Kelimeler arşivinde; içinde "öreme" olan, toplam 12 tane kelime bulunuyor. İçerisinde öreme bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu öreme ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında öreme olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
GÖREMEDİYE
GÖREMEZ, KÖREMEZ, TÖREMEK, YÖREMEÇ
GÖREME, ÖREMEÇ, ÖREMEK, ÖREMEN, TÖREME, YÖREME
ÖREME
ÖREME
Harç koymadan taştan örülen duvar. Yıkılacak gibi eğik duvar. Meyilli; yamaç.
YÖREMEÇ
Kenevirden bükülmüş ince sicim, urgan.
GÖREME
Nevşehir ili, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
GÖREMEZ
Yeni doğurmuş hayvanın ilk sütü. Merkep sırtındaki tulumda çalkanan çiğ sütten elde edilen yağ. Ekmekle yenen, taze sütle, ekşi sütün yoğurt kıvamındaki karışımı. Ekmeklik ve tohumluk olarak kullanılan, buğday ve arpa karışığı. Ekşimiş süde tazesi katılarak yapılan peynir gibi yiyecek.
GÖREMEDİYE
Görür görmez, hemen görünce.
TÖREME
Torun.
ÖREMEK
Hayvanlar çoğalmak.
ÖREMEN
Öğretmen, bk. öradmen, öretmen Öredmen, bk. öre'men vb.
YÖREME
Kağnı tekerinin ağaç bölümleri. Parmakta çıkan dolama. Kanser. Kolan ipi olarak da kullanılan, kaba, kalın ip. Örtü. Hafif bayır. Kağnı tekerleğini oluşturan tahta parçaları. (Akçaşar Yalvaç, Köke Gelendost Isparta; Yenikent Aksaray Niğde).
KÖREMEZ
Çiğ sütle, yoğurt karıştırılarak pişirmeden yapılan bir çeşit yiyecek. Ayranla pişmiş süt karıştırılarak yapılan yiyecek. İçine ekmek doğranmış ayran. Koyun ya da keçiden sağılarak içilen çiğ süt. Koyulaşmış koyun ve keçi sütü. Keçinin erkeği, teke. Koyu. İçine ekmek doğranmış şekerli süt. Ayran ya da yoğurt karıştırılmış süt. Süt içine kavrulmuş buğday atılarak yapılan yemek. (Güzelyurt Hekimhan Malatya.). Yoğurtla sütü karıştırarak yapılan yemek. (Gökmenler Gedikli, Çatak, Kızılağaç Saimbeyli Adana).
TÖREMEK
1.Büyümek. 2.Çoğalmak : Bu yıl yirmi piliç törettim. Çoğalmak, türemek. Türemek; ortaya çıkmak. Türemek, çoğalmak.
ÖREMEÇ
Yuvarlak örülen kolan.
Bu bölümde tanımı içerisinde ÖREME geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BEREVİ
Az ışıkta görememe hastalığı. Yaramaz, haylaz.
BASİRETSİZLİK
Gerçekleri, ileriyi ve uzağı görememe, sağgörüsüzlük.
HİPERMETROP
Cisimlerin görüntüleri ağ tabakanın gerisinde kaldığı için yakını iyi göremeyen (göz). Gözleri böyle olan (kimse).
TİTREŞİM
Küçük ve hızlı salınım, ihtizaz, vibrasyon, rezonans. Bir noktanın gözün göremeyeceği kadar kısaca kımıldanışı, ihtizaz.
MİYOP
Nesnelerin görüntüleri ağ tabakanın ön tarafında kaldığı için uzağı iyi göremeyen (göz). Gözleri uzağı iyi göremeyen (kimse).
EMSEM
İlâç, merhem. Boş inan. Düzenlik, güvenlik. Sersem: Bu adam emsemdir, her işi göremez.
AMBALE
"Birini düşünemez duruma getirmek, çok yormak, fazla gaz vererek otomobili çalışamaz duruma getirmek" anlamlarındaki ambale etmek ve "çok yorulup iş göremez, düşünemez duruma gelmek" anlamındaki ambale olmak birleşik fiillerinde geçen bir söz.
PRESBİTLİK
Gözde uyum gücünün azalması yüzünden, yakındaki nesneleri net görememe durumu.
AŞIT
Siper, kuytu yer. Aşılacak yer. Dağ geçidi. Sırt ve bayırların geri tarafı, görünmiyen yüzeyi. Uzak, gözün göremediği yer: Buradan aşıt yere gitme. Dağ ve tepelerin üzerinden arka kısma aşılacak yer. Zahire koymak için, ev içinde yere kazılan ya da duvara yapılan kuyu. Yatak ve yorgan konan ambarların bölmesi. Gizli: Benden aşıt iş yapma. Çevik, cesur, işgüzar. Çığ. Geçit: Aşıdı aşdı getdi. Ateş. Van kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
GARAHIMAH
Kararmak, görememek: Gözüm garahıdı. Göz iyi görememek, kararmak.
ELAVI
Göremeden bir şey arama, el yordamı.
BEĞRE
Hiç bir yer: Ben dediğini beğrede göremedim. Malatya ili, Doğanşehir belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.
GARIH
Tarh, bölüm (tarla için). Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Sınır çizgisi; tarlayı garıh etmek. Eski türkçe karak: göz ağrısı; kara bakmaktan gözlerin kızarıp iyi görememesi. Karık, sebze ekilmek için hazırlanmış olan yer.
ANDER
Ölüden kalan eşya, sahipsiz kalan eşya, soyka. İnsan ve hayvanlara ilenç yerine, sahipsiz kal anlamında kullanılır: Ander kalsın yaşmağın, göremedim yüzünü. Pis, iğrenç, hantal, kötü, uğursuz, çirkin, miskin, tembel. Erkeklik organı. Kadının cinsiyet organı. Uğursuz, sahipsiz, metruk.
AYRUK
Artık: Kavuşmadan dönemem, onu ayruk göremem. Başka. Muhalif. Ayrık, bir çeşit bitki.
TUTUK
Akıcı, rahat konuşamayan. Durgun, çekingen, sıkılgan. Kapalı, tıkalı. Kısılmış, kesik. Tutuklu. Sıkıntılı. Bir organ hareket edemez olmuş. Olması gereken gibi olmayan. Eski işlevini göremez duruma gelmiş.
UYKU
Dış uyaranlara karşı bilincin, bütünüyle veya bir bölümünün yittiği, tepki gücünün zayıfladığı ve her türlü etkinliğin büyük ölçüde azaldığı dinlenme durumu. Gerçeği görememe, aymazlık. Çevrede olup bitenin farkında olmama, gaflet, aymazlık. Doğada görülen sükûnet durumu.
ÇÜRÜK
Çürümüş olan. Sakat. Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan mor leke. İş göremez, hastalıklı. Sağlam bir temele veya kanıtlara dayanmayan. Sağlam ve dayanıklı olmayan.
ASTİGMATİZM
Gözün saydam tabakasında meridyenlerin eşitsizliği yüzünden net görememe durumu.
ELAĞUNA
Göremeden bir şey arama, el yordamı.