KÜNT ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "künt" olan, toplam 6 adet kelime bulunmaktadır. künt ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu künt ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde künt olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

7 harfli kelimeler

KÜNTLÜK, KÜNTÜLE, KÜNTÜRE

6 harfli kelimeler

KÜNTÜR

5 harfli kelimeler

KÜNTE

4 harfli kelimeler

KÜNT

Bazı kelimelerin anlamları

KÜNT

Anlayışsız, beceriksiz, elinden iş gelmeyen: Ne kadar künt adamsın. Hamur, ya da çamur topağı. Pişerken tandıra düşen hamur. Değirmen çarkı. Nallanan öküzün ayaklarına bağlanan ağaç: Küntü getir, öküzü nallayacağız. Bir ekmeklik hamur. Hamur topakları. (Ebilhindi Erzurum). Değirmen çarkının aralıklı ağaçlardan oluşan kısmı. (Esat çiftliği Terme Samsun).

KÜNTE

Avcıların av astıkları ip. Kurutulmuş tütün bağlamı. Et tahtası. Su yataklarından toplanan ve tarlaya atılan ince kum, mil. Pulluğun ya da belin çıkardığı büyük toprak parçaları: Bel künte dayandı kaldı. Güreşçilerin güreşte kullandıkları bir çeşit oyun.

KÜNTÜR

Dağlarda, güneş görmediği için karların erimediği yer.

KÜNTLÜK

Aptallık, bilgisizlik, uyuşukluk: Benim küntlüğüm ona gitsin, onun okumuşluğu bana gelsin.

KÜNTÜLE

Akşamdan denize bırakılan, sabahleyin çekilen balık ağı.

KÜNTÜRE

Bağları su basmaması için yapılan çit, set.

  -   -   -  

Anlamında KÜNT bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KÜNT geçen kelimeler listesi verilmiştir.

DEHŞETLİ

Korku veya ürküntü veren. Çok fazla, son derece.

GELBERİ

Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir araç. Tırmık. Ağaç dallarını budamak için kullanılan eğri demir. Harman döküntülerini toplamaya yarayan araç.

BOZUNTU

Bozulmuş bir şeyin kalan bölümleri, döküntü. Şaşkınlığa düşme. Kendinde bulunması gereken nitelikleri taşımayan kimse veya şey.

KAŞEKSİ

Kötü beslenme, süreğen veya kötücül bir hastalığın seyri sırasında oluşan ileri derecede zayıflık, bitkinlik ve çöküntü durumu.

KRİZ

Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse. Bir kimsenin yaşamında görülen ruhsal bunalım. Çöküntü. Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran. Bir şeyin çok kıt bulunması durumu. Bir şeye duyulan ani ve aşırı istek.

BADAS

Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak, çöp ve samanla karışık tahıl taneleri, harman döküntüsü.

MOLOZ

Toprak ve kireçle karışık taş kırıntıları, yapı döküntüsü, inşaat atığı. Değersiz, işe yaramaz (şey veya kimse).

DÖKÜNTÜLÜ

Döküntüsü olan. Deride döküntü ile görülen, döküntü ile beliren (hastalık).

KURDEŞEN

Deride çeşitli sebeplerle oluşan kaşıntılı döküntü, ürtiker.

KORDON

Genellikle ipekten yapılmış kalın ip. Göbek bağı. Teneke ve çinko eşyaların üstüne süs yapmak için kullanılan araç. Bir yere girip çıkmayı denetim altına almak için görevlilerden oluşturulan dizi. Kıyı şeridi. Saat, madalyon vb.ni asmaya yarayan ince zincir. İnce tellerden örülen ve özellikle ütü, ızgara vb. ev araçlarında kullanılan elektrik kablosu. Kabaran denizin kumsalda bıraktığı döküntü katmanı. İnce uzun sıralar durumunda yapılmış oymalı duvar veya mobilya süsü.

ÇİÇEKSİMEK

Çiçek gibi olmak, çiçeklenmek. Kristal durumunda bulunan bir bileşik, kristal suyunu yitirip beyazımsı bir toz durumunu almak. Deride leke, sivilce, çiçek gibi döküntüler belirmek.

DEPRESYON

Bunalım. Çöküntü.

ENKAZ

Yıkıntı, döküntü, çöküntü.

HURDA

Eski maden parçası. İşe yarayamayacak derecede bozulmuş, zarar görmüş. Parçalanmış, döküntü durumuna gelmiş.

BAŞAKLAMAK

Tarlalarda, bağlarda kalmış döküntüleri toplamak.

DEHŞET

Bir tehlike veya korkunç bir şey karşısında duyulan ürküntü, yılgı. Olağanüstü. Olağanüstü şeyler karşısında şaşma anlatan bir söz.

BUNALIM

Doğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz. Tehlikeli sonuç doğurabilecek gerginlik, buhran, kriz. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü, depresyon. Bir hastalıkta iyileşme veya ölümle sonuçlanan, birdenbire ortaya çıkan fizyolojik değişiklik, kriz. Çöküntü.

İNDİFAİ

Püsküren (yanardağ). Döküntülü (hastalık).

KIZAMIKÇIK

Kızamığa benzeyen, ona göre hafif geçen döküntülü bir hastalık.

GRABEN

Çöküntü hendeği.