BUN ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "bun" olan, toplam 120 adet kelime bulunmaktadır. bun ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu bun ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde bun olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

BUNAKLAŞABİLMEK, BUNGUNLAŞTIRMAK

14 harfli kelimeler

BUNAKLAŞABİLME, BUNGUNLAŞTIRMA

13 harfli kelimeler

BUNALTABİLMEK, BUNGAROTOKSİN

12 harfli kelimeler

BUNALABİLMEK, BUNALIVERMEK, BUNALTABİLME, BUNAYABİLMEK, BUNAYIVERMEK, BUNDALIĞIMIZ, BUNGUNLAŞMAK, BUNOSTOMOZİS, BUNYAVİRİDAE

11 harfli kelimeler

BUNAKLAŞMAK, BUNALABİLME, BUNALIVERME, BUNALTILMAK, BUNAYABİLME, BUNAYIVERME, BUNGUNLAMAK, BUNGUNLAŞMA

10 harfli kelimeler

BUNAKLAŞMA, BUNALIMSIZ, BUNALSALIK, BUNALTILMA, BUNCACUĞUM, BUNCILAYIN, BUNETLEMEK, BUNLARINLA, BUNOSTOMUM, BUNSURAMAK

9 harfli kelimeler

BUNALIMLI, BUNALTMAK, BUNASALIK, BUNCIKMAK, BUNCUKMAK, BUNDUKMAK, BUNDURMAK, BUNGALMAK, BUNGULDAK, BUNGUNLUK, BUNGUNMAK, BUNGUNNUG, BUNGUNNUK, BUNLANMAK, BUNSUKMAK, BUNUĞULAN

8 harfli kelimeler

BUNAKLIK, BUNALGIN, BUNALMAK, BUNALTMA, BUNATMAK, BUNCACIK, BUNCACUH, BUNCAĞIZ, BUNCALAR, BUNCIVAZ, BUNCUCAH, BUNCUCUH, BUNCUĞAZ, BUNCULAH, BUNDURUK, BUNGALOV, BUNUKMAK, BUNUNNAN

7 harfli kelimeler

BUNAKÇA, BUNALAK, BUNALAN, BUNALIK, BUNALIM, BUNALIŞ, BUNALMA, BUNALTI, BUNAMAK, BUNAYIŞ, BUNCALI, BUNCASI, BUNDASI, BUNELEK, BUNRAKU

6 harfli kelimeler

BUNAMA, BUNARI, BUNBUL, BUNBUR, BUNCAK, BUNCAL, BUNCAZ, BUNCUK, BUNDAK, BUNDAŞ, BUNDUK, BUNGUN, BUNKUN, BUNLAR, BUNLUK, BUNMAK, BUNNAN, BUNNAR, BUNSAK, BUNSUZ

5 harfli kelimeler

BUNAK, BUNAL, BUNAN, BUNAR, BUNAT, BUNCA, BUNDA, BUNDİ, BUNDU, BUNEK, BUNLA, BUNLU, BUNMA, BUNNA, BUNUZ

4 harfli kelimeler

BUNA, BUNG

3 harfli kelimeler

BUN

Bazı kelimelerin anlamları

BUN

Sıkıntı.

BUNALTABİLME

Bunaltabilmek işi.

BUNYAVİRİDAE

Bünyavirüsler.

BUNGUNLAŞMAK

Sıkıntılı duruma gelmek.

BUNOSTOMOZİS

Geviş getiren hayvanlarda Bunostomum soyuna bağlı kancalı kurt türlerinin neden olduğu sindirim sistemi hastalığı.

BUNALTABİLMEK

Bunaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.

BUNAYABİLMEK

Bunama olasılığı bulunmak.

BUNDALIĞIMIZ

Burada bulunduğumuz.

BUNGUNLAŞTIRMA

Bungunlaştırmak durumu.

BUNGUNLAŞTIRMAK

Sıkıntılı duruma getirmek.

BUNALABİLMEK

Bunalma olasılığı bulunmak.

BUNAYIVERMEK

Çabucak bunamak.

BUNAKLAŞABİLMEK

Bunaklaşma olasılığı bulunmak.

BUNALIVERMEK

Çabucak bunalmak.

BUNAKLAŞABİLME

Bunaklaşabilmek işi.

BUNGAROTOKSİN

Nörotransmitterlerin salınımını engelleyerek felç ve ölüme neden olan, elapidae ailesindeki yılanlara ait venom.

  -   -   -  

Anlamında BUN bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde BUN geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ANOFEL

Sıtma mikrobunu aşılayan bir tür sivrisinek (Anopheles maculipennis).

ARTIK

İçildikten, yenildikten veya kullanıldıktan sonra geriye kalan. Daha çok, daha fazla. (a'rtık) Bundan böyle, bundan sonra. Bir şeyin harcandıktan veya kullanıldıktan sonra artan bölümü. Büyük ve tam aralıkların yarım ses artmış hâli.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

ANAHTAR

Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Kurgu. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Herhangi bir olayda belirleyici olan. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Vesile, araç, vasıta.

ALTAYİSTİK

Altay grubuna giren Türk, Moğol, Mançu-Tunguz, Japon ve Korelilerin dil, edebiyat, kültür ve tarihleriyle uğraşan bilim dalı.

ALAY

Herhangi bir törende veya gösteride yer alan topluluk. Bayram, cenaze vb. törenlerde sıralı olarak giden insan topluluğu, kortej. Bir kimsenin, bir şeyin, bir durumun, gülünç, kusurlu, eksik vb. yönlerini küçümseyerek eğlence konusu yapma. Hayvan topluluğu. Genellikle üç tabur ve bunlara bağlı birliklerden oluşan asker topluluğu.

ARACI

Ara bulucu. Üretici ile tüketici arasında alım satım konusunda bağlantı kuran ve bundan kazanç sağlayan kimse, mutavassıt, komprador. İki şey arasında bağlantı kuran kimse, vasıta. İhracatçının ihracattan doğan alacaklarının büyük bir bölümünün malın yüklenmesinden hemen sonra, kalan kısmının ise para, malı alandan tahsil edildiğinde bir aracı banka tarafından ödenmesini sağlayan kredi veya yatırım tekniği.

AÇIKLIKÖLÇER

Bir mikroskobun açıklığını ölçmeye yarayan alet.

ARİTMETİK

Matematiğin, konusu sayılar, bunların özellikleri ve işlemler olan kolu, hesap. Matematikle ilgili.

AMAN

Yardım istenildiğini anlatan bir söz. Dikkat çekmek için kullanılan bir söz. Bir suçun bağışlanmasının istendiğini anlatan bir söz. Şaşma anlatan bir söz. Rica anlatan bir söz. Çok beğenmeyi anlatan bir söz: Aman ne güzel şey! Bu anlamda kullanıldığında buna da edatı da getirilebilir. (ama:n) Usanç ve öfke anlatan bir söz.

AHLAKLI

Ahlak kurallarına bağlı, bunlara uygun davranan (kimse).

ACENTE

Bir kuruluşun yaptığı işi onun adına kazanç karşılığında yürüten daha küçük kuruluş. Bu kuruluşun veya şubelerinin başında bulunan kimse. Bir kuruluşa bağlı olmaksızın sözleşmeye dayanarak belirli bir yer ve bölge içinde sürekli olarak ticarethane veya işletmeyi ilgilendiren işlerde aracılık eden, bunları o işletme adına yapan kimse. Banka şubesi. Vapur ortaklığı.

AKÜMÜLATÖR

Elektrik enerjisini kimyasal enerji olarak depolayan, istenildiğinde bunu elektrik enerjisi olarak veren cihaz, akımtoplar, akü.

AĞIR

Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.

ANGARYA

Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.

ABLİ

Yatay serenlerin ucuna bağlı bulunan ve bunları sağa, sola veya ortaya çevirmek için yararlanılan halat veya palanga.

ANLAM

Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, meal, fehva, deme, mazmun, medlul, valör. Bir önermenin, bir tasarının, bir düşüncenin veya eserin anlatmak istediği şey.

AĞIRLAŞMAK

Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.

AHLAKLILIK

Bir insanın veya bir insan grubunun iyi ve kötü açısından davranış biçimi ve ahlaki düşünüşü. Ahlak kuralları ile uyum içinde olma.

ARAYICI

Bir şeyi aramayı iş edinen kimse. İstenilen yıldızı teleskobun görüntüsü içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağlı, görüş alanı geniş olan küçük teleskop.