Kelimeler arşivi içinde; sonunda "kif" olan, toplam 8 adet kelime bulunmaktadır. Sonu kif ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında kif olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde kif olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
MEHMETAKİF
MÜSTENKİF
TEVKİF, ÇİRKİF
İSKİF
SKİF, AKİF
KİF
KİF
Firengi hastalığı. Örtü : Ahmet kifin gerisine yat. Sağlam, dayanıklı.
MÜSTENKİF
Oy vermekten veya bir karara katılmaktan çekinen, çekimser.
TEVKİF
Durdurma. Bir suç dolayısıyla birini tutuklama.
SKİF
İçine yalnız kürek çekenin girebildiği çok uzun ve çok dar yarış kayığı.
ÇİRKİF
Gübre.
MEHMETAKİF
Ordu şehrinde, Fatsa ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
AKİF
İbadet eden, ibadetle uğraşan kişi.
İSKİF
Soy sop, ata. Dikiş yüksüğü. Düzgün yığın. Yüksük.
Bu bölümde tanımı içerisinde KİF geçen kelimeler listesi verilmiştir.
EFİRA
Gerçek medüzlerde skifopoliplerden enine bölünmelerle meydana gelen, serbest yüzen ve medüzleri verecek olan oluşumlar. Gerçekmedüzler de skifopoliplerden enine bölünmelerle meydana gelip özgür yüzen ve medüzleri verecek olan yapılar.
YETERSİZLİK
Yetersiz olma durumu, kifayetsizlik.
TUTUKLAMA
Tutuklamak işi, tevkif.
TUTUKLAMAK
Kanun yoluyla hürriyeti kısıtlayarak bir yere kapatmak, tevkif etmek.
DEKOMPENZASYON
Yetmezlik, kifayetsizlik, telafi edememe, kompenze edememe.
KİFSİYH
Küflenmiş, kokmuş : Pendir kifsiyh.
KİFİR
Küfür: Erkeyh kifir éllemez.
TUTUKEVİ
Tutukluların kapatıldığı yer, tomruk, dam, tevkifhane.
YETERSİZ
Gerekli bilgi ve yeteneği olmayan, yeterliği olmayan, kifayetsiz, ehliyetsiz. Verimli olmayan. Eksiği olan, yetecek kadar olmayan. Gereken, istenen niteliği olmayan. İşlevini tam olarak yapamayan (organ, alet vb.).
KİFLEYEBİLMEK
Bir işin altından kalkmak, başarmak : Hasannan güleşmeyi kifliyebilersen mi?.
YETERLİLİK
Yeterli olma durumu, yeterlik. Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgi, ehliyet, yeterlik. Görevini yerine getirme gücü, kifayet, yeterlik.
SORULAMA
Belli bir konuda bilgi almak üzere sorulabilecek olanaklı sorular arasından ya da bir içerik evreninden örnek alma ya da bir alan araştırmasında bilgi içerikli bir yanıt almak üzere soru sorma. Düzyazı ya da şiirde, yanıt beklemeden soruya başvurma sanatı. Sana dar galmeyecek makberi kimler kazsın? (Mehmet Akif Ersoy).
KİFAFLANMA
Kifaflanmak işi.
ÇEKİMSER
Oy vermekten, eğilim göstermekten veya bir şey yapmaktan kaçınan, kararsız, taraf olmayan (kimse), müstenkif.
AKEF
Arapça kökenli âkif: Akif.
LİYAKAT
Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim. Kifayet.
YETERLİ
Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli. Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan. Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan.
TUTMAK
Elde bulundurmak, ele almak. Herhangi bir durumda kalmasını sağlamak. Ulaşmak, varmak. Otobüs, vapur, uçak vb. hasta etmek. Uygun gelmek, çelişmez olmak. Bir şey düşünmek. Alacağa ya da vereceğe saymak. Hedef olarak almak. Kapatmak, sarmak. Hürriyetinden yoksun bırakıp bir yere kapamak, tevkif etmek. Avlamak. Yapışarak veya sokularak çıkmaz olmak. Bırakmamak. Beddua, dua, ah vb. etkisini göstermek, gerçekleşmek, yerine gelmek, varmak. Bir işe herhangi bir anlayışla girişmek. Herhangi bir durumda bulundurmak. Beklenen sonucu vermek. Askerlikte, bankacılıkta durdurmak, blokaj. Gereğini yapmak, yerine getirmek. Başlamak. Sarmak, bürümek. Denetimi ve yetkisi altına almak. Hizmetine almak veya kiralamak. Yaklaştırmak. Bağlamak. İşgal etmek. Kaplamak. İzlemek. Bir kimsenin yerini almak. Benimsemek, beğenmek. Asılmak, kuvvetlice sarılmak. Biriktirmek, tasarruf etmek. Takım oyunlarında karşı takımdaki bir oyuncuyu yakından izlemek, markaja almak. Bir sanat eseri geniş ilgi görmek. Desteklemek, birinden yana çıkmak. Para toplamı ...-e varmak, değeri olmak. Sunmak. Kullanmak. Varsaymak, farz etmek. Bir şeyi kullanması için uzatmak. Yanında bulundurmak, alıkoymak. Bir yerde kalmasını sağlamak. Ele geçirmek, yakalamak. Sürmek, zaman almak. Kırağı, çiğ veya kar bir yüzeyde görünür durumda olmak, kalmak. İş görebilmek. Uğramak.