İçinde IKIM geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "ıkım" olan, toplam 19 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ıkım bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu ıkım ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ıkım olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

TIKIMLANMAK

10 harfli kelimeler

TIKIMLANMA, YIKIMCILIK, SOKUMTIKIM

9 harfli kelimeler

KINIKIMAK

8 harfli kelimeler

TEKYIKIM, DARÇIKIM, DIKIMCIK

7 harfli kelimeler

YIKIMCI, BICIKIM, BIDIKIM, BİDIKIM

6 harfli kelimeler

MIKIMI

5 harfli kelimeler

ZIKIM, SIKIM, DIKIM, YIKIM, TIKIM

4 harfli kelimeler

IKIM

Bazı kelimelerin anlamları

IKIM

Çıkışma, azar.

ZIKIM

Zakkum.

BİDIKIM

Bir parça, azıcık, biraz.

KINIKIMAK

Bir şeye aşırı derecede düşkün olmak, tutkun olmak.

MIKIMI

Sürekli.

BICIKIM

Bir parça, azıcık, biraz.

TEKYIKIM

Düşük ölçünlü yerleşim alanlarında, tek tek yapıların ve göreceli olarak küçük yapı öbeklerinin yıkılıp geride kalanlara el sürülmemesini anlatan kentçilik uygulaması.

SOKUMTIKIM

Lokma.

TIKIMLANMA

Tıkımlanmak işi.

DARÇIKIM

Metallerin, basınç altında, bir uçtan basılıp, kesitleri küçülmüş olarak öteki uçtan çıkmaları.

BIDIKIM

Bir parça, azıcık, biraz.

TIKIMLANMAK

Eline geçeni çok çabuka yemek.

YIKIMCI

Yapıları yıkma işini yapan kimse.

DIKIMCIK

Biraz, bir parça, azıcık.

SIKIM

Sıkma işi. Ateşli silahlarda bir atış için yeterli olan miktar. Bir defada sıkılan miktar. Avucun sıkıldığında alabildiği miktar.

YIKIMCILIK

Yıkımcı olma durumu.

  -   -   -  

Anlamında IKIM bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde IKIM geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AĞAÇKURDU

Ağaç gövdesini besin olarak kullanıp, içten yıkımlayan kurtçuklara verilen genel ad.

YAKMAK

Kına, yakı vb.ni koymak, sürmek. Yanmasını sağlamak veya yanmasına yol açmak, tutuşturmak. Tedavi etmek amacıyla doku, damar vb. dağlamak. Güçlü sevgi uyandırmak. Kurutmak, zarar vermek. Çok sıcak olmak. Keskin, sert ve ısırıcı bir duyum vermek. Çok üşütmek. Karartmak. Işık vermesini sağlamak. Ateşle yok etmek. Silahla vurmak. Yıkıma, zarara yol açmak, büyük bir zarara uğratmak, mahvetmek. Yanıyormuş gibi bir etki yapmak. Zamanında kullanılmadığından hükmünü yitirmek. Isı etkisiyle zarar vermek. Türkü, ağıt vb. düzenlemek, bestelemek.

AFET

Çeşitli doğa olaylarının sebep olduğu yıkım. Çok kötü. Hastalıkların dokularda yaptığı bozukluk. Güzelliği ile insanı şaşkına çeviren, aklını başından alan kadın. Kıran.

AMİNOKSİDAZLAR

Plazmada ve çok sayıda dokunun mitokondrionunda bulunan, substratlarına göre sınıflandırılan, çoğu bakır ve piridoksal fosfat içeren, aminlerin yıkımından sorumlu enzimler.

DARÇIKIK

Darçıkım uygulanmış olan.

DARÇIKARIR

Üzerinde darçıkım işi yapılan aygıt.

EKTOPARAZİTİSİT

Ektoparazitleri yıkımlayan ajanlar.

DESTRUKSİYON

Yıkımlanma, zedelenme.

ASKARİSİT

Ascaris cinsi nematodları yıkımlayan ajan.

FELAKET

Büyük zarar, üzüntü ve sıkıntılara yol açan olay veya durum, yıkım, bela. Çok kötü. Şaşırtıcı, hayrete düşürücü.

ABLASYON

Tümör hücrelerinin üreme yeteneğini artıran yani tümörün bağımlı olduğu hormonu salgılayan iç salgı bezinin ilaçlarla tahribi, cerrahi olarak çıkarılması veya radyasyonla yıkımlanması. Kesme, kesip atma.

YIKINTI

Yıkılma, yıkım, mahvolma. Ruhsal bakımdan yıkılma, yıkım, mahvolma. Yıkılan bir şeyin parçaları, kalıntıları, enkaz. Virane.

AKROMELANİZM

Tüy örtüsü renginin yüksek sıcaklıkta açılması, düşük sıcaklıkta ise koyulaşmasıyla belirgin, Siyam ve Himalaya kedileriyle tavşanlarda görülen genetik bozukluk. Melanin üretiminde rol oynayan enzimlerin yüksek sıcaklıkta yıkımlanmasından kaynaklanır.

DARBELEMEK

Vurmak, çarpmak. Bir işi engellemek. Yıkıma uğratmak.

YADIMLAMA

Canlı protoplazmayı yapan büyük ve karmaşık yapılı moleküllerin enerji çıkararak yanması, yıkım, katabolizma, özümleme karşıtı.

BAŞ

İnsan ve hayvanlarda beyin, göz, kulak, burun, ağız ve benzerleri organları kapsayan, vücudun üst veya önünde bulunan bölüm, kafa, ser. Bir topluluğu yöneten kimse. Başlangıç. Temel, esas. Arazide en yüksek nokta. Bir şeyin genellikle toparlakça ucu. Bir şeyin uçlarından biri. Kasaplık hayvanlarda ve bazı yiyeceklerde adet. Para değiştirirken verilen veya alınan üstelik, sarrafiye. 1. Bir şeyin yakını veya çevresi. "Önem veya yönetim bakımından ileride olan, en önemli, en üstün" anlamlarında birleşik kelimeler yapan bir söz. Güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş derecenin en yükseği. Çıban. Reis. Tane. Dilim: Bi baş pendir ver. İyi, güzel: Benim toklularım hep baştır. Pazartesi. Ölçüde, tartıda tahminin üstünde çıkan kısım. Çıban, yara. Derilere tatbik edilen bir işlem (tabaklıkta). Köselecilikte bir derinin baş tarafı. Bulgur, buğday ve benzerleri kalburlandığı zaman kalburun üstünde kalan in kısım. Baş, başlangıç. Baş, reis. Baş. Üzeri, kendi. Tepe, zirve. Uç. sınır. Nezt, baş ucu. Ön taraf, ön yol. Bağış, hediye. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan en ön bölgesi. Herhangi bir hayvanın bu bölgeye karşılık olan yapısı. Sefal, kafa. 3.Bakteriyofajlarda ikozahedral şekilli, DNA içeren kısmı. 4.Miyozinin bir parçası. Fosfolipitlerin yağ asitleri içermeyen kısmı. Spermlerde haploit çekirdeğin bulunduğu kısmı. Beyni ve duyu organlarını taşıyan vücut parçası. Yağlı güreşte ve karakucakta en büyük boy. reis (bk. başkan.). Dövme ya da darçıkım işleminde, dövme ya da itme işini gören kolun ucu. İlkel topluluklarda görülen, çok az kurumlaşmış olan ve gücü kimi kez aşırı bir başına -buyruk- yönetimin gücü biçimini alan önder tipi. İnsan vücudunun üst, hayvan vücudunun ön ucu, sefalika. Deyiş'in konu ve uyağının ne olduğunu belirten, "doğuş" un halk edebiyatındaki adı. İnsan vücudunun ağız, duygu organları ve beyni içine alan üst bölgesi; herhangi bir hayvanın bu kesime karşıt oları bölgesi. Başkan, topluluğu yöneten, komutan. (İnsan ve hayvan sayımında) Tane. Başak. Yara.

DIKIM

Biraz, bir parça, azıcık. Lokma: Bir dıkım yemek yedim. Lokma.

ENDOJEN

Hücre ya da sistem içinden gelen; dokularda biyosentez ve yıkım olayları. Hücre veya sistem içinden gelen. Dokularda biyosentez ve yıkım olayları.

YIKMAK

Kurulu bir şeyi parçalayarak dağıtmak, bozmak, tahrip etmek. Yıkımına yol açmak, mahvına sebep olmak. İnsan, hayvan ya da ağaç devirmek. (-i, -e) mec. Herhangi bir suç, iş vb.ni birine yüklemek. Yük indirmek. Bir yana eğmek. Birine yüklemek.

ASKARİSİDAL

Ascaris cinsi nematodları yıkımlayan.