Kelimeler arşivi içinde; başında "ödem" olan, toplam 9 adet kelime bulunmaktadır. ödem ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu ödem ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ödem olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ÖDEMEZLİK
ÖDEMELİK, ÖDEMİŞLİ
ÖDEMELİ
ÖDEMEK, ÖDEMİŞ, ÖDEMLİ
ÖDEME
ÖDEM
ÖDEM
Dokularda genellikle yüzde, ellerde, ayaklarda ve bazı iç organlarda aşırı miktarda sıvı birikmesi.
ÖDEMEK
Bir alışveriş ilişkisinde, borcu alacaklıya vermek, tediye etmek. Bir işin, bir görevin karşılığını vermek. Bir alışverişte alınan şeyin karşılığını alacaklıya vermek. Bedelini vererek bir zararı karşılamak, tazmin etmek. Bir iş, bir kuruluş harcanan, yatırılan parayı çıkartmak, itfa etmek. Bir şey karşısında fedakârlık etmek, bir şey elde etmek için özveride bulunmak.
ÖDEMLİ
Ödemi olan.
ÖDEMİŞLİ
Kırşehir şehri, Akçakent belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
ÖDEMELİK
Yapılan iş karşılığı çalışanlara ödenen para.
ÖDEME
Ödemek işi, tediye.
ÖDEMEZLİK
adem-i ifâ.
ÖDEMELİ
Değeri ödendikten sonra alıcıya verilecek olan. Karşı tarafça ödenmek şartıyla edilen (telefon) veya çekilen (telgraf). Değeri ödendikten sonra alıcıya verilmek şartıyla.
ÖDEMİŞ
İzmir iline bağlı ilçelerden biri.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖDEM geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AVAL
Ticari senetlerde, ödemeden sorumlu olanların ödememesi durumunda üçüncü bir kişinin alacaklılara senet bedelini ödeyeceğine ilişkin verdiği güvence. Saflığı sersemlik derecesine varan (kimse).
FATURALAMAK
Bir malın faturasını düzenlemek. Bir suçu birinin üzerine yüklemek. Ödemeyi bir kuruluşa ve kişiye havale etmek. Bir görevi birine yerine getirmesi için vermek.
DÖKMEK
Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak. Bir şeyi yok etmek için atmak. Kullanmak, harcamak, sarf etmek. Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak. Saçmak, serpmek. Çok söylemek. Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak. Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek. Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak. Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak. Belli bir yere boşaltmak. Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak. Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek. Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak. Yakmak, tutuşturmak. Salmak, bırakmak. Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek. Akıtmak, düşürmek.
CEREME
Başkası tarafından yapılmış olan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme.
HARÇ
Harcanan para, masraf. Yapıda tuğla veya taşların örgüsünü sağlamlaştırmak, duvarları sıvamak için kullanılan, toprak, saman, kum, kireç, çimento vb. şeyleri su ile kararak yapılmış olan karışım. Resmî işlerde devlet veznesine ödenen para. Yükseköğrenim öğrencilerinin ödemek zorunda olduğu katkı payı. Bir yemeğin yapılmasında kullanılan ve tat veren maddelerin bütünü. Bahçıvanlıkta değişik nitelikteki toprak vb. maddelerin karıştırılmasıyla hazırlanmış toprak. Giysiler dikilirken kullanılan tamamlayıcı veya süsleyici şeyler.
BATAKÇI
Borcunu ödememeyi alışkanlık edinmiş (kimse). Eline geçen parayı batıran (kimse).
ÇARPILMAK
Çarpma işine konu olmak. Çarpık duruma gelmek. Bir yankesici tarafından eşyaları el çabukluğuyla çalınmak, soyulmak. Bir şeye ederinden fazla para ödemek. Aldatılmak. Çekiciliğine kapılmak, etkilenmek.
İFA
Bir işi yapma, yerine getirme. Ödeme.
EŞELMOBİL
Üretilen mal değerlerinin iniş çıkışına göre tespit edilen ücret ödeme düzeni.
APEL
Anonim ortaklıklarda sermaye artırımı için yapılmış olan ödeme çağrısı.
GEÇMELİK
Bazı yerlerden geçenlerin ödemek zorunda oldukları para, müruriye.
BEDAVA
Karşılıksız, parasız. Herhangi bir bedel ödemeden. Çok ucuz. Bedavadan. Emeksiz, caba.
DÖVİZ
Ülkeler arası ödemelerde kullanılabilecek para, çek, poliçe vb. her türlü ödeme aracı. Herhangi bir konuyu tanıtma, duyurma, propaganda yapma amacıyla üzerine yazı yazılmış bez veya karton. Yabancı ülke parası.
DİYET
İslam hukukuna göre, öldürme ve yaralamalarda suçlunun ödemek zorunda olduğu para veya mal, kan pahası, kan parası, kefaret. Sağlığı korumak veya düzeltmek amacıyla uygulanan beslenme düzeni, perhiz, rejim.
BAYILMAK
Baygın duruma girmek, uyur gibi olmak, kendinden geçmek, kendini kaybetmek. Vermek, ödemek. Sıcak, açlık, susuzluk, yorgunluk vb. etkenlerle dayanma gücünü yitirmek. Çok hoşlanmak, çok sevmek.
BELEŞTEN
Para ödemeden veya karşılık olarak, beleşe.
HARAÇ
Bir yerden, bir kimseden zorbalıkla alınan para. Osmanlı Devleti'nde Müslüman olmayanların devlete ödemekle yükümlü oldukları vergi. Osmanlı Türklerinde genellikle toprak sahiplerinden devletçe alınan vergi.
İCRA
Bir müzik eserini oluşturan notaları sese çevirme. Yapma, yerine getirme, bir işi yürütme. Adliyenin bu işle görevli dairesi. Borçlunun alacaklıya karşı yapmak veya ödemekle yükümlü bulunduğu bir şeyi adli bir kuruluş aracılığıyla yerine getirme.
EDA
Davranış, tavır. Verme, ödeme, yerine getirme. Naz, işve. Anlatış biçimi, tarzı.
AKONT
Bir borca karşılık, hesabı daha sonra görülmek üzere yapılmış olan kısmi ödeme.