Kelimeler arşivinde; içinde "bun" olan, toplam 199 tane kelime bulunuyor. İçerisinde bun bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu bun ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında bun olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BUNGUNLAŞTIRMAK, BUNAKLAŞABİLMEK
BARBUNYAGİLLER, SABUNLAŞTIRMAK, BUNAKLAŞABİLME, BUNGUNLAŞTIRMA, SABUNCUKARGASI
SABUNLAŞTIRMA, BUNALTABİLMEK, BUNGAROTOKSİN, KARBUNKÜLOZİS
BUNGUNLAŞMAK, BUNALABİLMEK, BUNALIVERMEK, BUNALTABİLME, BUNAYABİLMEK, BUNAYIVERMEK, BUNDALIĞIMIZ, BUNOSTOMOZİS, BUNYAVİRİDAE, SABUNCUPINAR
BUNALTILMAK, SABUNLANMAK, SABUNLAŞMAK, ZEBUNKÜŞLÜK, ZEBUNLAŞMAK, SABUNKÖPÜĞÜ, BUNAKLAŞMAK, BUNALABİLME, BUNALIVERME, BUNAYABİLME, BUNAYIVERME, BUNGUNLAMAK, BUNGUNLAŞMA, KARGASABUNU, SABUNÇİÇEĞİ, YUMULBUNCUK
SABUNCULUK, SABUNLAMAK, SABUNLANIŞ, SABUNLANMA, SABUNLAŞMA, SABUNLAYIŞ, ZEBUNLAŞMA, AHBUNLAMAK, BUNAKLAŞMA, BUNALIMSIZ, BUNALSALIK, BUNALTILMA, BUNCACUĞUM, BUNCILAYIN, BUNETLEMEK, BUNLARINLA, BUNOSTOMUM, BUNSURAMAK, KABUNSUMAK, SABUNCULAR, SABUNDURUK, ZOBUNDURUK
BUNALIMLI, BUNALTMAK, BUNGUNLUK, SABUNHANE, SABUNLAMA, BUNASALIK, BUNCIKMAK, BUNCUKMAK, BUNDUKMAK, BUNDURMAK, BUNGALMAK, BUNGULDAK, BUNGUNMAK, BUNGUNNUG, BUNGUNNUK, BUNLANMAK, BUNSUKMAK, BUNUĞULAN, KARBUNKÜL, SABUNTAŞI, ÜŞBUNLARI, ÜŞBUNUNLA, YALBUNDAK
BARBUNYA, BUNAKLIK, BUNALMAK, BUNALTMA, BUNCAĞIZ, BUNGALOV, SABUNİYE, SABUNLUK, SABUNSUZ, ZEBUNKÜŞ, ZEBUNLUK, ABUNDANS, AHBUNLUH, AHBUNLUK, AHBUNNUH, BAYBUNUÇ, BUNALGIN, BUNATMAK, BUNCACIK, BUNCACUH, BUNCALAR, BUNCIVAZ, BUNCUCAH, BUNCUCUH, BUNCUĞAZ, BUNCULAH, BUNDURUK, BUNUKMAK, BUNUNNAN, DÜZBUNAT, Devamını Oku »»
BUNAKÇA, BUNALIM, BUNALIŞ, BUNALMA, BUNALTI, BUNAMAK, BUNAYIŞ, SABUNCU, SABUNLU, ABUNLUK, ABUNMAK, BUNALAK, BUNALAN, BUNALIK, BUNCALI, BUNCASI, BUNDASI, BUNELEK, BUNRAKU, DARBUNA, DİLBUNU, LABUNYA, ÜŞBUNCA, ÜŞBUNDA, ÜŞBUNUN
BUNAMA, BUNGUN, BUNLAR, BUNLUK, BUNMAK, BUNSUZ, BARBUN, BUNARI, BUNBUL, BUNBUR, BUNCAK, BUNCAL, BUNCAZ, BUNCUK, BUNDAK, BUNDAŞ, BUNDUK, BUNKUN, BUNNAN, BUNNAR, BUNSAK, KABUNE, KABUNİ, ÜŞBUNA, ÜŞBUNU
BUNAK, BUNCA, BUNLU, SABUN, ZEBUN, AHBUN, AJBUN, AKBUN, BUNAL, BUNAN, BUNAR, BUNAT, BUNDA, BUNDİ, BUNDU, BUNEK, BUNLA, BUNMA, BUNNA, BUNUZ, DUBUN, KABUN, KUBUN, RABUN, SUBUN, TABUN, ZABUN, ZIBUN, ZUBUN
BUNA, BUNG
BUN
BUN
Sıkıntı.
KARBUNKÜLOZİS
Çok sayıda karbunkül oluşması hâli.
BUNGUNLAŞMAK
Sıkıntılı duruma gelmek.
SABUNLAŞTIRMA
Sabunlaştırmak işi.
BUNALTABİLME
Bunaltabilmek işi.
BARBUNYAGİLLER
Dikenli yüzgeçliler alt takımına giren, vücutları iri pullarla kaplı, barbunya ve tekir türleri iyi bilinen bir familya.
BUNAKLAŞABİLME
Bunaklaşabilmek işi.
BUNALTABİLMEK
Bunaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.
BUNAKLAŞABİLMEK
Bunaklaşma olasılığı bulunmak.
BUNGAROTOKSİN
Nörotransmitterlerin salınımını engelleyerek felç ve ölüme neden olan, elapidae ailesindeki yılanlara ait venom.
BUNALABİLMEK
Bunalma olasılığı bulunmak.
SABUNCUKARGASI
Saksağan kuşu.
SABUNLAŞTIRMAK
Bir maddeyi sabun durumuna dönüştürmek.
BUNGUNLAŞTIRMAK
Sıkıntılı duruma getirmek.
BUNALIVERMEK
Çabucak bunalmak.
BUNGUNLAŞTIRMA
Bungunlaştırmak durumu.
Bu bölümde tanımı içerisinde BUN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AĞIR
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.
ANAHTAR
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Kurgu. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Herhangi bir olayda belirleyici olan. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Vesile, araç, vasıta.
AHLAKLILIK
Bir insanın veya bir insan grubunun iyi ve kötü açısından davranış biçimi ve ahlaki düşünüşü. Ahlak kuralları ile uyum içinde olma.
ARTIK
İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan. Daha çok, daha fazla. (a'rtık) Bundan böyle, bundan sonra. Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü. Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli.
AMAN
Yardım istenildiğini anlatan bir söz. Dikkat çekmek için kullanılan bir söz. Bir suçun bağışlanmasının istendiğini anlatan bir söz. Şaşma anlatan bir söz. Rica anlatan bir söz. Çok beğenmeyi anlatan bir söz: Aman ne güzel şey! Bu anlamda kullanıldığında buna da edatı da getirilebilir. (ama:n) Usanç ve öfke anlatan bir söz.
AHLAKLI
Ahlak kurallarına bağlı, bunlara uygun davranan (kimse).
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.
ALAY
Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. Bayram, cenaze vb. törenlerde sıralı olarak giden insan topluluğu, kortej. Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapma. Hayvan topluluğu. Genellikle üç tabur ve bunlara bağlı birliklerden oluşan asker topluluğu.
ANLAM
Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, meal, fehva, deme, mazmun, medlul, valör. Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ARAYICI
Bir şeyi aramayı iş edinen kimse. İstenilen yıldızı teleskobun görüntüsü içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağlı, görüş alanı geniş olan küçük teleskop.
ANGARYA
Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.
AÇIKLIKÖLÇER
Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan alet.
ANOFEL
Sıtma mikrobunu aşılayan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis).
ALTAYİSTİK
Altay grubuna giren Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Japon ve Korelilerin dil, edebiyat, kültür ve tarihleriyle uğraşan bilim dalı.
ARİTMETİK
Matematiğin, konusu sayılar, bunların özellikleri ve işlemler olan kolu, hesap. Matematikle ilgili.
AKÜMÜLATÖR
Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depolayan, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akımtoplar, akü.
ABLİ
Yatay serenlerin ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa, sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan halat veya palanga.
ARACI
Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.
ACENTE
Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.