Kelimeler arşivinde; içinde "ayen" olan, toplam 17 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ayen bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ayen ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ayen olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
MUAYENEHANE
PAŞAYENİCE, KARAYENİCE
LAYENKATİ, MUAYENECİ, MÜBAYENET, OVAYENİCE
KARAYEN, PAYENDE, ACAYENİ, MUAYENE
DUAYEN, MAYENE
MAYEN, PAYEN, TAYEN
AYEN
AYEN
Köy ya da mahalle muhtarı. Dost, arkadaş, yeğen anlamında hitap. Muhtar.
OVAYENİCE
İstanbul kenti, Çatalca ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.
KARAYENİCE
Manisa kenti, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.
KARAYEN
Arkadaş.
PAYEN
Pagan.
ACAYENİ
Yepyeni, çok yeni.
PAYENDE
Duran, sürekli, daimi. Destek, dayanak.
DUAYEN
Aksakal. Kordiplomatikte kıdemlilik bakımından başta gelen diplomat.
MAYEN
Arapça kökenli muayyen.: muayyen; belli.
MÜBAYENET
Ayrılık, başkalık. Karşıtlık, uyuşmazlık.
MUAYENE
Bir kimsenin hasta olup olmadığını veya hastalığın ne olduğunu araştırma, sağlık muayenesi. Gözden geçirme, araştırma, yoklama, kontrol.
LAYENKATİ
Kesintisiz, aralıksız.
MUAYENECİ
Araştıran, yoklayan kimse.
PAŞAYENİCE
Edirne kenti, Meriç belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
MAYENE
Muayene.
MUAYENEHANE
Hekimlerin hastalarını muayene ettikleri yer.
Bu bölümde tanımı içerisinde AYEN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DİNLEMEK
İşitmek için kulak vermek. Uymak, baş eğmek, itaat etmek. Birinin sözünü, öğüdünü kabul edip gereğince davranmak. Kulakla veya dinleme aletiyle hastayı muayene etmek.
AKSİYON
Bir kuvvetin, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması. Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. Oyunun temasını geliştiren başlıca olay, hikâye, gelişim. Sermayenin belirli bir bölümü. Hisse senedi. Hareket, iş. İnsan etkinliğinin veya iradesinin açığa çıkması.
SEDİMANTASYON
Tortu oluşması, çökelme. Tortulaşma. Pıhtılaşması önlenmiş kanda, alyuvarların dibe çökme hızının ölçülmesiyle yapılmış olan bir tür kan muayenesi.
PERKÜSYON
Vurmalı sazlar. Tanı için parmak veya alet kullanılarak vurup dinlemekle yapılmış olan muayene.
KLİNİK
Hastanın bakıldığı, muayene edildiği yer. Vücut muayenesinde görülen (hastalık belirtisi). Hekim olacak öğrencilerin hasta başında uygulamalı olarak ders gördükleri hasta koğuşu.
AKSAKAL
Köyün veya mahallenin ihtiyar heyetinde olan kimse. Ermiş, evliya. Bir meslekte yaşça, kıdemce ileride ve yetenek bakımından üstün niteliğe sahip olan kimse, duayen.
ADSPEKSİYON
Gözle muayene.
PAGAN
Çok tanrıcı, payen.
ENDOSKOP
İnsan vücudunun herhangi bir boşluğunu, muayeneyi kolaylaştırmak için aydınlatıp görünür duruma getiren alet, içgöreç.
VERİMLİLİK
Verimli olma durumu, verimkârlık, mümbitlik. Yatırılmış sermayenin, bir kuruluşun veya bir yatırımın gelir sağlayabilme olanağı, rantabilite.
VİZİTE
Hekimin hastanedeki hastaları dolaşıp yoklaması. Muayene için hekime ödenen ücret.
ENDOSKOPİ
İnsan vücudunda, organ veya kovuk içlerinin endoskopla muayenesi, iç görüm.
BAKINMAK
Çevreye göz gezdirmek, araştırmak. Muayene olmak.
KARŞITLIK
Karşıt olma durumu, zıddiyet, mübayenet, tezat, zıtlık, kontrast. İki organ, iki sistem arasındaki görevlerin zıt olması durumu, karşı gelim. Bir teoremin karşıtının da doğru olması durumu. Başkalarının istek, dilek veya buyruklarının tersine davranma eğilimi.
KABİNE
Bakanlar Kurulu, hükûmet. Hela. Kabin. Hekim muayenehanesi.
RADYOSKOPİ
Bir organ veya cismin her türlü açıdan biçiminin ve hareketlerinin ışınlar altında incelenmesini sağlayan muayenesi.
OFTALMOSKOP
Gözün içini muayene etmek için kullanılan gereç.
ABDOMİNOSKOPİ
Karın boşluğundaki organların laparoskop yardımıyla görülerek muayene edilmesi.
BAKMAK
Bakışı bir şey üzerine çevirmek. Yoklamak, incelemek, denemek. Anlamak, farkına varmak. Gözetmek, korumak. İlgilenmek. Yapılabilmesi bir şeye bağlı bulunmak. Beslemek, geçindirmek. Bir şeyin gelişmesi veya iyi bir durumda kalması için emek vermek. Renklerde benzemek, andırmak. Bir iş birinden beklenmek. Hastayı muayene etmek. Bir şeyin yüzü bir yöne doğru olmak. Tedavi etmek için ilgilenmek. Bir işi yapmak, bir işi yapmakla görevli olmak. Aramak. Başka bir şeyle ilgilenmeyip elindeki veya önündeki işle uğraşır olmak. Uğraşmak, meşgul olmak.
AYRILIK
Ayrı olma durumu. Evlilik birliğinin yargıç kararı ile geçici bir süre için kaldırılması. Düşünce, görüş veya duygu arasındaki uymazlık, mübayenet. Birinden uzak düşme, firak, firkat.