VU ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "vu" olan, toplam 109 adet kelime bulunmaktadır. vu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu vu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde vu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

VURDUMDUYMAZLIK, VURGULANABİLMEK, VURGULAYABİLMEK

14 harfli kelimeler

VULVOVAJİNİTİS, VURGULANABİLME, VURGULAYABİLME

13 harfli kelimeler

VURDURABİLMEK

12 harfli kelimeler

VULVOVAJİNAL, VURDUMDUYMAZ, VURDURABİLME, VURGULUYAYIK, VURULABİLMEK, VURULUVERMEK, VURUŞABİLMEK, VUSTUVICIRIK, VUŞERERİOZİS

11 harfli kelimeler

VUKUFSUZLUK, VURGULATMAK, VURGUNCULUK, VURGUSUZLUK, VURMATARAĞI, VURULABİLME, VURULUVERME, VURUŞABİLME, VURUŞKANLIK, VURUŞTURMAK, VUZUHSUZLUK

10 harfli kelimeler

VURABİLMEK, VURAYAZMAK, VURDURTMAK, VURGULAMAK, VURGULATMA, VURUNTUSUZ, VURUŞTURMA, VURUVERMEK

9 harfli kelimeler

VULGARİZE, VURABİLME, VURAYAZMA, VURDIRMAK, VURDURMAK, VURDURTMA, VURGULAMA, VURGUNLUK, VURUCULUK, VURUNTULU, VURUŞMACI, VURUVERME

8 harfli kelimeler

VUKUFSUZ, VULVİTİS, VURASIYA, VURDURMA, VURGUNCU, VURGUSUZ, VURĞUNNU, VURULMAH, VURULMAK, VURUNMAK, VURUŞKAN, VURUŞMAK, VUZUHSUZ

7 harfli kelimeler

VUKUFLU, VURACAN, VURANAK, VURAVUR, VURDUNA, VURGULU, VURMALI, VURTSİT, VURULMA, VURULUŞ, VURUNMA, VURUNTU, VURUŞGU, VURUŞMA

6 harfli kelimeler

VUALET, VUKIAT, VUKUAT, VURGUN, VURĞUN, VURKAÇ, VURKUN, VURMAK, VURTUT, VURUCU, VUSLAT, VUŞŞEN, VUZERA

5 harfli kelimeler

VUKUF, VULAN, VULVA, VUMAK, VURAÇ, VURAL, VURÇİ, VURGU, VURMA, VURUK, VURUM, VURUŞ, VUSUL, VUZUH

4 harfli kelimeler

VUKU, VULA, VURU

3 harfli kelimeler

VUL, VUR, VUŞ, VUY

2 harfli kelimeler

VU

Bazı kelimelerin anlamları

VU

Vû!.

VURUŞABİLMEK

Vuruşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

VURGULANABİLMEK

Vurgulanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

VURDURABİLME

Vurdurabilmek işi.

VULVOVAJİNAL

Vulva ve vajinaya ait olan.

VURGULAYABİLME

Vurgulayabilmek işi.

VURDUMDUYMAZLIK

Aldırmazlık, aldırışsızlık, umursamazlık.

VURULUVERMEK

Ansızın vurulmak.

VURULABİLMEK

Vurulma imkânı veya olasılığı bulunmak.

VURDURABİLMEK

Vurdurma imkânı veya olasılığı bulunmak.

VURGULAYABİLMEK

Vurgulama imkânı veya olasılığı bulunmak.

VUSTUVICIRIK

Karmakarışık.

VULVOVAJİNİTİS

Vulva ve vajinanın yangısı. Önemli bir kısırlık nedenidir.

VURGULANABİLME

Vurgulanabilmek işi.

VURGULUYAYIK

Tokmakla yoğurda vurularak yağ elde edilen arı kovanı biçiminde yayık. (Pasinler Erzurum).

VURDUMDUYMAZ

Anladığı hâlde anlamamış gibi davranan, umursamaz, aldırmaz, aldırışsız, duygusuz, duvar yüzlü.

  -   -   -  

Anlamında VU bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde VU geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AĞIZ

Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.

AFACANLAŞMAK

Yaramazlaşmak, yaramaz, ele avuca sığmaz duruma gelmek.

AKMAK

Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.

AKILCILIK

Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı, usçuluk, akliye, rasyonalizm, deneycilik karşıtı. Akla ve akıl yolu ile varılan yargıya inanma, akla aykırı veya akıl dışı hiçbir şeyi tanımama davranışı ve tutumu, akliye, rasyonalizm. Bilginin evrensellik ve zorunluluğunun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değil, yalnızca akıldan çıkartılabileceğini savunan öğreti, rasyonalizm.

AJİTASYON

Körükleme. Duygu sömürüsü yapma. Kişinin ruhsal gerginliğini dışa vurması sonucu oluşan etrafına karşı saldırganlık durumu. İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratma. Çırpıntı.

AKSONA

Vurgun hastalığına karşı uygulanan emniyet durakları.

AÇIKLAMAK

Bir konuyla ilgili gerekli bilgileri vermek, izah etmek. Açıkça söylemek, ifşa etmek. Belirtmek, göstermek, açığa vurmak, izhar etmek. Bir sorunla ilgili aydınlatıcı bilgi vermek, tavzih etmek. Bir sözün, bir yazının ne anlatmak istediğini belirtmek, yorumlamak.

ABDAL

Gezgin derviş. Tasavvufta manevi üst bir rütbe. Safeviler devrinde İran'da yaşayan Türk oymaklarından biri. Dilenci kılıklı, üstü başı perişan kimse. Anadolu'da yaşayan oymaklardan bazısı.

AÇIKLAYICI

Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.

ADESE

Mercek. Kovucuk.

ABAJUR

Işığı bir yere toplamak, doğrudan doğruya gözlere vurmasını önlemek için kullanılan, kâğıt, kumaş, maden veya renkli camdan yapılmış lamba siperi. Genellikle üzeri siperli masa lambası veya ayaklı lamba.

ABORJİN

Avustralya yerlisi.

AKSAN

Bir ülkenin insanlarına veya bir çevreye özgü söyleyiş özelliği. Vurgu.

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

AÇIKLIK

Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.

AFOROZLU

Aforoz edilmiş, kovulmuş, uzaklaştırılmış.

AFİŞE

"Açığa vurmak, belirtmek; duyurmak, dile düşürmek, reklam etmek; açıklamak" anlamlarındaki afişe etmek, "bir kimse bilinmeyen bir yönüyle tanınmak" anlamındaki afişe olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz. Açıklanmış.

ABLA

Bir kimsenin kendisinden büyük olan kız kardeşi. Erkeklerin kız veya kadınlara seslenirken söyledikleri söz. Büyük kız kardeş gibi saygı ve sevgi gösterilen kız veya kadın. Genelev veya randevuevi işletmecisi kadın, çaça, mama (II).

ABANMAK

Eğilerek bir şeyin, bir kimsenin üzerine kapanmak. Bir yere veya bir kimseye yaslanmak, dayanmak. Bir şeyin veya bir kimsenin üzerine çöküp çullanmak. Birine yük olarak onun sırtından geçinmeye çalışmak. Boksta karşılaşma sırasında rakibine yaslanmak. Futbolda topa olanca gücüyle vurmak.

AKBABA

Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.