Kelimeler arşivinde; içinde "künt" olan, toplam 18 tane kelime bulunuyor. İçerisinde künt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu künt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında künt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
HÜKÜNTÜRÜK, ÜRKÜNTÜSÜZ, DÖKÜNTÜSÜZ
DÖKÜNTÜLÜ, ÜRKÜNTÜLÜ
ÇÖKÜNTÜ, KÜNTÜRE, KÜNTÜLE, KÜNTLÜK, HÜKÜNTÜ, ÜRKÜNTÜ, SÖKÜNTÜ, DÖKÜNTÜ, BÜKÜNTÜ
EKÜNTÜ, KÜNTÜR
KÜNTE
KÜNT
KÜNT
Anlayışsız, beceriksiz, elinden iş gelmeyen: Ne kadar künt adamsın. Hamur, ya da çamur topağı. Pişerken tandıra düşen hamur. Değirmen çarkı. Nallanan öküzün ayaklarına bağlanan ağaç: Küntü getir, öküzü nallayacağız. Bir ekmeklik hamur. Hamur topakları. (Ebilhindi Erzurum). Değirmen çarkının aralıklı ağaçlardan oluşan kısmı. (Esat çiftliği Terme Samsun).
DÖKÜNTÜLÜ
Döküntüsü olan. Deride döküntü ile görülen, döküntü ile beliren (hastalık).
EKÜNTÜ
Ekilen şey.
DÖKÜNTÜSÜZ
Döküntüsü olmayan.
KÜNTLÜK
Aptallık, bilgisizlik, uyuşukluk: Benim küntlüğüm ona gitsin, onun okumuşluğu bana gelsin.
DÖKÜNTÜ
Dökülmüş, saçılmış şeyler. Değersiz, bayağı, ayaktakımından olan kimse. Kâğıtçılıkta üretimin herhangi bir safhasında ıskartaya çıkan, genellikle tekrar hamur durumuna getirilen, yaş ve kuru biçimleri olan kâğıt veya karton artığı. Bazı hastalıklarda görülen çıban, leke, uçuk, kızarıklık vb. belirti. Deniz yüzüne yakın, üzerinde dalgaların çatladığı kaya kümesi. Parçalanan taşların yamaç aşağı kayması, yuvarlanması, etekte birikmesiyle oluşan yer. İşe yaramayan, değersiz, kötü, berbat. Bir topluluktan geri kalmış kimseler. Bozuntu.
BÜKÜNTÜ
Bükme sonucu oluşan biçim veya iz. Dönemeç, viraj. Bağırsakta olan ağrı.
ÜRKÜNTÜLÜ
Ürküntü veren.
ÜRKÜNTÜSÜZ
Ürküntü vermeyen.
ÇÖKÜNTÜ
Çökme. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz. Suyun dibine çöken şeyler.
ÜRKÜNTÜ
Ürkme duygusu, tevahhuş.
KÜNTÜLE
Akşamdan denize bırakılan, sabahleyin çekilen balık ağı.
HÜKÜNTÜRÜK
Cesaretsizlik. Heyecan.
HÜKÜNTÜ
Korku.
KÜNTÜRE
Bağları su basmaması için yapılan çit, set.
SÖKÜNTÜ
Sökülen şeyin parçası. Ağaçlık yerden açılan tarla.
Bu bölümde tanımı içerisinde KÜNT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GRABEN
Çöküntü hendeği.
ENKAZ
Yıkıntı, döküntü, çöküntü.
KIZAMIKÇIK
Kızamığa benzeyen, ona göre hafif geçen döküntülü bir hastalık.
DEPRESYON
Bunalım. Çöküntü.
MUZMAHİL
Çökmüş, çöküntüye uğramış.
BOZUNTU
Bozulmuş bir şeyin kalan bölümleri, döküntü. Şaşkınlığa düşme. Kendinde bulunması gereken nitelikleri taşımayan kimse veya şey.
BUNALIM
Doğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz. Tehlikeli sonuç doğurabilecek gerginlik, buhran, kriz. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü, depresyon. Bir hastalıkta iyileşme veya ölümle sonuçlanan, birdenbire ortaya çıkan fizyolojik değişiklik, kriz. Çöküntü.
KRİZ
Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse. Bir kimsenin yaşamında görülen ruhsal bunalım. Çöküntü. Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran. Bir şeyin çok kıt bulunması durumu. Bir şeye duyulan ani ve aşırı istek.
KAŞEKSİ
Kötü beslenme, süreğen veya kötücül bir hastalığın seyri sırasında oluşan ileri derecede zayıflık, bitkinlik ve çöküntü durumu.
MOLOZ
Toprak ve kireçle karışık taş kırıntıları, yapı döküntüsü, inşaat atığı. Değersiz, işe yaramaz (şey veya kimse).
DEHŞET
Bir tehlike veya korkunç bir şey karşısında duyulan ürküntü, yılgı. Olağanüstü. Olağanüstü şeyler karşısında şaşma anlatan bir söz.
BAŞAKLAMAK
Tarlalarda, bağlarda kalmış döküntüleri toplamak.
KORDON
Genellikle ipekten yapılmış kalın ip. Göbek bağı. Teneke ve çinko eşyaların üstüne süs yapmak için kullanılan araç. Bir yere girip çıkmayı denetim altına almak için görevlilerden oluşturulan dizi. Kıyı şeridi. Saat, madalyon vb.ni asmaya yarayan ince zincir. İnce tellerden örülen ve özellikle ütü, ızgara vb. ev araçlarında kullanılan elektrik kablosu. Kabaran denizin kumsalda bıraktığı döküntü katmanı. İnce uzun sıralar durumunda yapılmış oymalı duvar veya mobilya süsü.
DEHŞETLİ
Korku veya ürküntü veren. Çok fazla, son derece.
HURDA
Eski maden parçası. İşe yarayamayacak derecede bozulmuş, zarar görmüş. Parçalanmış, döküntü durumuna gelmiş.
ÇİÇEKSİMEK
Çiçek gibi olmak, çiçeklenmek. Kristal durumunda bulunan bir bileşik, kristal suyunu yitirip beyazımsı bir toz durumunu almak. Deride leke, sivilce, çiçek gibi döküntüler belirmek.
BADAS
Harman kaldırıldıktan sonra yerde kalan toprak, çöp ve samanla karışık tahıl taneleri, harman döküntüsü.
İNDİFAİ
Püsküren (yanardağ). Döküntülü (hastalık).
GELBERİ
Büyük ocaklardan ateşi dışarı çekmek için kullanılan uzun saplı demir araç. Tırmık. Ağaç dallarını budamak için kullanılan eğri demir. Harman döküntülerini toplamaya yarayan araç.
KURDEŞEN
Deride çeşitli sebeplerle oluşan kaşıntılı döküntü, ürtiker.