Kelimeler arşivi içinde; sonunda "kala" olan, toplam 24 adet kelime bulunmaktadır. Sonu kala ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında kala olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde kala olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
PANSKALA
TIRKALA, MISKALA, TEŞKALA, TAŞKALA, KANKALA, CAKKALA, ÇAKKALA, ÇOKKALA, DINKALA, DURKALA, FIRKALA
ÇUKALA, TAKALA, KAKALA, ISKALA, ÇAKALA, AZKALA, ASKALA, PEKALA
AKALA, UKALA, SKALA
KALA
KALA
Kaldığında.
KANKALA
İki omuz arası.
TAKALA
Topak, küçük parça.
DINKALA
Ağır hareket eden kişi.
TAŞKALA
1.Alay, eğlenme. 2.Şaka. Uğraşı, iş güç : Onun başında ne taşkala var bilsen. Telaşe, kargaşa. Alay, eğlenme. İşi gürültüye getirmek, telaşlanmak.
MISKALA
Metal veya deri parlatmaya yarar alet.
CAKKALA
Geveze, dedikoducu.
ÇOKKALA
Toprak tencere, çömlek.
TEŞKALA
Ağız kalabalığı.
ÇAKKALA
Olmamış meyve.
TIRKALA
Kapı sürgüsü, dayağı, mandalı.
PANSKALA
Tuz üretimi esnasında buharlaştırma ile elde edilen kalsiyum sülfat.
FIRKALA
Topaç.
KAKALA
Hafif yağan dolu. Toprak tencere. Tandırda ya da fırında pişen ufak, yuvarlak, kalınca ekmek, yağsız halka.
DURKALA
Az kalsın, hemencecik: Durkala attan düşüyordu.
ÇUKALA
Toprak tencere.
Bu bölümde tanımı içerisinde KALA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ABANOZLAŞMAK
Ağaç gibi maddeler suda uzun süre kalarak kararmak. Güneşte uzun süre kalarak kararmak, matlaşmak, sertleşmek.
AHİRET
Dinî inanışa göre, insanın öldükten sonra dirilip sonsuza dek kalacağı ve Tanrı'ya hesap vereceği yer, öbür dünya, öteki dünya.
AKBABA
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.
ALATURKALAŞMA
Alaturkalaşmak durumu.
ALAKALANMA
Alakalanmak işi, ilgilenme.
ADAY
Bir görev, bir iş için kendini ileri süren veya başkaları tarafından ileri sürülen kimse. Bir iş için yetiştirilmekte, eğitilmekte olan kimse, namzet.
AĞYAR
Başkaları, yabancılar, eller.
ACAYİPLEŞMEK
Başkalaşmak, yadırganacak bir duruma gelmek.
ACYO
Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark. Bankaların senetli kredi işlemlerinde yaptıkları tahsilat. Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.
AKAÇ
Bir yerde birikip kalan sıvıları, bir işlem sonunda geriye kalan artıkları, gereksiz nesneleri dışarıya akıtmak için kullanılan boru vb. araç. Yer altı su oluğu. Kanal, ark, su yolu.
ALATURKALAŞTIRMA
Alaturkalaştırmak işi.
ALATURKALAŞTIRMAK
Alaturkalaşmasını sağlamak.
ARKA
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi. Otururken sırtın dayandığı yer. Geri kalan bölüm. Geçmiş, geride kalmış zaman. Kayıran, destekleyen. İnsanın vücudu, bedeni. Art, peş. Arkada olan, arkada bulunan.
ARACI
Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ARKAİK
Güzel sanatlarda klasik çağ öncesinden kalan. Konuşulan ve yazılan dilde, kullanımdan düşmüş olan (eski söz veya deyim).
AHALİ
Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk. Bir yerde toplanan kalabalık.
ARAMA
Aramak işi, taharri. Sanığın yakalanması veya suç belgelerinin elde edilmesi için bir kimsenin evinde, iş yerinde, üzerinde veya eşyasında yapılmış olan araştırma işlemi.
AKIN
Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılmış olan baskın. Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum. Kazak ve Kırgız Türklerinin saz şairlerine verdiği ad.
ANIZ
Ekin biçildikten sonra tarlada kalan köklü sap. Ekin biçildikten sonra sürülmemiş tarla.