Kelimeler arşivi içinde; başında "salt" olan, toplam 31 adet kelime bulunmaktadır. salt ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu salt ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde salt olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
SALTANATÇILIK
SALTNEMLİLİK
SALTIKÇILIK, SALTANATSIZ
SALTAHTASI, SALTANATÇI, SALTANATLI
SALTUKOVA, SALTÇILIK, SALTNÜFUS, SALTUKALP, SALTANMAK, SALTUKKÖY
SALTAPLA, SALTANAT, SALTATOR, SALTUKLU, SALTABAŞ, SALTIMAK
SALTEPE, SALTNEM, SALTİKA
SALTÇI, SALTIK, SALTAŞ, SALTAN, SALTAK
SALTI, SALTO, SALTA
SALT
İçinde yabancı bir öge bulunmayan, mutlak. İçine, kendisine yabancı hiçbir şey karışmamış, arı. Yalnızca.
SALTAHTASI
Tabut, ölü taşımakta kullanılan tahta.
SALTANATSIZ
Gösterişsiz, görkemsiz.
SALTANATÇILIK
Saltanatçı olma durumu.
SALTNÜFUS
Yönetsel (küçük ya da geniş bir yönetim bölgesi), siyasal (bir devlet) ya da coğrafyasal (bir kent, bir coğrafya bölgesi) sınırlarla çevrili yereyde yaşamakta olan insanların tümü.
SALTIKÇILIK
Yirminci yüzyılın başlarında çıkan ve konusuz olarak yalnız renk ve çizgi uyumuna dayanan resim çığırının şiire uygulanması ki kelimelerin sadece müziği ve bunların uyandırdığı duygular üzerine kurulmuş bulunuyor.
SALTANMAK
Bırakılmak, salıverilmek.
SALTANAT
Bir ülkede hükümdarın, padişahın, sultanın egemen olması. Bolluk ve zenginlik, gösterişli yaşayış. Birinin bir işte, bir yerde bulunan kimseler üzerindeki egemenliği.
SALTNEMLİLİK
Herhangi bir yer ve zamanda, bir metre küp havada bulunan ve gram birimiyle belirlenen su buğusu niceliği, bk. bağılnemlilik.
SALTAPLA
Meyvesi tatlı, aşılanmış bir çeşit armut.
SALTUKALP
Özgür yiğit.
SALTANATLI
Gösterişli, görkemli.
SALTANATÇI
Saltanat yanlısı olan kimse.
SALTUKKÖY
Diyarbakır ilinde, Akçasır bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
SALTÇILIK
Hükümdarın bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi, mutlakiyet, mutlakçılık.
SALTUKOVA
Zonguldak şehri, Saltukova nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Bu bölümde tanımı içerisinde SALT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BİLİNEMEZCİLİK
Bilginin bağıntılı olduğuna ve bundan dolayı salt olmadığına inanan öğreti. Tanrı'nın ve evrenin nereden türediğinin bilinmediğini ve bilinemeyeceğini ileri süren öğreti, laedriye, agnostisizm.
KISA
Boyu, uzunluğu az olan, uzun karşıtı. Kısaca, kısaltarak. Ayrıntısı çok olmayan. Az süren, uzun olmayan. Kısa olan şey.
İHTİSAR
Sözü kısa kesme, kısaltma. Bir metinden gereksiz ayrıntıları çıkarma.
DÜŞÜNCELLİK
Düşüncel olma niteliği. Nesnel gerçekliği olan varlığın karşısında, salt düşünce veya tasarım olarak varlık.
ELİPTİK
Elips ile ilgili, elips biçiminde olan. Kısaltılmış, eksiltili.
KASMAK
Kasları gergin duruma getirmek. Baskısı altında tutmak. Kısaltmak. Bölmek, ayırmak. Daraltmak.
FORMÜL
Genel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı. Bir veya birçok niceliğe bağlı bulunan bir niceliğin hesaplanmasına yarayan matematiksel anlatım. Çıkar yol, tutulan yol, yöntem. Kalıplaşmış, basmakalıp anlatım. Bir ilacın hazırlanmasında bir sonucun elde edilmesinde izlenecek işlemlerin çeşitli sayılar ve semboller kullanılarak ifade edildiği özgün kavram. Birleşik bir cismin birleşimine giren maddeleri ve bunların o birleşik maddedeki oranlarını gösteren kısaltma takımı. Bir belgenin yazılacağı biçimi ve ona özgü olan deyimi gösteren örnek.
BEDEL
Değer, fiyat, kıymet. Askerlik yapmamak veya yapılacak süreyi kısaltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. Bir ücret karşılığında çalışan kimse. Eşit, denk. Bir şeyin yerini tutabilen karşılık. Başkasının adına ve onun parası ile hacca giden kimse.
KISALTIM
Kısaltma işi, taksir. Güzel sanatlarda perspektif sebebiyle bazı boyutları küçük görülen nesneleri, bu görünüşe uygun bir biçimde çizme yöntemi.
KESMEK
Bıçak, makas vb. bir araçla bir şeyi ikiye ayırmak, parçalamak, doğramak. Karşı cinsten birisini sürekli olarak süzmek, dikkatli bir biçimde bakmak. Belirtmek, kararlaştırmak. Yazıyı, filmi kısaltmak. Rüzgâr, soğuk vb. çok etkili olmak. Birini yermek, kötülemek. Oyuncuyu takım kadrosuna almamak. Akımı durdurmak. Hasta organı ameliyatla almak. Bir şeyden yoksun bırakmak, vermemek. Vahşice öldürmek. Kesici bir araçla yaralamak. Azaltmak, güçleştirmek. Hayvanın başını gövdesinden ayırmak, boğazlamak. Ara vermek. Son vermek, gidermek. Geçişi önlemek. Para basmak. İskambil kâğıtlarında destenin üzerinden bir bölümünü kaldırıp öte yana koymak. Susmak. Verilecek şeyin bir bölümünü alıkoyup vermemek. Ucunu almak. Dibinden ayırmak. Bölmek, ayırmak. Düzgün parçalara ayırmak. Uydurmak, yalan söylemek.
ESTETİKÇİLİK
Gerçeklik ve yarar kaygılarından sıyrılarak bir sanat veya felsefe konusunu salt güzelliği için sevme kuramı, güzel duyuculuk, estetizm.
BUDAMAK
Daha çok ürün almak veya düzgün bir biçim vermek amacıyla ağaç, asma vb.nin dallarını kesmek, kısaltmak. Bir şeyi eksiltmek, azaltmak. Güreşte rakibinin ayaklarını bir ayak oyunu veya vuruşu ile yerden kesmek. Yeni filiz sürmesi için bir bitkinin dallarını kesmek.
KISALTMA
Kısaltmak işi, taksir. Kısaltılmış ad ya da söz.
KISALTIŞ
Kısaltma işi.
AB
Su. Avrupa Birliği'nin kısaltılmış hali.
KISALTTIRMA
Kısalttırmak işi.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
DEFNEYAPRAĞI
Kemikli balıklar takımının, hanigiller familyasından lüferin küçük boylularına verilen özel bir ad (Pomatomus saltatrix).
KASINTI
Giyeceği daraltmak veya kısaltmak için yapılmış olan eğreti dikiş. Büyüklenme, kurum, gurur. Büyüklenen, gururlanan ve bunu davranışlarıyla belli eden (kimse).
AÇILIM
Açılma işi. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapma. Yeni bir bakış açısı getirme. Sağ açıklık. Bir kısaltma veya formülün açık biçimi.