Kelimeler arşivi içinde; başında "yer" olan, toplam 244 adet kelime bulunmaktadır. yer ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu yer ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde yer olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
YERLEŞTİRİLEBİLME
YERLEŞTİREBİLMEK
YERGÜNNÜKHAMİLE, YERLEŞTİREBİLME
YERELLEŞTİRMEK, YERLEŞTİRİLMEK, YERLİLEŞTİRMEK, YERMERKEZCİLİK, YERSİZLEŞTİRME
YERBÖLÜMCÜLÜK, YERBÖLÜMTASAR, YERDEBRENMESİ, YERDEĞİŞİRLİK, YERDEPRENMESİ, YERDEPREŞMESİ, YERDOĞABİLİMİ, YERELLEŞTİRME, YERİNDESİZLİK, YERLEŞEBİLMEK, YERLEŞİMBİLİM, YERLEŞTİRİLME, YERLİLEŞTİRME, YERSARSINTISI, YERTEBRENMESİ, YERTERPENMESİ
YERBAĞIRSAĞI, YERBÖLÜMLEME, YERÇEKİRDEĞİ, YERDEŞMEZLİK, YERİYHLEMEYH, YERKESTANESİ, YERLENDÜRMEK, YERLEŞEBİLME, YERLEŞTİRMEK, YERLİTAHTACI, YERSİNİYOZİS, YERYUMURTASI, YERYUVARLAĞI
YERÇEKİMSEL, YERÇELLEMEK, YERDEĞİŞİMİ, YERELLEŞMEK, YEREYAPALAK, YERFİKSEMEK, YERİHDURMAK, YERİNDİRMEK, YERİYHLEMEK, YERKÜPELİSİ, YERLERİNİZE, YERLEŞİKLİK, YERLEŞİLMEK, YERLEŞTİRME, YERLİLEŞMEK, YERMERKEZCİ, YERMERKEZLİ, YEROYNAMASI, YERSELLEMEK, YERYEPEREYH
YERBİLGİNİ, YERBÖLÜMCÜ, YERCEGÖĞCE, YERCEGÖVCE, YERDEGEZEN, YERDEĞİŞİM, YERELLEŞME, YERGİCİLİK, YERGÖÇMESİ, YERİKLEMEK, YERİNCEKLİ, YERİNDELİK, YERİNDİRME, YERİNELEME, YERİŞİLMEK, YERKAYMASI, YERLEŞİLME, YERLİBAHÇE, YERLİÇOBAN, YERLİKAVAK, YERLİLEŞME, YERSELEMEK, YERTEKNESİ
YERALMASI, YERAYIRIM, YERBİÇİMİ, YERCEGÜCE, YERÇEKİMİ, YERDEŞLER, YERDURUŞU, YEREBAHAN, YEREBAKAN, YEREBATAN, YEREGEÇEN, YEREKAÇAN, YEREKSENİ, YERELMASI, YERFİZİĞİ, YERGEÇİĞİ, YERGİNLİK, YERGİNMEK, YERGÖBEĞİ, YERISIRMA, YERİKLEME, YERKABUĞU, YERKÖPEĞİ, YERKULAĞI, YERLENMEK, YERLEŞKEN, YERLEŞMEK, YERLEŞMİŞ, YERLİKHAN, YERLİKULU, Devamını Oku »»
YERANLIK, YERBASAN, YERBETİM, YERBİLİM, YERBOZMA, YERBÖLÜM, YERCÜĞEZ, YERDEKÇİ, YERDELEN, YERDEŞİM, YERDUYUM, YEREDİCİ, YERENLİK, YERENNİK, YEREŞEĞİ, YERGELİK, YERGİLİK, YERİKMEK, YERİLMEK, YERİMEYH, YERİNCEK, YERİNDEN, YERİNEGİ, YERİNGEN, YERİNMEK, YERİŞGİN, YERİŞMEK, YERKESİK, YERLEŞİK, YERLEŞİM, Devamını Oku »»
YERALAN, YERALIM, YERALTI, YERBAĞI, YERBERİ, YERDEKİ, YERDUTU, YEREGİR, YERELMA, YERGAZI, YERGİCİ, YERGÖMÜ, YERGÖZÜ, YERISIL, YERİKLİ, YERİLME, YERİMEK, YERİNCE, YERİNDE, YERİNEL, YERİNME, YERİTME, YERKATI, YERKENT, YERKÖKÜ, YERKUYU, YERKÜRE, YERLİCE, YERLİSU, YERMALI, Devamını Oku »»
YERÇEL, YERÇİL, YERDEŞ, YERDÜK, YEREVİ, YERGİN, YERGÜÇ, YERİCİ, YERİNE, YERKÖY, YERLİK, YERMEK, YERMÜK, YERNİK, YEROTU, YERÖTE, YERPİS, YERSEL, YERSİZ, YERTAN, YERTME, YERZEM
YERDA, YERDE, YEREÇ, YEREL, YEREV, YEREY, YERGİ, YERİK, YERİŞ, YERLİ, YERLÜ, YERME, YERSİ, YERÜK
YERİ
YER
YER
Bir şeyin, bir kimsenin kapladığı veya kaplayabileceği boşluk, mahal, mekân. Yerküre. Gezinilen, ayakla basılan taban. Önem. Ekime elverişli toprak parçası, arazi. Görev, makam. Durum, konum, vaziyet. Ülke. Durum, konum. İz. Üzerine yapı kurulmaya elverişli arazi, arsa. Otel, motel vb.nde kalınacak oda. Bulunulan, yaşanılan, oturulan bölge. Bir olayın geçtiği veya geçeceği bölüm, alan, mahal.
YERSİZLEŞTİRME
Yörüngeci, özdeciğin belirli bir yöresine değil de, birçok öğeciklerine yaygın duruma getirme.
YERLİLEŞTİRMEK
Yerlileşme işini yaptırmak.
YERDEPRENMESİ
Deprem.
YERBÖLÜMCÜLÜK
Yerbölümleme işine yardımcı olmayı uğraş edinerek bu yoldan para kazanmakta olan insanların yaptıkları iş.
YERDEBRENMESİ
Deprem.
YERDEĞİŞİRLİK
Bir bilgisayarın donanım yapısında ve işletim dizgesinde yerdeğişir izlencelere olanak veren özellik.
YERDEPREŞMESİ
Deprem.
YERLEŞTİREBİLME
Yerleştirebilmek işi.
YERLEŞTİRİLMEK
Yerleştirme işine konu olmak.
YERGÜNNÜKHAMİLE
Kadınlarda aş yerme.
YERBÖLÜMTASAR
Bir kentin ya da kasabanın tümünde ya da bir bölümünde, yerbölümlemenin hangi ilkelere bağlı olarak yapılacağını, yerbölümlerin yerini ve sınırlarını gösteren harita.
YERELLEŞTİRMEK
Yerel duruma getirmek.
YERLEŞTİREBİLMEK
Yerleştirme imkânı veya olasılığı bulunmak. Yerleştirmeyi becermek.
YERLEŞTİRİLEBİLME
Yerleştirilebilmek işi.
YERMERKEZCİLİK
Yer yuvarlığını evrenin merkezi sayanların görüşü, yer özekçilik, jeosantrizm.
Bu bölümde tanımı içerisinde YER geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ACINMAK
Acıma işine konu olmak. Başkasının hesabına üzülmek, yazıklanmak, yerinmek.
ABONE
Süreli yayınları, parasını önceden ödeyerek alma işi. Bir şeyi sürekli olarak kullanmak için hizmeti verenle sözleşme yapan kimse, sürdürümcü. Bir yere gitmeyi alışkanlık hâline getiren (kimse).
ABES
Gereksiz, yersiz, boş. Akla ve gerçeğe aykırı. Gereksiz bir biçimde.
ACEMİ
Bir işin yabancısı olan, eli işe alışmamış, bir işi beceremeyen. Saraya yeni alınmış cariye. İşinde, mesleğinde yeni olan, toy. Bir yere, bir şeye yabancı olan.
ABANDIRMAK
Bir kimsenin bir yere veya bir kimseye yaslanmasını sağlamak. Bir hayvanı yere çöktürmek.
ABDESTLİK
Abdest alınacak yer. Abdest alınırken giyilen ve kolsuz hırkaya benzeyen bir giyecek türü.
AÇILIŞ
Açılma işi. Yeni bir yapının, yerin veya kuruluşun çalışmaya başlaması, küşat.
AÇINSAMAK
Bir yerin özelliklerini ortaya çıkarmak için araştırma ve inceleme yapmak, istikşaf etmek.
AÇIKTAN
Bir yerin uzağından. Ayrıca, ek olarak. Sıra ve aşama gözetilmeden, dışarıdan atayarak. Önceden belirlenmiş bir bütçeye bağlı kalmaksızın.
ABANMAK
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.
ABRAŞ
Alaca benekli. Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan (bitki yaprağı). Cildin rengini bozup beyaz benekler ve lekeler yapan hastalık. Ters, kaba, görgüsüz (kimse). Deseni ve atkısı bozuk halı. Atın tüysüz yerlerinde görülen uyuza benzer bir hastalık. Çarpık, eğri, düzgün olmayan. Çilli, çopur yüzlü, gözleri açık renk olan (kimse).
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.
AÇMAZ
Satranç oyununda şahı koruyan taşlardan birinin yerinden oynatılamaması durumu. Tuluatta karşısındakine bir nükte veya tekerleme söyleme kolaylığını veren söz. İçinden zor çıkılır durum.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ABORJİN
Avustralya yerlisi.
ABONMAN
Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılmış olan anlaşma, sürdürüm. Abone olma durumunu gösteren belge. Kent içinde ulaşımı sağlayan otobüslerde para yerine geçen bilet veya kart.
ABİS
Okyanusların güneş ışığının ulaşamadığı derin yerleri.
ABAJUR
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi. Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.