Sonu KÖKENLİ ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "kökenli" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu kökenli ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında kökenli olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde kökenli olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

KÖKENLİ

Asıllı. Belli bir kaynaktan çıkmış olan, bir kaynağa dayanan.

  -   -   -  

Anlamında KÖKENLİ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KÖKENLİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AKEF

Arapça kökenli âkif: Akif.

MAMBO

Haiti kökenli, rumba ve çaçaya benzeyen bir dans. Bu dansın müziği.

AFLİKE

Fransızca kökenli appliquer: aplike.

PİGME

Boy ortalaması 150 santimetrenin altında olan Afrika kökenli bir zenci topluluğun bireyi.

ACAN

Fransızca kökenli agent: ajan; casus.

KUNGFU

Kendini savunma temeline dayalı, karateye benzeyen Çin kökenli spor.

AGAVACEAE

Yaprakları etli, rasemöz ya da panikul çiçek durumlu, er dişi, rizomlu, ülkemizde doğal olarak bulunmayan, tropik kökenli, çok yıllık, ağaç, çalı ya da otsu bitkiler.

ALATİRİYH

Fransızca kökenli electrique: elektirik, parlak ışık.

ALETİRİK

Fransızca kökenli électrique: Bu enerjinin gündelik hayatta kullanılan biçimi, aydınlanma. Elektrik.

AFRİKALI

Afrika kökenli olan veya Afrika'da yaşayan kimse.

JUDO

Jiujitsudan gelişmiş, tutmalara, fırlatmalara, hareketsiz bırakmalara dayanan, Japon kökenli silahsız yapılmış olan dövüş sporu.

ABED

Rusça kökenli abyed: yemek, yiyecek.

KARATE

Ayak ve yumruk vuruşları üzerine kurulu, Japon kökenli bir dövüş yöntemi.

ASILLI

Bir kökene dayanan, kökenli.

AFAĞAN

Yürek oynaması, çarpıntı, helecan, tasa, iç sıkıntısı, hafakan. Nefesi kesen sürekli öksürük. Arapça kökenli hafakan: hafakan. afağannar basmak: canı sıkılmak; yerinde duramamak.

ALAF

Alev. Telâş, korku: Ahmet bize bir alaf salıverdi. Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı v.b.: Bu yıl alaf bol, sığırlar semiz olur. Suyu çekilmiş, yarı kurumuş buğday veya haşhaş. Hayvan yemi satıcısı. Hayvanlara yedirilen yeşil yaprak ve dallar: Sığırlara biraz alaf topla gel. Taş, kerpiç veya ağaçtan yapılmış hayvan yemliği: Koyunların alafında ot kalmamış. Hayvanların su içtikleri yer, yalak. Süprüntünün yüze gelen iri kısmı, çalı, çırpı: Bahçenin alafını ateşe verdim. Hayvanlara yedirmek için kurutulmuş ot, mısır sapı. Hayvanların yem yediği yer. Hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, yiyeceği (Erzincan Merkez). Arpa, hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, hayvan gübresinin kurusu. Mısır sapı. Hayvan yiyeceği, yal.

MENŞELİ

Kökeni olan, kökenli.

ALAFDAR

Her çeşit hububat satıcısı, zahireci. Arapça kökenli + Far. alef-dâr: hayvan yemi taciri.

SOĞDCA

Orta Asya'da Soğdların kullandıkları İran kökenli ölü dil, Soğdakça. Bu dille yazılmış olan.

ALAHELEM

Arapça kökenli Allâhü alem bi's-sevâb: allahualem.