Kelimeler arşivi içinde; başında "vu" olan, toplam 109 adet kelime bulunmaktadır. vu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu vu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde vu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
VURDUMDUYMAZLIK, VURGULANABİLMEK, VURGULAYABİLMEK
VULVOVAJİNİTİS, VURGULANABİLME, VURGULAYABİLME
VURDURABİLMEK
VULVOVAJİNAL, VURDUMDUYMAZ, VURDURABİLME, VURGULUYAYIK, VURULABİLMEK, VURULUVERMEK, VURUŞABİLMEK, VUSTUVICIRIK, VUŞERERİOZİS
VUKUFSUZLUK, VURGULATMAK, VURGUNCULUK, VURGUSUZLUK, VURMATARAĞI, VURULABİLME, VURULUVERME, VURUŞABİLME, VURUŞKANLIK, VURUŞTURMAK, VUZUHSUZLUK
VURABİLMEK, VURAYAZMAK, VURDURTMAK, VURGULAMAK, VURGULATMA, VURUNTUSUZ, VURUŞTURMA, VURUVERMEK
VULGARİZE, VURABİLME, VURAYAZMA, VURDIRMAK, VURDURMAK, VURDURTMA, VURGULAMA, VURGUNLUK, VURUCULUK, VURUNTULU, VURUŞMACI, VURUVERME
VUKUFSUZ, VULVİTİS, VURASIYA, VURDURMA, VURGUNCU, VURGUSUZ, VURĞUNNU, VURULMAH, VURULMAK, VURUNMAK, VURUŞKAN, VURUŞMAK, VUZUHSUZ
VUKUFLU, VURACAN, VURANAK, VURAVUR, VURDUNA, VURGULU, VURMALI, VURTSİT, VURULMA, VURULUŞ, VURUNMA, VURUNTU, VURUŞGU, VURUŞMA
VUALET, VUKIAT, VUKUAT, VURGUN, VURĞUN, VURKAÇ, VURKUN, VURMAK, VURTUT, VURUCU, VUSLAT, VUŞŞEN, VUZERA
VUKUF, VULAN, VULVA, VUMAK, VURAÇ, VURAL, VURÇİ, VURGU, VURMA, VURUK, VURUM, VURUŞ, VUSUL, VUZUH
VUKU, VULA, VURU
VUL, VUR, VUŞ, VUY
VU
VU
Vû!.
VULVOVAJİNAL
Vulva ve vajinaya ait olan.
VURGULANABİLME
Vurgulanabilmek işi.
VURGULANABİLMEK
Vurgulanma imkânı veya olasılığı bulunmak.
VURUŞABİLMEK
Vuruşma imkânı veya olasılığı bulunmak.
VURDUMDUYMAZLIK
Aldırmazlık, aldırışsızlık, umursamazlık.
VURULABİLMEK
Vurulma imkânı veya olasılığı bulunmak.
VURULUVERMEK
Ansızın vurulmak.
VURGULUYAYIK
Tokmakla yoğurda vurularak yağ elde edilen arı kovanı biçiminde yayık. (Pasinler Erzurum).
VURGULAYABİLME
Vurgulayabilmek işi.
VURGULAYABİLMEK
Vurgulama imkânı veya olasılığı bulunmak.
VUSTUVICIRIK
Karmakarışık.
VURDURABİLME
Vurdurabilmek işi.
VULVOVAJİNİTİS
Vulva ve vajinanın yangısı. Önemli bir kısırlık nedenidir.
VURDURABİLMEK
Vurdurma imkânı veya olasılığı bulunmak.
VURDUMDUYMAZ
Anladığı hâlde anlamamış gibi davranan, umursamaz, aldırmaz, aldırışsız, duygusuz, duvar yüzlü.
Bu bölümde tanımı içerisinde VU geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AKBABA
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.
AFİŞE
"Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak" anlamlarındaki afişe etmek, "bir kimse bilinmeyen bir yönüyle tanınmak" anlamındaki afişe olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz. Açıklanmış.
AKSONA
Vurgun hastalığına karşı uygulanan emniyet durakları.
ABANMAK
Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.
AKSAN
Bir ülkenin insanlarına veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliği. Vurgu.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
ABDAL
Gezgin derviş. Tasavvufta manevi üst bir rütbe. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı.
AFOROZLU
Aforoz edilmiş, kovulmuş, uzaklaştırılmış.
AFACANLAŞMAK
Yaramazlaşmak, yaramaz, ele avuca sığmaz duruma gelmek.
ADESE
Mercek. Kovucuk.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
ABAJUR
Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi. Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AÇIKLAMAK
Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.
AKMAK
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.
AKILCILIK
Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı, usçuluk, akliye, rasyonalizm, deneycilik karşıtı. Akla ve akıl yolu ile varılan yargıya inanma, akla aykırı veya akıl dışı hiçbir şeyi tanımama davranışı ve tutumu, akliye, rasyonalizm. Bilginin evrensellik ve zorunluluğunun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değil, yalnızca akıldan çıkartılabileceğini savunan öğreti, rasyonalizm.
AJİTASYON
Körükleme. Duygu sömürüsü yapma. Kişinin ruhsal gerginliğini dışa vurması sonucu oluşan etrafına karşı saldırganlık durumu. İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratma. Çırpıntı.
ABORJİN
Avustralya yerlisi.
ABLA
Bir kimsenin kendisinden büyük olan kız kardeşi. Erkeklerin kız veya kadınlara seslenirken söyledikleri söz. Büyük kız kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen kız veya kadın. Genelev veya randevuevi işletmecisi kadın, çaça, mama (II).
AÇIKLAYICI
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.