖRÜLÜŞ, ÖRÜLÜP
ÖRÜLÜ, ÖRÜNÇ, ÖRÜYE, ÖRÜME, ÖRÜCÜ
ÖRÜK, ÖRÜM, ÖRÜT, ÖRÜN, ÖRÜŞ
ÖRÜ
ÖRÜ
Örme işi. Tarlalarda sele karşı taştan yapılmış set. Yama olarak yapılmış olan örgü. Otlak.
ÖRÜMCEKÇİ
Evlerde temizlik işlerine bakan.
ÖRÜTBİLİM
Örütlerin iç ve dış özelliklerini, oluşum ve değişim koşullarını inceleyen bilim dalı.
ÖRÜMCEKLENME
Örümceklenmek işi.
ÖRÜKLEMEK
Hayvanı otlaması için uzunca bir iple çayıra bağlamak. Atı arka ayağından yere çakılı demir kazığa bağlamak. Uçurtmayı uçururken ipini bir yere bağlamak : Biz uçurtmaları uçurur sonra ipini bir yere örüklerdik. Sağlamlaştırmak, yerinden oynamaz duruma getirmek. Tepeleme doldurmak. Yığmak. Hayvan otlarken ayağından uzunca iple bağlamak. Tırmanmak: Ağaca nasıl örükledin?. Bağlamak.
ÖRÜMCEKLENMEK
Bir yer örümcek ağlarıyla dolmak. Bakımsız ve terk edilmiş bulunmak. Ateşli hastalıklarda göz, ağız vb. yerler kurumuş salgılarla perdelenir gibi olmak.
ÖRÜMCEKLER
Örümceklerle akrepleri içine alan bir eklem bacaklılar takımı.
ÖRÜCÜLER
Artvin kenti, Borçka ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Manisa ilinde, Demirci ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
ÖRÜMCEKSİ
Örümcek ağı gibi ince ve seyrek dokulu olan.
ÖRÜMCEĞİMSİLER
Karada yaşayan akrepler, örümcekler, keneler ve uyuz böceklerini içine alan, dört çift ayaklı eklem bacaklılar sınıfı.
ÖRÜCÜLÜK
Örücünün yaptığı iş.
ÖRÜTLENME
Çözünmüş, erimiş, sıvı ya da gaz durumundan düzenli ve özgün biçimi olan katı evreye geçiş süreci.
ÖRÜGÖLÜĞÜ
Yaramaz, huysuz at. Başıboş at sürüsünden bir at.
ÖRÜŞTÜRMEK
Bir şeyi gelişigüzel örmek.
ÖRÜNDÜLEMEK
Seçmek, beğenmek.
ÖRÜMCEKLİ
Örümcek ağlarıyla kaplanmış, örümcek bağlamış. Eskimiş, modası geçmiş, köhne, çağ dışı.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖRÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AĞSI
Ağ görünüşünde olan, ağ gibi örülmüş olan.
AHRETLİK
Ahret kardeşi olan kadınlardan her biri. Öbür dünyada karşılığı görüleceğine inanarak yapılmış olan (iş veya iyilik). Besleme kız, beslek.
ADCILIK
Kavramların gerçek varlıklar olduğunu kabul eden, kavram gerçekliğine karşıt olarak tümel kavramların yalnızca nesnelerin adları olduğunu ileri süren görüş, isimcilik, nominalizm.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
AÇILMA
Açılmak işi. Bir grupta, sıraların jimnastik alıştırmaları için dağınık düzene girmesi. Bir film çekiminde karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama. Çatlama.
AHUDUDU
Gülgillerden, böğürtleni andıran, çalı görünümünde, dikenli bir bitki (Rubus idaeus). Bu bitkinin duta benzeyen, kırmızı renkli, sulu ve kokulu yemişi, ağaç çileği, frambuaz.
ABANDONE
Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması. Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme.
AĞRIMA
Ağrımak işi. Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaştırdığı ağrıma asalaklarından ileri gelen hastalık.
AĞIL
Evcil küçükbaş hayvanların barındığı çit veya duvarla çevrili yer, arkaç. Hale. Bazı görüntülerdeki çok ışıklı cisimleri çevreleyen ışıklı teker.
AGEL
Arap erkeklerinin kefiyelerinin üzerine bağladıkları, yünden örülmüş kalın çember bağ.
AĞ
İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.
ACİBE
Görülmemiş, alışılmamış, şaşılacak veya yadırganacak şey.
AĞBENEKLİLİK
Arpada görülen mantar hastalığı (Pyrenophora).
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AFT
Ağız mukozasında görülen ufak, kirli sarı lekeler.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ADLİYE
Hukuk ve adalet işlerini gören devlet kuruluşları. Hukuk ve adalet işlerinin görüldüğü resmî yapı.
AFFETMEK
Bağışlamak. Hoşgörü ile karşılamak, mazur görmek. Birinin sorumluluğundaki bir görevden veya işten çıkmasına izin vermek.