Kelimeler arşivi içinde; başında "tene" olan, toplam 37 adet kelime bulunmaktadır. tene ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu tene ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tene olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
TENEFFÜSHANE, TENEKECİÖRSÜ
TENEKTEPLAZ, TENEKESAÇAK, TENEKELEMEK, TENEKECİLİK
TENESİRMEK, TENEŞİRLİK, TENEKELEME
TENELEMEK, TENEKTOMİ, TENEZİMEK
TENETMEK, TENEVVÜR, TENEVVÜS, TENESMUS, TENEZZÜH, TENELMEK, TENEZZÜL, TENELEME, TENEKECİ, TENEFFÜS
TENEAŞI, TENEMEK, TENERAL, TENELEK, TENEŞİR, TENELİK, TENEVVÜ
TENEKE, TENEYH
TENET, TENEF, TENEK, TENEL, TENEM
TENE
TENE
Tane. Pilav. Issız. Tahıl tanesi. Bulgur pilavı. Tekne. Tane (bk. tane). Tane, adet. Tane, bk. tenê.
TENEKTEPLAZ
Fibrine özgül trombolitik bir ilaç.
TENEZİMEK
Zayıflamak, güçsüzleşmek.
TENEKELEMEK
Teneke kutuya doldurmak.
TENEKTOMİ
Tendodan bir parçanın çıkarılması.
TENEVVÜR
Aydınlanma.
TENEFFÜSHANE
Genellikle okullarda, ders aralarında dinlenmek için öğrencilerin çıktığı salon veya bahçe.
TENEKECİÖRSÜ
Tenekelerdeki eğrilikleri düzeltmekte kullanılan kısa uçlu kazmaya benzeyen araç. (Aksaray Niğde).
TENEKELEME
Tenekelemek işi.
TENESİRMEK
Yorgunluktan ya da sıcaktan bayılacak gibi olmak.
TENEVVÜS
Teneffüs.
TENELEMEK
Hayvanlar çok tahıl yiyerek şişmek, hastalanmak. Taneli şeylerin tanelerini ayırmak, tanelemek : Üzümleri teneleme. İyice olgunlaşmamış üzüm tanelerinin olmuşlarını yemek.
TENETMEK
Gözetlemek.
TENEKECİLİK
Tenekecinin yaptığı iş.
TENEŞİRLİK
Cami avlularında teneşir ve tabut konulan yer. Teneşir yapmaya yarayan tahta. Ölmek üzere olan (hasta). Kötü huyunu ölünceye kadar sürdüren (kimse).
TENEKESAÇAK
Dam ve çatılardaki su oluğu. (Yalvaç Isparta).
Bu bölümde tanımı içerisinde TENE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ÇAP
Cisimlerin genişliği, kutur. Bozuk, eğri, dolaşık, aykırı bir biçimde. Uç noktaları dairenin çevresi üzerinde bulunan ve çemberin merkezinden geçen doğru parçası. Yapının veya arsanın boyutlarını ve sınırlarını gösteren harita. Büyüklük. Ölçü, ölçek. Bilgi, deneyim ve yeteneklerin tümü, kalibre. Bozuk, eğri, dolaşık, aykırı.
BEDAHET
Besbelli, apaçık olma durumu. Bir konuda hazırlıksız konuşabilme yeteneği.
BELAGAT
İyi konuşma, sözle inandırma yeteneği. Söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı, retorik. Bir şeyde gizli olan derin anlam. Konuyu bütün yönleriyle kavrayarak hiçbir yanlış ve eksik anlayışa yer bırakmayan, yorum gerektirmeyen, yapmacıktan uzak, düzgün anlatma sanatı.
ÇAPLI
Çapı geniş olan. Yetenekli. Bilgisi çok olan.
CIVATA
Birbirine bağlanmak istenen ağaç veya demir parçalarının üzerinde hazırlanmış olan deliklerden geçirilerek ucuna somun takılıp sıkıştırılan iri başlı vida.
ATLETİZM
Beden gücünü, çevikliği, yetenekleri geliştirmeye yarayan koşu, atlama, ağırlık kaldırma, atma vb. tek başına yapılmış olan bireysel sporların genel adı.
AŞAMA
Önem veya değer bakımından gitgide yükselen bir sıra basamakların her biri, rütbe, mertebe, paye. Varılması istenen bir amaca doğru geçilmesi gerekli dönemlerden her biri, evre, basamak, adım, merhale. Bir yarışın belirli uzaklığı kapsayan bölümlerinden her biri, etap.
ANLAYIŞ
Anlama işi, telakki. Anlama yeteneği, feraset, izan, zekâ. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Hoş görme, hâlden anlama. Bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi, zihniyet, mantalite.
CİN
Dinî inanışa göre duyularla kavranamayan, insanlar gibi irade ve anlama yeteneğine sahip, ilahi emirlere uymakla yükümlü tutulan yaratık. Masallarda göze görünmeyen, türlü biçimlere girebilen, iyilik de kötülük de yapabilen yaratık. Akıllı, zeki, uyanık kimse. Buğday, arpa, yulaf vb.nden elde edilen ve ardıçla kokulandırılan bir alkollü içki türü, ardıç rakısı. Pamuklu, kalın kumaştan giysi veya pantolon.
AYDINLANMAK
Aydınlık olmak. Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinmek, tenevvür etmek.
BİLİNÇ
İnsanın kendisini ve çevresini tanıma yeteneği, şuur. Algı ve bilgilerin zihinde duru ve aydınlık olarak izlenme süreci, şuur. Temel bilgi, temel görüş.
AYDINLANMA
Aydınlanmak işi ya da durumu. Bir sorun üzerine gereği kadar bilgi edinme, tenevvür. Bir yüzeyin, karşısına konulan eşit ışık kaynaklarının sayısı ile orantılı olarak aydınlık görünmesi.
AKSAKAL
Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. Ermiş, evliya. Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse, duayen.
CEBİRE
Kırık ve çıkık kemikleri yerinde tutmak için kullanılan tahta, mukavva veya tenekeden yapılmış, üzeri sargıyla kaplanan levha, süyek, koaptör. Rayları iki ucundan birbirine bağlamak için kullanılan delikli metal çubuk.
AÇACAK
Şişelenmiş bazı içeceklerin kapaklarını açmaya yarayan araç. Anahtar. Teneke kutu içinde korunmuş yiyeceklerin kapağını açmaya yarayan araç.
BASİRET
Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, sağgörü, vizyon.
CEVHER
Bir şeyin özü, maya, gevher. İyi yetenek. Töz. Değerli süs taşı, mücevher.
ÇEŞİTLİ
Çeşidi çok olan, türlü, mütenevvi.
ALIRLIK
Duygusal uyarımları alabilme yeteneği, idrak kabiliyeti.
BECERİ
Elinden iş gelme durumu, ustalık, maharet. Kişinin yatkınlık ve öğrenime bağlı olarak bir işi başarma ve bir işlemi amaca uygun olarak sonuçlandırma yeteneği, maharet. Vücudun, yapılması güç alıştırmalara yatkın olması durumu.